![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
İleri Yüzsüzlük, İleri Militarizm, İleri Karakol 30 Kasım 2011
Bedelli askerlik yasa tasarısının meclisteki görüşmeleri 29 Kasım günü akşam saatlerinde başladı ve ertesi günün ilk saatlerine dek sürdü. Muhalefet partilerinden milletvekilleri sayısız kez meclis kürsüsüne gelerek tasarı ile ilgili eleştirilerini belirttiler, değişiklik önergeleri sundular. Bunlar arasında BDP’li Hasip Kaplan’ı ayırmak gerekiyor. Hasip Kaplan yüz binlerce kişiyi ilgilendiren bir düzenlemeyi fırsat bilip diğer muhalif vekiller gibi şov yapmak yerine, sosyal medya da dahil birçok iletişim kanalı üzerinden bu insanların taleplerine gerçekten kulak verdi ve bunları meclis kürsüsünde dillendirdi. Öyle ki AKP’ye “Yanlış yapıyorsunuz, tasarı bu şekilde yasalaşırsa kamuoyunda tartışılacaksınız,” uyarısında bile bulundu. Ancak iktidar, yine Hasip Kaplan’ın sözleri ile “çoğunluk diktası” anlayışını bir kez daha sergileyerek, hiçbir eleştiriye kulak asmaksızın tasarıyı kapsam konusunda önemsiz bir düzeltme haricinde olduğu gibi meclisten geçirdi. AKP, basın önünde “Gündemimizde yok”, Bülent Arınç gibi unsurlar eliyle yürüttüğü kulislerde ise “İnşallah!” dediği bedelliyi, “30 yaşa 30 bin TL” ile yasalaştırdı. Bedelli bekleyen yüz binlerce insanı seçim öncesinde kandırdığı ayan beyan ortaya çıktı. Hasip Kaplan, iktidar sıralarına hitap ederek, 30 bin TL bedel karşılığında verilecek teskerelerin üzerinde ne yazılı olacağını sormuştu. Herhalde en uygun laf “Vatan değil babam sağ olsun” olacak. 29 Kasım, yaklaşık 460 bin kişiyi ilgilendiren toplumsal bir meselede mağduriyetleri ortadan kaldırmak bir yana, aileleriyle birlikte yüz binlerce kişinin mülksüzleşmesine ve/veya borç batağına saplanmasına neden olarak yeni kitlesel mağduriyetler yaratacak bir düzenlemenin yasalaşması ile bağlandı ertesi güne. 30 Kasım sabahına ise, Zonguldak’ta yaşanan bir maden göçüğünün haberi ile başladık. Zonguldak’ta özel bir şirkete ait maden ocağında meydana gelen göçükte 33 yaşındaki Gökhan Sezer ve 27 yaşındaki Erhan Turhan göçük altında kalarak yaşamını yitirdi. İkinci Van depremi sonrasında, daha insanlar göçük altındayken, utanmadan “çöken otelde fazla insan olmaması sevindirici” diyebilen iktidar, bu iş cinayetine de “küçük bir olay” dedi. Gökhan ve Erhan, madende göçük altında kalıp ölünce “küçük bir olay” oluyor ama bu gencecik insanlar, “babam sağ olsun” diyebilenlerin körüklediği savaşta hayatını kaybetse idi, arkasından onurlanmamız istenecekti. Zaten dün akşam bedelli görüşmelerinde ne buyuruyordu bir milletvekili güya tasarıyı eleştirmek için: “Anneler gururla ‘oğlum askerde’ diyemeyecek!” Bu milliyetçi hamaset, “Oğlum madende yok yere öldü ama küçük oğlum yine de orada çalışmak zorunda,” diyen anneyi duyabilir mi? Ve AKP hükümeti, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun aynı gün sabah saatlerinde yaptığı basın toplantısı ile, Suriye’ye karşı uygulanacak yaptırımları açıkladı. Yaptırımların iki başlığı dikkat çekici: “Suriye ordusuna her türlü silah ve askeri malzemenin satış ve tedarikinin durdurulması,” denilmiş üçüncü maddede. Ancak Hatay’da kurulan askeri kamplarda, “Özgür Suriye Ordusu”na her türlü askeri malzemenin tedarikinin yanı sıra, eğitim verilmesi de sürmekte. Türk basınında bu kampların hangi hukuka dayalı olarak kurulduğu, kamplarda ne yapıldığı, buralarda eğitilenlerin Suriye’ye nasıl sokulacağı, orada ne işle iştigal edeceği konusunda en ufak bir haber yer almıyor. Kamplarla ilgili haber yapmak isteyen yabancı bir gazeteci ise gözaltına alındı. Bir diğer madde ise, “Türkiye toprakları, hava sahası ve karasuları kullanılmak suretiyle üçüncü ülkelerden Suriye’ye silah ve askeri malzeme transferi yapılmasının uluslararası hukuka uygun olarak engellenmesi.” Bu maddeden de anlaşılıyor ki, Suriye ABD ve onunla aynı emperyalist cephedeki ülkelerin tüm baskılarına rağmen bölgede yalnızlaştırılabilmiş değil. Suriye’nin dolayımı ile esas hedefte olan İran’ı bir yana bırakırsak, Irak’ın bile Suriye’ye askeri bir müdahaleden yana olmadığı ve Katar ile Türkiye’nin bölgede emperyalist müdahale için ortaklaşa gerçekleştirdiği taşeron hamlelere, karşı hamlelerle yanıt verdiği çeşitli Arap ve Fars yayın organlarında yer almıştı. Yine Rusya, ABD’nin NATO füze kalkanı projesi dahilinde Malatya’da yeni bir üs kurmasının ardından “şüpheleri olduğunu” ifade etmiş, nükleer silahların indirimi anlaşmasından tek taraflı olarak çıkabileceği restini çekmişti. İran ise, kendisine yönelik olası bir askeri müdahalede ilk hedefin Türkiye’deki üsler olacağını açıkladı. Malatya’nın Kürecik ilçesinde kurulan ve “Türkiye’nin güvenliği için büyük bir adım” olarak sunulan füze kalkanı radar üssünün, yalnızca Malatyalılar için değil, tüm Türkiye için nasıl bir güvenlik sağladığı bu açıklamalarla kısa bir süre içinde görüldü. Silahlanmanın güvenlikle en ufak ilgisi olmadığının, sadece silah tekellerinin cebini doldurmak ve daha çok kan dökülmesi anlamına geldiğinin bir kez daha ispatlanması için, Türkiye’nin emperyalizmin bölgedeki Truva atı rolünde ısrarını sürdürerek Suriye ve dolayımında İran’a askeri müdahalenin maşası olması yeterli olacak. Davutoğlu’nun Türkiye’nin Suriye’ye yönelik yaptırımlarını açıkladığı günün ilerleyen saatlerinde, Libya uyruklu silahlı bir kişinin Topkapı Sarayı’nı basarak iki kişiyi yaralamasına asla tesadüf gözüyle bakılamaz. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in saldırının amacıyla ilgili bir soruya “Eylem eylemdir, eylemin amacı zarar vermektir,” şeklinde yanıt vermesi, hükümetin dış politikadaki militarist ve taşeron tutumunun Türkiye’ye bedelleri konusunda bariz bir örneğin üstünü örtme çabası olarak yorumlanmalı. Saldırıyı düzenleyenin Libya uyruklu, saldırının hedefinin ise Osmanlı’nın simgesi Topkapı Sarayı olması, Türkiye’nin “komşularla sıfır sorun” politikasının “sorunsuz sıfır komşu” realitesine dönüştüğünün ispatıdır. Hükümet yüz binlerce insana hiç utanmadan, “sizi
kandırdık, beğenirseniz” diyor. Suriye’de diktatör ilan ettiği Esad
silahlı muhaliflere af çıkarırken kendisi silahsız muhalefetini
cezaevine dolduruyor. Depremde yardımlarını kabul etmediği komşularına
karşı kibri, dış politikadaki saldırganlığı ile tamamlanıyor. Tepemize
füze kalkanları koyuyor ki, bugün didiştiği komşular yarın karşılık
verdiğinde hedefi iyi seçebilsinler. AKP, yüzsüzlükte, militaristlikte,
taşeronlukta ne kadar ileri gidilebileceğini ispata yarışıyor sanki.
|
|
|
Loading
|