YAZILAR  |  GAZETE ARŞİVİ  |  HABER ARŞİVİ  |  21 EYLÜL KOMPLOSU  

Evlerimizi Yıkmaya Kalkanların Saraylarını Başlarına Yıkacağız!

M. ULAŞ BAYRAKTAROĞLU

16 Ocak 2012

 

“Kentsel dönüşüm projesi” adı altında planlanan halkın barınaklarını yıkım planları fiilen hayata geçirilmeye başlanmıştır. Yaklaşık 20 yıl önce kentin çeperlerinde kalan varoşlar gelişen ve büyüyen metropollerin ortasında kaldılar. Burjuvazi bu alanlara gözünü dikti ve bu alanları gasp ederek rant elde etmek istiyor. Hükümet bu halkın evlerinin kurulu olduğu alanları TOKİ  vasıtasıyla burjuvaziye peşkeş çekmeye çalışmaktadır. Öyle ki halkın yaşam alanlarını TOKİ’ye satmış ve halk yasal olarak TOKİ ile karşı karşıya bırakılmıştır.

TOKİ  planlaması  sadece bir inşa faaliyetini kapsamamaktadır.  Gerçekte TOKİ  bir yıkım ve gasp faaliyeti ile karışık bir şekilde yürütülen hükümetin halkın kaynaklarını (başta kendisine yakın olanlara olmak üzere) burjuvaziye aktarma planıdır. Bu yıkım faaliyeti kısa, orta ve uzun vadeye yayılarak aşamalı bir biçimde uygulamaya koyulmuştur. Önce TOKİ ucuza halka ev satıyor diyerek uzunca bir dönem burjuva medyasından propaganda yapıldı. Durumun propaganda edildiği gibi olmadığı kısa bir zaman sonra ortaya çıktı. TOKİ’nin  “ucuza” sattığı evlerden çok yüksek fiyattan pazarladığı evlerin varlığı ortaya çıktı.  Sonra varoşlarda oturan halk haksız rant elde ediyormuş gibi gösterilmeye çalışıldı. Ve emekçi semtlerindeki halk yıkım sopası zaman zaman gösterilerek korkutulmaya çalışıldı. Bir semtteki evlerin tümü değil birkaç tanesi yıkılarak diğer gecekondu sahiplerine gözdağı verilmeye çalışıldı. Yıkım sopasıyla korkutulan halkın evleri ucuza kapatılmaya çalışıldı. İnsanlara evlerini satmazlarsa hiçbir şey elde edemeden başlarına yıkılacağı tehditleri yapıldı. Emekçi semtleri üzerine yapılan projeler oralarda yaşayan halka danışılmadan gizlice yapıldı. En son olarak da deprem bahanesi kullanılarak yıkım saldırısının meşrulaştırılarak hızlandırılması amaçlandı. Son olarak emekçi semtler çevik kuvvet polisi kuşatması zoruyla tehdit edilerek açık zor yoluyla boşaltılmak istenmektedir.

Halk evlerini yıktırmamak için polis ile karşı karşıya gelmek zorunda kalacaktır. Çünkü burjuvazi kendi amaçlarına ulaşabilmek için polisi direnen halkın üzerine gönderecektir. Halkın üzerine saldırtılan “çevik kuvvetin” yine yoksul halkın içinden devşirilen polisler olduklarını belirtmek önemlidir. Daha evvel de olduğu gibi yoksullar yoksullarla çatışacak ve sömürücü asalak burjuvazi saraylarında keyiflerini sürmeye devam edeceklerdir. Yani başka gecekondulardan gelenler onlara giydirilen (ve tabi ki kendilerinin de tercih ederek giydikleri!) üniformalarının içinde başka yoksulların evlerinin yıkılması için dövüşeceklerdir. Polis üniforması giyildiğinde insan başka biri olmaz. Ne üniforma giyerse giysin insan yine kendi sınıfının gerçeğini yaşar. Platon’un sınıflı toplum yapısını tahlil ederken polis ve asker gibi “koruyucularla “ ilgili tespitleri polisin halk karşısında düştüğü durumu anlamak açısından önemlidir. Çünkü günümüzde de burjuvazinin ideolojik propaganda tarzı Platon’un sınıflı toplum yaklaşımına benzer bir sistem şeklinde (özünde) uyuşmaktadır. Platon’un oluşturduğu “mitosa” göre bütün insanlar aynı topraktan doğdukları için kardeştirler. Fakat onları yaratan Tanrı her bir “sınıfın” mayasına farklı cevher katmıştır. Bu cevherler ayrı üç sınıfın oluşmasını sağlamıştır. Toplumun yöneticileri (filozoflar) altın cevherlidirler, toplumun koruyucuları gümüş cevherlidirler, üreticiler (köylüler, zanaatkarlar) demir ya da tunç cevherlidirler.  Platon’a göre bu sınıflar kendilerini tekrar kendi içlerinden yeniden üretirler. Her ne kadar koruyucular sınıfı örneğinde görüldüğü gibi ideolojik olarak bu sınıflandırma bugün de meşrulaştırılmaya çalışılsa da gerçekte polis ve asker gibi “koruyucuların” üredikleri kesim başta işçi sınıfı olmak üzere yoksullardır. Bu noktada sınıfın sınıfı denetlediği bir kısır döngü sisteminden bahsediyoruz. Bu kısır döngü kırıldıkça “kapitalist devlet eski eserler müzesindeki tunç baltanın yanındaki yerini” alacaktır.

Yalılarda villalarda yaşayan burjuvazinin halkın hangi koşullarda yaşadığı umurunda değildir. Kentin merkezlerini halktan yoksullardan arındırarak alışveriş ve iş merkezleri haline getirmek istemektedirler. Kapitalist megapolün kurgusu sömürünün halkın günlük yaşamında devam ettirilmesi ve yoğunlaştırılması üzerinedir. Fabrikada çalışırken, hizmet sektöründe, alışveriş esnasında, yolculuk ederken, barınırken, tedavi olurken her evrede bir şekilde emek gücüne el koymayı hedefler burjuvazi. İşçi sınıfı on yıllarca evvel kırsal bölgelerden kentlere göç eden insanlardan teşkil oldu. Kırsal bölgede yaşayan halk ekmek parası için büyük kentlere göç ettiğinde kentlerde barınacak alanları yoktu. Fabrikalarda çalışırken kentin çeperlerine kendi evlerini yaptılar. Burjuvazi hem bu varoşlarda yaşayan halkın emek gücüne el koydu hem de onların en doğal hakları olan barınma haklarını kabul etmedi. Yıllarca süren mücadeleler sonucunda emekçilerin oturduğu semtler oluştu. Emekçiler bugün varoş diye adlandırılan bölgelerde evlerini kendi alın terleriyle yaptılar. Toprak ona emek harcayanın ev de içinde oturanındır.

Bu emekçi semtleri kapitalizm tarafından yıllar boyunca adım adım kuşatıldı. Adeta çeperdeki varoşlar megapol tarafından yutuldu. Şimdi yeniden kapitalizm yuttuğu emekçilere ait olan semtlerde yaşayan işçi sınıfını kentin uzaklaşan çeperlerine sürmek istemektedir. Bu yıkım ve sürgün terörüne karşı tüm işçi sınıfı ve emekçiler birleşmeli ve “herkese barınma hakkı” talebiyle mücadeleyi yükseltmelidir.  Emekçi semtlerinde bu mücadelenin örgütlenmesi devrimcilerin bugün asli görevlerinden biridir.

>>M. Ulaş Bayraktaroğlu'nun yazıları

 


     
 
Loading