YAZILAR  |  GAZETE ARŞİVİ  |  HABER ARŞİVİ  |  21 EYLÜL KOMPLOSU  

Hesaplaşma Alanı: Suriye

M. ULAŞ BAYRAKTAROĞLU

20 Şubat 2012

 

 

Petrolünü başka müşterilerine satacağını açıklayan İran, Fransa ve İngiltere menşeli şirketlere ham petrol satışını durdurduğunu açıkladı. Karşılıklı hamlelerle Ortadoğu’daki hegemonya mücadelesi gittikçe kızışmaktadır. İran’la “batılı” emperyalistler arasındaki çelişkinin ana karakterini iki tarafın da doğrudan sıcak bir savaşa girmekten kaçınması oluşturmaktadır. Diğer taraftan İran’ın sürekli askeri seçeneği (Hürmüz boğazının kontrolü, askeri tatbikatlar, silahlanma v.b.) masaya sürmesi emperyalistleri şiddetli bir karşılık verme yolunda zorlamaktadır. İran oldukça fazla müttefike sahip olduğu kendi coğrafyasında avantajlı olduğunu düşünmektedir. İran’a müttefikleri üzerinden bir ders verme planını ABD işletmeye başlamış gözüküyor. Hedef olarak Suriye’nin seçildiği de ortada.

Suriye’nin hedef olarak seçilmesinin temel nedeni İran’la ve Rusya ile yürüttüğü müttefiklik ilişkisidir. Ayrıca Suriye ABD tarafından kolay yutulabilecek bir lokma olarak hesaplanmaktadır. Çünkü Esad iktidarı dayandığı kültürel köken açısından da bir azınlık iktidarı. Diğer etnik kökenlerin ve mezheplerin üzerinde uzun yıllar boyunca Esad “ailesi” totaliter bir yönetim sürdürdü.  Bugün için bütün anti propagandaya rağmen Esad rejiminden hiç hoşnut olmayan Sünniler emperyalist bir müdahaleden açıkça yana olmadıklarını belirtmekteler. Kürtler de yaşadıkları bölgelerde bağımsız duruşlarını sergilemeye devam ediyorlar. Bu nedenlerle bugüne kadar ilerlemesi gereken emperyalist müdahale planları aksaklıklar yaşamaktadır. Libya benzeri bir senaryonun henüz hayata geçemediğini belirtmek yanlış olmaz.

Suriye’de kimin yerleştirdiği belli olmayan bombalar provokasyon yaratabilecek çeşitli “hedeflerde” patlatılmakta ve suikastlar düzenlenmektedir. Suriye’de etnik ve mezhep çatışmalarının emperyalist güçler tarafından kışkırtıldığı ortadadır.  ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden bu konuda şöyle demişti:

“Devlet Başkanı Beşar Esad ve rejimi Suriye’deki istikrarsızlığın kaynağı. Sadece Suriye’de değil ötesinde de mezhep çatışması yangınına körükle giderek en büyük tehlikeyi oluşturuyorlar”

Aslında Biden tümüyle haksız sayılmaz. Mezhep çatışmaları çıkarıp durumdan kendi lehine yararlanma yöntemlerini emperyalistler gibi yerel iktidarlar da kullanmaktadır. Fakat bu yaklaşım Suriye içinde uyguladıkları iç karışıklık çıkartma yönteminin faturasını Esad’a yükleme çalışmasıdır. Esad hükümetinin Lübnan veya Filistin gibi ülkelerde böyle faaliyetlerde bulunduğunun öne sürülmesinin mantıklı bir yönü bulunabilir. Fakat kendi ülkesinde hem de emperyalist işgal tehdidi altindayken iç çatışma çıkarmaya çalışmasının mantıklı bir açıklaması yoktur.

Suriye’deki “isyanın” (kargaşanın) önemli merkezlerinden biri de Türkiye’dir. Hükümet muhaliflere açıkça kapısını açmış ve onları desteklemektedir. Bu konuda ABD ile bir anlaşma yapıldığı ortadadır. Fakat bu anlaşmanın duruma göre değişmekte olduğu ve birçok başka bölgesel ve dünya çapında etkili odağın hareketleri ile biçim aldığı da çok açık bir şekilde görülmektedir. TC’nin bölgesel önemi oldukça artmıştır. Buradan ABD işaret verdiğinde Suriye’ye TC’nin askeri operasyon yapacağı çıkartılmamalıdır. Pazarlıklar yapılmıştır ve yapılmaya devam edilecektir. Öncelikle hükümet PKK’nin tümüyle tasfiyesini istemektedir. Bu doğrultuda siyasi yöntemlerin yanında katliamlara dayalı askeri harekatlar da planlanmaktadır. Ayrıca TC muhtemel Suriye işgalinden pay almak ve Irak’taki menfaatlerini geliştirmek istemektedir. Ve Kıbrıs’taki varlığının resmen tanınmasını istemektedir. Geçenlerde “Rum kesiminin” elindeki gazı “Kuzey Kıbrıs’ın” tanınması karşılığında Avrupa’ya dağıtabileceğini belirtmesi boşuna değildir.

Neredeyse devletin kuvvetinin bütününe yakını kontrol altına alan hükümete ABD çeşitli kurumlarda mevzilenmiş Fethullah’çılar eliyle bir ders vermeye kalkışmış ve muvaffak olamamıştır. Hükümet kendisine operasyon yürütenlere karşı yasa değişikliği ile sert bir cevap vermiştir. Sürecek pazarlıklarda hükümetin eli güçlenmiştir desek yanlış olmaz. Bütün bu anlatmaya çalıştığımız süreç son tahlilde zorunlu olarak emperyalistlerle Suriye’ye karşı işbirliği yapacak hükümetin ne biçim bir taşeronluk yapacağı ile ilgilidir. Kurtuluş’un aşağıdaki paragrafın başında devletin atipik ikili karakteri üzerine yaptığı tespit konunun daha iyi kavranılması açısından önemlidir:

“Türkiye emperyalizme bağımlı bir ülke olsa da, mazlum bir ülke değildir. Türk devletinin sömürgeci karakteri demokratik devrim sürecine Türkiye’ye [özgü] bazı özgünlükler kazandırmaktadır. Bu özellik demokratik devrim sürecinin … temel işlevinin sol milliyetçi ve sol liberal çizgiye sürüklenmeden enternasyonalist bir yaklaşımla geliştirilmesi için bir yandan iki ülke halklarının mücadele birliğini eksen alan stratejik bir ittifakı, diğer yandan anti-emperyalist mücadelenin anti-kapitalist ve anti-şovenist bir içerikle yürütülmesini zorunlu kılmaktadır.” (“Temel Politik Perspektiflerimiz”, Devrim Yolunda Kurtuluş, Nisan 2009, sayı 5, s. 18.)

Egemenler arasındaki çatlaklara ve ayrımlara göre devrimci rota belirlenemez. Devrimci rota burjuva iktidarını alaşağı etmek ve yerine proletarya iktidarını inşa etmeye göre belirlenir. Programda ayrıntılar, bütünlük ve hedefte netlik önemlidir. Elbette daha da önemlisi programın ne kadar hayata geçebildiğidir. Suriye’nin ve tüm Ortadoğu’nun emperyalist işgale karşı korunmasının tek yolu bölgesel devrimci mücadelenin güçlenmesidir.

 

>>M. Ulaş Bayraktaroğlu'nun yazıları

 


     
 
Loading