![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Gelişen Yeni Sürece Karşı Duruş Üzerine 14 Kasım 2011
Yeni statüko hükümet oluşundan sonra eski statükoya karşı birçok demokratik hakkı savunur gibi gözüktü. Hem emperyalist güçlerin imkanlarını hem kendi imkanlarını kullanarak (kadrolarını vb.) hem de çeşitli kesimlerden işbirlikçi unsurları kullanarak halkın nezdinde “demokratik bir imaj” oluşturmaya çalıştılar. Bu sahte görünüm altında devletin hemen hemen tüm kurumlarını ele geçirdiklerini düşündükleri anda yeni statüko iktidarını pekiştirmek için ikinci bir taktik evreye geçti. Bu taktik evre kabaca kendilerinden olmayanları yok etmek kendilerinden olanlara ve boyun eğenlere çeşitli imkanlar sunmak olarak özetlenebilir. Böyle bir yönelimin sonucu olarak işçi sınıfının haklarından Kürt sorununa kadar birçok alanda en vahşi saldırgan kapitalist yöntemler benimsendi. Son altı ayda yüzlerce kişi siyasi nedenlerle tutuklandı, cezaevlerindeki doluluk oranı cumhuriyet tarihinin en yüksek düzeyine çıktı. İşsizlik oranı, enflasyon arttı, çatışmalar sonucu yüzlerce insan hayatını kaybetti… Bu tabloda en dikkat çekici yön kısa bir dönem önceki “demokratik açılım” söyleminin tersine Kürt sorununda belirgin bir imha siyasetinin yürütülmesidir. Bu yönelim emperyalizme bağımlı T.C.’nin tek başına yürüttüğü bir politika değildir. Tersine emperyalist güçlerle Ortadoğu’da kurulmak istenen yeni ilişki biçiminin gerekleri yerine getirilmektedir. Farklı emperyalist odakların Ortadoğu’daki hegemonya mücadelesi farklı biçimlerde sürmektedir. Ortadoğu’da hegemonyasını tesis edebilmek için İran’ın etkisizleştirilmesi hala (politikalarının gereği olarak) ABD’nin birinci gündemidir. Mağrip’ten başlayan ve dünya kamuoyu tarafından “Arap Baharı” olarak adlandırılan süreç gelinen noktada ABD’nin başını çektiği emperyalist güçler tarafından kontrol altına alınmıştır. Doğal olarak bu kontrol altına alınan durum emperyalist güçlerin lehine işlemektedir. T.C. bu son gelişen durumlar karşısında Ortadoğu’da kendisini emperyalizmin hizmetinde bölgesel bir güç odağı adayı olarak öne sürmüştür. İsrail’e karşı olan çıkışları içe dönük propagandif emelleri bir tarafa koyacak olursak bu aday olunan rol ile ilgilidir. İsrail devleti yıllarca Ortadoğu’da başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin ileri askeri bir üssü olarak konumlandı. İsrail eli ile bölgede birçok operasyon yürütüldü. Başta Arap halkları olmak üzere İsrail vasıtasıyla bölge halkları boyunduruk altına alındı. Bugün benzer bir role T.C. soyunmak istemektedir. Önümüzdeki dönem ABD’nin planladığı muhtemel bir İran operasyonu Türkiye’nin desteği olmaksızın başarılamaz. Ayrıca İsrail’in bölgede hamilik rolündense Arap halkları tarafından Türkiye’nin hamilik rolü daha kabul edilebilirdir. Yani bu noktada İsrail ile Türkiye arasında bir rol paylaşımından bahsedilebilir. Arap Birliği’ni oluşturan işbirlikçi yönetimlerin Suriye ile ilişkilerin dondurulmasını kapsayan son kararları önümüzdeki süreçte gelişebilecek olayların habercisidir. İran ile işbirliği yapan Suriye yönetimi bir şekilde yok edilmeye çalışılmaktadır. Dolayısıyla İran’ın etrafı boşaltılacak ve İran’ın etkisizleştirilmesi için gereken ortam sağlanmış olacaktır. T.C. Kürt sorununun çözülmesi yolunda savaş yöntemini kullanarak bölgesel askeri operasyon yöntemlerini geliştirmek, kapasitesini arttırmak ve muhtemel hamlelerini meşrulaştırmak istemektedir. Her ne kadar diğer bir emperyalist odak olarak Rusya ve Çin Ortadoğu’da Suriye’ye karşı girişilebilecek muhtemel bir askeri operasyona ve İran’ın yalnızlaştırılarak etkisizleştirilmesine karşı çıksalar da, bütün bu gelişmeler onların da dünya çapındaki şu veya bu alandaki hegemonyalarını pekiştirmek için pazarlık güçleri ile ilgilidir. Bütün bu tablodan çıkarılması gereken sonuç Ortadoğu ezilen halklarının kurtuluşunun sadece kendi öz güçlerine, emperyalizme ve kendi egemenlerine karşı verdikleri mücadeleye bağlı olduğudur. Gelişebilecek durumların tahlilleri ışığında ancak belirli bir mücadele için hazırlık planı yapılabilir. Bu hazırlık planı temel olarak işçi sınıfının ve ezilen halkların mücadele birlikteliğinin yaratılmasıyla ilgilidir. Aynı saflarda durmak başka bir şey aynı emellerde birleşmek başka bir şeydir. Mücadele hazırlığı için emellerde ortaklaşmak gereklidir. Emel birlikteliği (hedef birlikteliği) önşarttır fakat yeter şart değildir. Çeşitli durumlara uygun üslup ortaklaşmalarının sağlanması gereklidir. Tarzda ortaklık ancak pratik mücadele süreçlerinde sağlanabilir. Mücadelenin pratik gereklerini yerine getirebilenler ilerleyebilmek için bir öncüye ihtiyaç duyarlar. Devrimci kavganın farklı pratiklerinin bir öncü organizasyon altında koordine olmaları başarıyı kesinleştirecektir. Oligarşinin ve emperyalistlerin yeni taktik hamlelerine verilecek devrimci cevabın somut bir şekilde belirlenmesi gereklidir. Derhal sınıf mücadelesinin çeşitli alanları için gereken mevzilerin en acil olanları tahkim edilmelidir. Örneğin her tür hak saldırısına karşı hareketli ve sürekli mevziler yaratılmalıdır. Bir bölgedeki saldırıya onlarca alandan karşı cevap verilmelidir. Öncelikle sendikalarda, demokratik kitle örgütlerinde, mahallelerde, fabrikalarda, üniversitelerde ve tüm okullarda devrimci yapılanma bu tarzda konumlanmalıdır. İşçi sınıfının, ezilenlerin ve ezilen halkların üç öz hareket tarzı ilk elden savunulmalıdır: 1. Örgütlenme 2. Propaganda 3. Eylem (grev, boykot, yürüyüş, vb.) Bu yöntemsel yaklaşım ile temel beş sorunun devrimci çözümleri için mücadele edilebilir. İşsizlik, herkese barınma hakkı, Kürt sorununda adil, özgür, demokratik barışçıl çözüm, ücretsiz eğitim hakkı, ücretsiz sağlık hizmetleri gibi beş temel sorun halkların en acil gündemleridir. Bu önermelere ek yapılabilir, çıkartılabilir ama bugünkü sübjektif ve objektif durum ele alındığında en acil gündemlerle güçler odaklanarak ilgilenilmelidir. Böyle bir yaklaşım ve konuyu ele alış biçimi devrimcilerin çok daha fazla gereken gündemle ilgilenmeleri için ihtiyaç olunan güce sahip olmalarını sağlayacaktır. Bir mücadeleyi kazanmak için gereken stratejik planlama yapılmadan gündelik önlemlerle bırakın mücadeleyi kazanmayı var olmak bile mümkün değildir. Önümüzdeki dönemde devrimcilerin senkronize olmuş örgütlü güçleri mutlaka emperyalizmi ve oligarşiyi yenilgiye uğratacaktır. Yeter ki, doğru strateji ile usulde birlik gerçekleştirilebilsin.
>>M. Ulaş Bayraktaroğlu'nun yazıları
|
|
|
Loading
|