YAZILAR  |  GAZETE ARŞİVİ  |  HABER ARŞİVİ  |  21 EYLÜL KOMPLOSU  

İffetinizden Bıktık!

YEŞİM ERGÜN

25 Kasım 2011

 

Yeni yayın dönemi İffet, Bir Çocuk Sevdim, Sensiz Olmaz gibi tecavüzü, tacizi, şiddeti, güçsüz kadın imajını, kadınların beden bütünlüğünü bozan birçok saldırıyı meşrulaştıran, tecavüzün kadına yaşattığı derin psikolojik travmayı yok sayan dizilerle açıldı. Ne yazık ki bunlar ilgi gördü ve görmeye de devam ediyor. Mesela İffet dizisindeki tecavüz sahnesine ilişkin fragman ve haberler aynen Fatmagül’ün Suçu Ne? dizisinde olduğu gibi tıklanma rekoru kırdı.

Medya araçları gerek popüler dizileri, gerek üçüncü sayfa gazete haberleri ve özellikle de reklamlar aracılığıyla kadına yönelik şiddeti doğuran ve yaygınlaştıran inançları ve kabullenişleri toplumda normalize ediyor. Hep aynı kadın tipolojileri çıkıyor karşımıza, medya kadını belli imge ve yaşam tarzları içine hapsediyor ve böylece normalleşiyor şiddet. Dizilerde, filmlerde görülen tipik anne karakteri, yuvası için ev içindeki şiddete, ekmek parası için patronunun tacizine boyun eğen 'fedakâr anne’dir, bunun dışında kalan kadınlar marjinalleştirilir. Yayına giren dizilerde en göze çarpan durum kadınların hayatlarında onlara eziyet eden erkeklere mecbur bırakılmalarıdır.

Genelde diziler her gün sokak ortasında kadınların katledilmesine yol açan ‘genel ahlak’ kalıplarını meşrulaştıran rol modeller üzerinde oturtulur. Şiddet normalleşir, tecavüz sıradanlaşır ve cinayetler kanıksanır böylece. Dizilerde ve filmlerde karşımıza çıkan kadın rol modellere kısaca bakarsak bir kadın kahraman evlenmeden önce erkekle yatağa giremez; ama kadın daha önce evlenmiş ve boşanmışsa bu mümkündür. Ev işlerini kadınlar yapar. Ancak ‘hafifmeşrep’ ya da ‘kötü’ kadınlar cinsel açıdan rahat davranır. Eğlence mekânlarına gidenler ‘kötü kadın’lardır. Kadın kahraman tecavüzcüsüne aşık olursa erkeğin tecavüz eylemi ortadan kalkmış olur. Kız kardeşine tecavüz edilen adam mahkemeye başvurursa izleyicinin kahramanı olmaktan çıkar. Hukuktaki boşlukları göstermeye kalkan dizi izlenmez. Tecavüz eden erkeğin cezası hukuk yoluyla değil, mafya tarafından öldürülmek suretiyle verilebilir. Kadının yeri ne kadar kötü de olsa kocasının yanıdır, ‘iyi kadın’lar hayatları boyunca tek erkeğe bağlı kalırlar. İyi kadınlar iyi annelik, güzel yemek yaparlar…

Örneğin toplumun vicdanını kanatan Ayşe Paşalı cinayeti Sensiz Olmaz dizisinde tam bir modele dönüşmüştür. Astığı astık kestiği kestik, mutlak hakim, yıkıcı, karşısındakinin özgürlüğünü tanımayan; ama tüm bu özelliklerine rağmen aşık olunan ve uğruna yaşamlar feda edilen rollerde hep erkekler olurken, onlara tâbi rollerde kadınları izlemekteyiz.

Bir diğer TV dizisindeyse üç kişinin bir kadına tecavüzünün ertesindeki sürecin akışına baktığımızda, kadın tecavüzcüsüne aşık olmaya başlar, psikolojisi bozulan ‘kocasına’ yardımcı olmaya çalışır ve olayın arka planı o kadar görmezden gelinir ki durum masum bir aşk hikayesine dönüşerek tecavüzün unutulması özellikle izleyiciler açısından bir beklentiye dönüşür. Buysa sıkça görülen tecavüze uğrayan kadının tecavüzcüsüyle zorla evlendirilmesi vakasının medya tarafından çarpıtılıp gerçekle bağı olmaksızın bambaşka şekilde anlatılmasıdır. İffet dizisine bakarsak tecavüz olayının üstünün tamamen kapatıldığını görürüz. Kadın tecavüzcüsü ile evlenmek istediği halde, o erkek daha zengin bir kadını tercih eder. Böylece biz tecavüzün kadının beden bütünlüğünü parçalayan bir olay olduğunu unuturuz, sadece o erkeğin İffet ile evlenmeyerek ‘kızı ortada bırakmasına’ odaklanırız. Yani tecavüz normaldir “yeter ki tecavüz ettiğiniz kadınlarla evlenin” mesajı verilir.

Bu dizilerin konu edildiği talk show programlarındaki espri anlayışıysa bizim için incelenmesi gereken bir başka nokta. Talk show’larda kadın sadece bedeni üzerinden konuşulası varlıklar halinde sunulup, ‘müstehcen şeyler’ eleştiriliyormuş gibi yapılırken şiddete, tecavüze aynı oranda eğilinmediği için bunların meşrulaştırılmasına katkı sağlanmaktadır. Söz konusu durum kadın bedeni üzerinden reyting sağlamaya çalışmaktan, kadınların uğradığı tacize bir taciz daha eklemekten başka bir şey değildir.

Ya haber izleyeceğimizi umut ettiğimiz fakat hep birbirini taklit eden eril söylemlerle karşılaştığımız haber programları… Haberlerde kadının sırf kadın olmaktan ötürü  yaşadığı taciz, tecavüz, cinayet, her türlü şiddet  'talihsizlikler silsilesi' olarak anlatılır. Özelikle kadın cinayetleri haber edilirken kadının kocasının dediklerini yapmaması, geç saatte eve gelmesi, genç olması, güzel olması ve böyle hazin bir sonu olması kadının 'kadersizliği' olarak vurgulanır. Kadın cinayetleri bir nedensellik içerisinde verilir. Mesela  ‘eve geç geldiği için öldürüldü’ dendiğinde kolayca eve geç gelenin öldürülebileceği anlamı çıkartılabilir. Aynı zamanda kadını daha fazla kurbanlaştırmaya, öldüreni canavarlaştırmaya çalışırken korku filmi efektlerine benzer fon müzikleriyle kadın cinayeti haberleri bir kurmaca havası katılarak sunulur, izleyici ürkütülür. Bu şekilde de cinayet önemsizleştirilir ve olay örgüsü bir nedensellik içerisinde izlemeye değer kılınır.

Evlilik programlarında,  aile terapistlerinin programlarında ise karı-koca arasında küçük tatsızlıkların normal, kavgaların evliliğin tuzu biberi olduğunu anlatmaları yoluyla şiddet normalleştirilir. Ağlayan, acı çeken, tacize, tecavüze uğrayan kadınlar ile ekranlar doldurularak onların içinde bulunduğu durum acıma duygusuyla beraber kanıksanır ve normalleşir yine, yeniden.

Bir 25 Kasım günü etrafımızı saran şiddet sarmalına karşı kadınlar seslerini yükseltirken, bu şiddeti meşrulaştıran, komikleştiren, bir nedensellik içerisinde algılanmasını sağlayan medyanın da bu şiddetin en büyük suç ortaklarından biri olduğunu görmek zorundayız.

O zaman yazıyı Mediz’in ‘medyada şiddete son’ kampanyasının sloganı ile bitirelim:

“Medyanın arka sayfasında ‘Güzel’, gündüz kuşağında ‘Kurban’ ya da ‘Cani’ hikâyelerinde  ‘Fedakâr Anne’, ‘İyi Aile Kızı’ ya da ‘Kötü Kadın’, siyaset sayfalarında ‘Başörtüsü’ ya da “Bayrak Taşıyıcısı’ ve mutfağında çalışıp görünmez olmaktan bıktık!”

 

>>Yeşim Ergün'ün yazıları


     
 
Loading