YAZILAR  |  GAZETE ARŞİVİ  |  HABER ARŞİVİ  |  21 EYLÜL KOMPLOSU  

Kelebekler Uçtukça Özgürleşeceğiz

M. ULAŞ BAYRAKTAROĞLU

21 Kasım 2011

 
 
Mirabal kardeşlerin anısına

Yeni bir 25 Kasım’a birkaç gün kaldı. Mirabal kardeşlerin işkence görüp katledildiğinden beri onlarca yıl geçmesine rağmen burjuvazinin yarattığı zulüm artarak devam etmektedir. Her durumda en çok zarar görenler kadınlar olmaktadır. Kadını nesne olarak gören erkek egemen anlayış, kadını; anne, eş, abla gibi kimlikler üzerinden tanımlamakta, eşit bir özne olarak davranmamakta, fakat başı sıkıştığında yine kadınlara sığınmaktadır. Bu vaziyet sistemin temel iç çelişkilerindendir. Erkek egemen sistemin kadınları erkeklerin yardımcısı gibi gösterme çabası her alanda çürümektedir. Kadınlar bu gerçekliği bilince çıkarttıkça bağımsız eylemlerini yaratmaya ve özneleşmeye başlamışlardır. Bu duruma karşı tarihsel mevzilerini korumaya çalışan sistem daha çok saldırganlaşmaktadır.

Dünyanın her ülkesinde devrim, sosyalizm ve özgürlük mücadelelerinde karşılaştıkları bütün baskılara rağmen kadınlar, öncü özneler olmayı başardılar. Hayatta tuttukları doğal konum itibarı ile bu durum zorunluydu. Bu konuyla ilgili gerici yaklaşımlar sadece düzenin kurumlarında değil her tür muhalif kurumda da bulunmaktadır. Kadın temsilcilerin görev yapmaları erkeklere göre daha zordur. Onların sözleri aynı konumdaki erkeklere göre daha az dinlenir. Kadın yoldaşlara layık görülen işler genelde lojistik, destek işlerdir. Bütün bu durumlara karşı kadınların taşıdıkları devrimci potansiyel erkek egemen sistemin tüm baskılamasına karşı kadın öncüleri yarattı. Mitka Gribçeva, Aleksandra Kollontai, Rosa Luxemburg gibi örnekler teoride ve pratikte, örgütçülükte-militanlıkta-propagandist ve ajitatör olarak kadınların yeteneklerini ortaya sermektedir.

Bölgemiz devrimci hareketleri dünyadaki benzer örneklere oranla bu konuda daha kısırdır. Bunun temel nedeni kültürel arka plan olmaktan çok mücadele düzeyinin geriliği ve devlet yapısının totaliterliğidir. Cumhuriyetin kadın haklarına bakışı diğer gerçekleştirdiği düzenlemeler gibi tepeden inme ve yüzeyseldir. Kanunlarla garantiye alınan birçok hakkın uygulanıp uygulanmadığı bile denetlenmemiştir. Kadın hakları meselesini egemenler daha çok kendi aralarındaki mücadelenin aracı olarak kullanmışlardır. Gerek eski statükoyu temsil ederek CHP, gerekse yeni statükoyu temsil ederek AKP kendi gruplarına uygun erkek egemen sistem biçimlerini tesis etmişlerdir. AKP kendi temsil ettiği burjuva sınıfının çıkarları için türban meselesini kullanarak popülizm yaparak halkın inanç özgürlüğüne ve kadınların özgürlüğüne en büyük zararı vermiştir. Bu konunun çözümünü uzatması da onu daha çok kullanmak istemesindendir. Eklektik bir batıcı yaklaşımla CHP bu özgürlüğe karşı çıkarak tersten popülizm yapmaya çalışmış fakat o da tümüyle yasakçı ve gerici duruma düşmüştür. Sol içerisinde TKP başta olmak üzere bu popülist gericiliğin kuyruğuna takılanlar da halktan gerekli yanıtı almışlardır. “Üç çocuk yapın” gibi abuk sabuk önermelerle bir tür çekirdek aile öneren çaptaki zihniyet karşısında bu oranda bozguna uğramak da ciddi yetenek istiyor!!!. CHP kuyrukçusu reformist anlayışın çözümsüzlüğü vizyonunun darlığında yatmaktadır. İnanç özgürlüğünü temel almayan jakoben yöntemlerle modernleştirme çabaları tersine işçi sınıfını bölmektedir. Böyle bir ortam oligarşiye istediği fırsatı tepside sunmuştur. Dolayısıyla son dokuz yıl sınıfın devrimci enerjisi bölünmek suretiyle bu suni gündemle tüketilmiştir. Bu duruma da bağlantılı olarak kadın özgürlük mücadelesi de gerilemiştir. İki egemen odağın kadın özgürlük mücadelesi olarak bağımsız bir devrimci dinamiği kabul etmemesi tesadüf değildir. Tersine bu dinamiği kabul eden ve gereklerini yerine getirmeye çalışan Kürt özgürlük hareketi ve devrimci hareket ciddi mevzileri kazanmıştır. Sınıf mücadelesinin yükseleceği önümüzdeki dönemde bu mevziler önemli işlevleri yerine getireceklerdir.

Yukarıdaki türban örneğinde görüldüğü gibi sistemin kadınlara biçtiği rol devrimci militan kadın duruşu ile aşılabilir ancak. Devrimci kadın, kendi istemi dışında dayatılan koşulların sonucu türban örten kadının inanç özgürlüğünü, sonuna kadar savunmayı bilmiştir.
Kendi gibi düşünmeyenlerin de fikir özgürlüklerini savunanlar gerçek demokrasiyi, proletarya demokrasisini uygulayabilir. Kollontai, kendisini sosyalizme çeken şeyin kadınların yazgısına duyduğu ilgi olduğunu belirtmekteydi. Hangi sınıftan olursa olsun bütünlüklü olarak tüm kadınların  kurtuluşunun ön koşulu kapitalizmin yıkılması ve sosyalist toplumun inşasıdır. Kadınların özgürlüğü için yeter koşul değildir sosyalizm. Özgürlük için mücadele, başka alanlarda olduğu gibi komünist topluma kadar sürecektir.

Aynı şekilde devrimci örgütlerde de kadın özgürlük mücadelesi sürmelidir. Devrimci örgütlerde kadın özgürlük mücadelesi veren kadınların en yakın müttefikleri erkek devrimcilerdir. (Aynı zamanda erkek egemenliğini barındırdıkları için de hasımlarıdırlar.)  Erkek devrimciler kendi erkek egemenliklerine karşı da mücadele etmekle yükümlüdürler. Proletaryanın devrimci mücadelesi ile kadın özgürlük mücadelesinin kaderleri birbirine bağlıdır. Acil görevlerden biri kadınların devrimci mücadeleye kazanılmalarıysa, diğeri kadın devrimcilerin öncüleşmeleridir. Kadın devrimcilerin öncüleşmesinin önünü açmak için çaba sarf etmeyen proletarya devrimcisi olamaz… Bir bütün olarak kadın özgürlük mücadelesi sosyalizm davasını güçlendirmektedir. Sözü Kollontai’ın şu yaklaşımıyla bitirmek doğru olacaktır:

Sosyalizm, kendi sınıfından kadınların çıkarlarını tam ve tutarlı bir biçimde savunurken, en gelişkin demokrasi ilkelerini hayata geçirmekte ve bir bütün olarak kadınların davasını güçlendirmektedir.

 

>>M. Ulaş Bayraktaroğlu'nun yazıları

 


     
 
Loading