YAZILAR  |  GAZETE ARŞİVİ  |  HABER ARŞİVİ  |  21 EYLÜL KOMPLOSU  

Başbakanın Aydın’ı

RIDVAN TURAN

22 Şubat 2012

 

Ne tarikat siyaset çekişmesi, ne hayat pahalılığı, ne Kürt sorunu, ne bölgesel durum…

Dumlupınar ilköğretim okulu müdürü Mustafa Aydın öyle bir laf etti ki bütün meseleyi “özetledi”.

Olayı hatırlayalım:

Erzurum Lisesi Konferans Salonu'nda bir “Huzur Toplantısı” tertip edilmiş. Tertibe emniyet şube müdürleri ve amirler, ilköğretim ve orta öğretim okulu müdürleri, muhtarlar ile çok sayıda kişi katılmış.

Mustafa Aydın adında mesleği öğretmenlik olan ve hem soyadına hem de mesleğinin ilkelerine zıt şahıs şöyle demiş:

"Çocuklar bir defa genellikle hırsız. Bunun yanında çocuklara devamlı 'Anneniz yoğurt mayalıyor mu?' diye sorarım. 'Evet, mayalıyor' diyorlar. Bir kere yoğurt bozuksa, mayası bozuktur. Aile ne ise, çocuğu odur. Bulunduğum çevreyi sokak sokak dolaştım. O kadar kullanılmayan ev var ki. Çocuklar köpek bakıyor. Orada soba yakmış oturuyorlar.

“Yetkililere eski ve boş evlerin yıkılmasını söyledim. Analar ne kadar kültürlü olursa, yetişecek nesil o kadar kültürlüdür. İngiltere'de okullarda şiddetin dozunu ayarlamak için bir takım tartışmalar yapılıyor. Arjantin ya da Brezilya'da emniyette, suçlu çocuklara 'nasıl bir şiddet uygulayalım' diye tartışılıyor. Ben bunu bizzat okudum, kafadan atmıyorum. En önemli tespitim, suça meyilli çocukların yüzde 90'ının ailelerinin geçimi sosyal yardımlaşma vakfı tarafından karşılanıyor. Yıllar önce Brezilya’da sokak çocuklarını yok etmek için bir örgüt kurulmuştu. Kusura bakmayın, belki biraz anormal gelebilir ama ben şunu istiyorum: Tıp bu kadar gelişti yüz nakli yapılıyor. Emniyette suçluların kanını alıp gen haritası çıkarsınlar. Çocuk doğduktan sonra analizi yapılsın. Vatana, millete, bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilsin" .

Nasıl muazzam değil mi?

Bu konuşma ürkütücü, faşist, vahşi, insanlık dışı vb. olarak görülebilir ama şaşırtıcı olmadığı kesindir.

Konuşmadan sonra salonda kopan alkış tufanı göz önüne alınırsa durum daha net anlaşılabilir sanıyorum. Şaşırtıcı değildir zira her gün karşılaştığımız pek çok insan meseleye üç aşağı beş yukarı bu gözlükten bakıyor ve ne yazık ki bunu bir hüner sanıyor. Yoksa bu zat bu “derin” fikirleri böyle bir özgüvenle ifade edebilir mi?

Bir savaş çıksa ya da büyük bir deprem olsa nüfusun yarıdan çoğu yok olsa memleketin sorunlarının büyük kısmı kendiliğinden çözülür diyeni duymuşsunuzdur. Aynı süper zekaların ürettiği benzer derin düşünceler bunlar.

Aydın’ın ettiği laflar bana geçen gün başbakanın dindar nesiller yetiştireceğiz söylemini hatırlattı. Bu iki yaklaşım arasında muazzam bir benzerlik olduğunu fark ettim ve bu anlayışın avam bir anlayış olmadığını, devletlu kesimlerce de paylaşıldığını gördüm. Bu, durumun vahametini bir kat daha arttırdı. Başbakanın da Aydın’ın da derdi aynı, müesses nizama uygun boy ve ebada doğranmış keresteler üretmek. Aslına bakarsanız adı huzur olan ve memleketin dört bir yanında yapılan bu toplantıların amacı da bu. Toplantılarda sistemin ürettiği ve suç saydığı fiillerin inzibati tedbirlerle nasıl çözüleceği tartışılıyor.

Hatırlayalım, geçenlerde başbakan gençlerin tinerci olmalarını, istikametsiz olmalarını, isyankar olmalarını yeterince dini eğitim almamalarına bağlamıştı.

Aydın çocukların mayasının bozuk olmasına yani genetik kusurlara bağlıyor.

Başbakan sorunun daha dindar bir nesil yetiştirilerek aşılacağını söyledi ancak dindarlaştırılamayanların ne olacağından söz etmedi.

Aydın ise daha açık konuştu ve suça meyilli olanların genetik haritalarının çıkarılarak daha yürümeden öldürülmelerini önerdi.

O zaman demiştim şimdi de diyorum:

Gençlerin tinerci olmaları, istikametsiz olmaları, şiddete meyilli olmaları ne yeterince dini eğitim almamalarından ne de genetik olarak kusurlu olmalarından kaynaklanıyor.

Aslında Aydın “suça meyilli çocukların yüzde 90'ının ailelerinin geçimi sosyal yardımlaşma vakfı tarafından karşılanıyor” diyerek suç ve yoksulluk arasındaki ilişkiyi bilmeden açık etmiş.

İşte meselenin Aydın’ının da başbakanın da göremediği gizli özü burada. Yokluk, yoksulluk ve çaresizlik.

Diyecek pek bir şey yok, Aydın’ının başbakanı, başbakanın Aydın’ı işte.

Aydın fazladan biraz faşistmiş çok mu?

 

 

>>Rıdvan Turan'ın yazıları


     
 
Loading