![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Direniş Noktası ve Teşkilinin Yöntemi 19 Aralık 2011
Yeni statüko iktidarını tümüyle hakim kılmak için yeni taktik evresinde toplumun bütün muhalif kesimlerini bastırmak için saldırmaktadır. Hükümet yandaşı olmayan tüm kesimler için adeta geri çekilme noktası kalmamıştır. Her imha edebildiği direniş odağını hükümet halka karşı psikolojik yıldırma yıpratma argümanı olarak kullanmaktadır. Bu noktadaki amaç topluma korku ve panik havası yaymaktır. Böylece muhtemel direniş potansiyelleri tüketilmeye çalışılmaktadır. Geliştirilmeye çalışılan bu süreçten elbette devrimci saflar da etkilenmektedir. Bu duruma karşı her devrimci odak kendi pozisyonlarını belirlemektedir. Bazı yapılar kendi öz direnişlerini salt iradeci yaklaşımlarla örgütlemeye çalışmaktadırlar. Bu politika “daha sıkı duralım, direnelim” tarzında başlıklarla örgütlenilmeye çalışılmaktadır. İradeyi örgütleme ve ondan maksimum verim alma yaklaşımı yanlış bir yöntem değildir ama eksiktir. Bazı yapılar ise adeta kendi geçmişlerinden ve durumlarından pişman bir şekilde denize düşen yılana sarılır biçiminde her tür sağcılıktan medet ummaktadırlar. Kendi sağından medet uman bu yapılar düzene entegre olmaktan bir türlü kurtulamamışlardır. Soyut yaklaşımlarla bugünün mücadelesinin gereklerine cevap veremeden üstten yaklaşımlarla devrimci mevzilerin oluşturulmasının reel tartışmalarından kaçınılmaya çalışılmaktadır. Geçmişin mücadele deneyimlerinin hem doğruları hem de yanlışları günün ve geleceğin mücadele ihtiyaçlarını daha güçlü bir biçimde karşılayabilmek açısından objektif bir biçimde ele alınmalıdır. Bu bağlamda her devrimci yapı programatik ve örgütsel açıdan kendi aksiyomlarını net bir biçimde ortaya koymalıdır. Oportünist yaklaşımlara izin vermeyecek bir netlik ve açıklıkla ortaya konulan yaklaşımlar egemenlere karşı kurulması gereken devrimci cephenin imkanlarını kuvvetlendirecektir. Öyle ki kimle nasıl ve nereye kadar yürünebileceği daha net bir şekilde belirlenebilecektir. Bizim açımızdan işçi sınıfının devrimci rolü, Marksist-Leninist ilkelerle oluşturulmuş işçi sınıfının devrimci örgütünün devrim için gerekliliği temel aksiyomlarımızı oluşturmaktadır. Yine her ne kadar çok bilinen bir gerçek olsa da, bir partinin, oligarşik diktatörlüğün ve emperyalizmin günümüz koşullarındaki tahakküm koşullarında, hem yasal hem de devrimci olmayacağını belirmekte fayda var. Aynı absürd tartışma yasal yerine ”açık” kavramı koyularak pasifizm ve yasalcılık kamufle edilmeye çalışılmaktadır ki bu daha vahim bir yaklaşımdır. Hem yasal (ya da çarpıtılan deyimle açık) hem de devrimci parti kurmak isteyenlerin “açık” (çarpıtılmayan deyimiyle yasal) veya “devrimci” kavramlarından birinden vazgeçmeleri zorunludur. Bu durumları netleştirdikten sonra devrimci birlikteliklerin ve halk saflarındaki diğer partilerle mücadele birliklerinin teşkil edilmesinin önü açılacaktır. İlişiklerimize devrimci yöntemler hakim olacak ve burjuva politikacılığının yarattığı rekabetçi ortam ortadan kalkacaktır. Böylece aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde toplanma kabiliyetini gösterecektir. Ve bu birleşerek örgütlenen ve ayrı durmalarına neden olmayan yapılar kendi kulvarlarında mücadeleyi yükseltme imkanını bulacaklardır. Bir ilerki evrede ise halk saflarındaki bu yapılar daha genel ortaklaşılan hedeflerle devrimci birleşik yapılar (cephe, mevzi, platform…) kurabileceklerdir. Geçmişin birlik deneyimlerinde yanlış olan hedefe yönelik devrimci örgütlerin inşa edilememiş olmalarıydı. Yoksa ister bir birleşik yapıdan önce var olan ya da sonra oluşmuş olan çoğulcu yapılar asla yanlış değildi. Unutulmamalıdır ki ayrım noktaları bilinerek kurulan devrimci ve denetime açık ilişkiler kısa zamanda bölünmeyi kolaylaştıracak monolitik toptancılıktan çok daha kullanışlıdır. Yoksa her tür burjuva politikacılığının yapıldığı birleşik yapılardan (parti, cephe , platform v.b.) mücadelemize hayır gelmeyeceği tarihte defalarca sınanmıştır. ( Zaten bu bahsettiğimiz yapılar uzunca yıllar önce “birleşik çoğunlukçu monolitik” yapılar adı altında eleştirilmişti. Grupların olması ya da olmamasının sosyalist demokrasi ilkesinin işlemesi için yeter şart olmadığı belirtilmişti.) Bugünün acil sorunu yukarıda ele aldığımız güçlerin birleşmesi konusuyla doğrudan ilgilidir. Saldırı direk sosyalist safların tüm kesimlerinin varoluşlarına karşı gerçekleştirilmektedir. Egemenler “terörle mücadele yasasını” ve “özel yetkili mahkemeleri” kullanarak bu süreci örgütlemektedirler. F tipi hapishanelerin tüm işkence uygulamalarının yanı sıra uzun tutukluluk süreleri ile mevcut burjuva anayasası bile ihlal edilmektedir. Anayasanın ihlali sadece yargılama, tutuklama, cezalandırma uygulamalarında değil gösteri, yürüyüş, ifade özgürlüğü gibi en demokratik kazanılmış haklara karşı da yapılmaktadır. Bugün direniş noktalarının en önemlileri “terörle mücadele yasasının” ve “özel yetkili mahkemelerin” kaldırılmasıdır. Sosyalistler sosyalist kalabilmek için her düzeyde yukarıda anlattığımız yöntemle bu iki talep kazanılana kadar mücadeleyi yükseltmelidirler. Bu mücadele ana gücü ve omurgası sosyalistler olmadan kazanılamaz. Konu devrimci güçler tarafında böyle kavranıldıktan ve gereken pratik sergilendikten sonra zafer kaçınılmazdır.
>>M. Ulaş Bayraktaroğlu'nun yazıları
|
|
|
Loading
|