![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Düşünce Özgürlüğü Katliamı! 26 Ocak 2012
Başbakan Erdoğan 24 Ocak Salı günü yapılan grup toplantısında, Hrant Dink meselesinin de Uludere meselesinin de devletin derin dehlizlerinde kaybolmasına izin vermeyeceğini, Uludere’de hayatını kaybeden vatandaşların yakınlarına 123 bin lira verileceğini, ve bu paranın da onlara analarının ak sütü gibi helal olduğunu söyledi. Başbakan bu konuşmayı Uğur Mumcu’nun katledilişinin üzerinden tam 19 yılı geçmişken ve failleri hala ‘bulunamamışken’ yaptı. Başbakan bu konuşmayı, Ceylan Önkol’un öldürülmesinin üzeriden 2 yıl 4 ay geçmişken ve yapılan onlarca araştırmada Ceylan’ın havan mermisiyle öldürüldüğü belirtilmesine rağmen yetkililer dosyayı “patlayıcı madde sonucu ölümün gerçekleştiği ve parçalanmış cesette patlayıcı maddeler bulunması nedeniyle otopsiye gerek duyulmadığına karar verildi” diyerek kapatmışken yaptı. Başbakan bu konuşmayı Uğur Kaymaz davasının üzerinden 8 yıl geçmişken, Uğur’u ve babasını öldürenler hakkında hiçbir ceza verilmemişken yaptı. Başbakan bu konuşmayı,10 yaşındaki Diren polis akrebinin altında kalıp ezilerek can vermiş ve yine yetkililer, Ceylan’da olduğu gibi kovuşturmaya bile gerek duymamışken yaptı. Başbakan bu konuşmayı, ülkenin her yerinden insan kemikleri çıkarken yaptı. Başbakan bu konuşmayı Şemdinli olayı hala aydınlatılmamışken, bu ülkede binlerce faili meçhul varken, cumartesi anneleri yıllardır her Cumartesi kaybolan çocuklarının hesabını sorarken ve cümle devlet yetkilileri üç maymunu oynarken yaptı. Anlaşılan Başbakan ya bu ülkede yaşamıyor ya da derin dehlizlerden bahsederken suyun yüzeyinde olan gerçekleri suyun derinliklerine atmakla uğraşıyor. Bir yandan hükümet ve ordu sanki halkın üzerine bombalar uzaylılar tarafından yağdırılmış gibi bir özrü bile çok görerek sorumluluktan kaçmaya çalışırken bir yandan Hrant’ın katillerini aklama derdine düşülüyor. Ve başbakan diyor ki hiçbir şey derinlerde kalmayacak. Başbakan Uludere’de hangi ülkenin olduğunu bilmediği uçaklar gelmiş de 50 köylünün üzerine bomba yağdırmış gibi davranırken, dilediği davayı Ergenekon’a bağlamak konusunda hiçbir zorluk çekmeyen AKP iktidarının, Hrant Dink suikastı davasında örgüt bulamayan yargısı çıkıyor karşımıza. Daha ilk gün cinayetin "örgütlü" olmadığını ilan edecek kadar bilgi sahibi emniyet müdürü vali yapılarak, Dink'i makamına çağırıp tehdit eden vali AKP milletvekili yapılarak, muhbirinden istihbarat dairesi başkanına kadar cinayetle bağlantılı polisler korunup aklanıyor ve Dink cinayeti iki milliyetçinin bireysel eylemi derecesine indirgeniyor. Ve başbakan diyor ki hiçbir şey derinlerde kalmayacak. Bu olayı çözmek için daha kaç 5 yıl gerekiyor? Başbakan derinler/ karanlıklar tartışması yaparken bir olayı daha çoktan çözmemek üzere derinlere attığını anlatmak istiyor olmasın? Yine aynı grup toplantısında Başbakan “Fransa ulusal meclisinde ardından senatoda yapılan oylama ve kabul edilen teklif aleni bir ayrımcılıktır, ırkçılıktır. Çok açık bir şekilde düşünce özgürlüğü katliamıdır.” diyerek insan hak ve özgürlükleri nutukları çekerken, Türkiye’de 247 Türkçe yayın yapan kanal dışında Kürtçe yayın yapan (TRT-ŞEŞ bir yana bırakılırsa) tek kanal olan ROJ TV’nin yayını, Türkiye’nin baskıları sonucunda daha Danimarka mahkemesinin verdiği kararın temyiz süreci bile bekletilmeden durduruluyor. Başbakan acaba kullndığı sözcüklerin anlamını bilmiyor mu? Türkiye basın özgürlüğünde dünyada 179 ülke arasında 148. sırada gelirken, 6 bini aşkın aydın, sanatçı, akademisyen, demokrat, siyasetçi, gazeteci KCK adı altında Kürt siyasetçi avına dönen operasyonlarla sorgusuz sualsiz cezaevlerine atılmışken, başbakan düşünce özgürlüğünden bahsedebiliyor ve hatta başka bir ülkeye ders bile verebiliyor. Sadece ROJ TV’nin kapatılması sürecinde uygulanan baskılara bakmak bile AKP hükümetinin “ifade özgürlüğü” konusunda ders vermeye değil ders almaya ihtiyacı olduğunu göstermeye yeter. Medya TV’nin kapandığı yıl açılan Roj TV, Danimarka üzerinden yayınına başlar başlamaz, Türkiye ROJ TV’nin kapatılması ile ilgili başvurularda bulunmaya başladı. 2005 yılında televizyonun kapatılmaması için Danimarka Başbakanına başvuruda bulunan eski DTP’nin 56 belediye başkanı hakkında soruşturma başlatıldı ve 53’ü hakkında 2 ay 15 gün hapis cezası verildi. Nisan 2009’daki NATO zirvesinde Türkiye, Danimarka eski Başbakanı Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri olması önüne veto tehdidini koydu. Kısa bir süre sonra yürütülen kirli pazarlıkların ardında Türkiye’nin Roj TV şantajının olduğu ortaya çıktı. Kriz sonrasında Danimarkalı üst düzey iki savcı Roj TV soruşturmasının hızlandırılması için Türkiye’ye geldi. 2010’da Danimarka Adalet Bakanı Lars Berfoed, 5 yıllık soruşturma sonucunda Kopenhag Başsavcısı Jörgen Steen Sörensen’in talebi üzerine Roj TV hakkında “terörle mücadele yasası”ndan dava açılmasına karar verdi. Savcı, Roj TV’nin “PKK propagandası yaptığı ve bu örgüt tarafından finanse edildiğini” iddia ederek, kapatılmasını ve kamulaştırılmasını istedi. Soruşturma sürecinde de Türklerin talepleri üzerine savcılar Türkiye’ye giderek bazı itirafçılarla görüştü ve şu anki iddianamenin büyük kısmının itirafçıların konuşmalarına dayandığı öğrenildi. 10 Ocak 2012 Dünya Gazeteciler Gününde Cemil Çiçek ”Zamanın canlı tanığı olan gazeteciler, kalemlerini tarafsız, özgür ve halkın yararına kullanabildikleri ölçüde dünyanın daha yaşanabilir hale getirilmesi için hizmet verebileceklerdir.” açıklamalarını yaparken Türkiye’nin baskıları sonucunda açılan ROJ TV’ye kapatma davası Danimarka’da görülmekteydi. Mahkeme, Kürt televizyonunu PKK lehine propaganda yapmakla suçlarken, Roj TV’nin lisansını iptal etmedi. Ve en son Fransa’nın “soykırımı inkar etmeyi” suç kabul eden yasayı kabul ettiği günlerde Fransa, Eutelsat’a bağlı uydular üzerinden yayın yapan ROJ TV’nin yayınına erişimi engelledi. Çoğu Kürt basın emekçisi 100’ü aşkın gazeteci hapiste. AKP hükümeti Kürt halkının sesini kısmak için elinden geleni ardına koymuyor. Bu kadar “ifade özgürlüğü” nutukları atmalarına bakıp keşke “soykırım yoktur” diye Paris sokaklarında özgürce bağırabilmek hakkı elden gidince de olsa düşünce özgürlüğünün kıymetini anladılar diyebilseydik!
|
|
|
Loading
|