![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Sizin Adaletiniz Yerin Dibine Batsın! Gelecek. 17 Aralık 2011, Sayı: 5
Anlatacağım yargıçlı, savcılı ve bol polisli hikaye özünde bir maskaralık hikâyesidir ve henüz mutlu sona ermemiştir. Sosyalist Demokrasi Partisi üyesi Baran Nayır ve Ali Deniz Kılıç 6 Aralık 2009’da Ümraniye’de DTP’nin organize ettiği bir basın açıklamasına SDP’yi temsilen katılırlar. SDP’li gençlerden Baran Türk Dili ve Edebiyatı, Ali Deniz ise Bilgisayar Mühendisliği öğrencisidir. Gerginliğin artması üzerine gruptan ayrılan gençler bir sokakta polis tarafından gözaltına alınıp polis aracına bindirilirler. Ardından iki genç daha aynı sokakta gözaltına alınır. Bir başka sokakta da mahallede mukim olan gençler araca doldurulur. Böylece yıllarca devam edecek adaletsizlik hikayesi başlamış olur. Daha sonra çevik kuvvet polisince hazırlanan tutanağa göre, gözaltına alınan 9 gençle birlikte Baran ve Ali’nin alındığı sokakta torba içerisinde altı adet molotof kokteyli bulunduğu iddia edilir. Gözaltına alınan dokuz gençten yalnızca Baran ve Ali Deniz eyleme katıldıklarını söylerler. Ancak molotofkokteylleri ile bir ilgileri yoktur. Gençlere ‘silahlı örgüt üyeliği ve tehlikeli madde bulundurma’ iddiasıyla 29 yıla kadar hapis istemiyle dava açılır. 29 yıla dek hapis istemiyle dava açılır açılmasına;
ancak ortada kanıt yoktur. Ali Deniz ve Baran’ın tutuklulukları devam eder. 5 ay sonra, 12 Ekim 2010 tarihindeki ikinci duruşmada mahkeme, molotofkokteyllerinin bulunduğuna dair tutanakta imzası olan polis memurlarını dinler. Hukuk rezaleti bundan sonra katlanır. Polisler, gençleri çevik kuvvetin gözaltına aldığını, kendilerinin molotofun nerede nasıl bulunduğundan haberdar olmadıklarını, işin görülmesi için tutanağa imza attıklarını söylerler. Molotof kokteyllerini bulanlar da, gençlerle ilişkilendirenler de ortada yoktur. Masumiyet karinesi gereği hukuken dava düşmelidir. Ali Deniz ve Baran’ın tutuklulukları devam eder. 17 Mart 2011’deki üçüncü duruşmada savcının gençlerin tahliyesini istemesine rağmen Kürt gençler bırakılır, Ali Deniz ve Baran, kuvvetli suç şüphesi sebebiyle bırakılmaz. Ali Deniz ve Baran’ın tutuklulukları devam eder. 28 Temmuz 2011’deki dördüncü duruşmada -nihayet 1,5 yıl sonra- kokteyl şişelerindeki parmak izlerinin Baran ve Ali’ye ait olmadığına ilişkin rapor mahkemeye ulaşır. Belli ki 1 günde çıkan parmak izi raporu 1,5 yıl geciktirilerek Ali ve Baran’ın tutukluluk sürelerinin uzatılması hesaplanmıştır ama rapor bir şeyi değiştirmez ve mahkeme ‘suç şüphesinin mevcudiyeti’ nedeniyle tutukluluğun devamına karar verir. Ali Deniz ve Baran’ın tutuklulukları devam eder. 20 Aralık 2011’de yapılacak mahkemede ne yargılanacak, fazladan ne söylenecek bilmiyorum. Ali ve Baran’ın tutuklulukları devam ediyor. Bu durumun hukukla, adaletle, insanlıkla, şunla bunla alakası var mı? Bu yaşananlar hukuk adına şarlatanlık değil mi? Tutuklamaların bir ıslah yöntemine dönüştürüldüğü bir ülkede demir parmaklıklar ardında geçen yılların hesabını kim verecek? AKP’nin müesses nizamına karşı olan herkesin cezaevlerinin yolunu tuttuğu bir ülkede hangi demokratikleşmeden bahsediliyor? Masumiyet karinesi bu ülkede tersten işliyor. Suçsuz olduğunu ispatlayana dek herkes suçlu kabul ediliyor. Yıllarca cezaevlerinde tutuluyor. Sırf had bildirmek için yapılan Hopa tutuklamaları, Kürtleri yola getirmek için yapılan KCK tutuklamaları, herkesi tehdit eden “Devrimci Karargah” tutuklamaları, ülkeyi daha güvenli ve daha demokratik bir yer mi yapıyor? Farkında mısınız, ana haber bültenleri tutuklama
haberlerinden geçilmiyor. Şikecileri affedecek kadar nesebi geniş olan hükümet, delilsiz, dayanaksız 3 yıla varmış tutuklamaları görmüyor bile. Üstelik bu gençlerin ikisi de hasta, kalp ve böbrek hastası… Mahkemelerin bu kadar emir demir mantığıyla işlediğini gördükçe “tutukluluğun devamına” diyenlere insanın bir saray soytarısı şapkası hediye edesi geliyor ve ardından eklemek istiyor: Sizin adaletiniz yerin dibine batsın!....
|
|
|
Loading
|