![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Ölümü Yeğin Ülke 16 Kasım 2011
Dünyanın bir başka ucunda ölüm nedeni olmayan şeyler, bizde kitlesel yok oluşlara neden oluyor. Her bayram tatilinde karayollarında yüzlerce kişi hayatını kaybediyor, binlercesi yaralanıyor. Trafikte can vermek, bayram namazı gibi bir bayram ritüeline dönüştü. Ramazan bayramında 168 kişi ölmüş, 752 kişi yaralanmıştı. Kurban bayramında 68 kişi öldü, 321 kişi yaralandı. Bayram kısa sürdüğü için ölü sayısı da azaldı. Ne kadar bayram, o kadar ölü… Ölümü yeğin ülkede, iş kazalarında her ay yüzlerce işçi hayatını kaybediyor, bir o kadarı sakat kalıyor. İnsan yaşamının ucuz olduğu ölümü yeğin ülkede iş kazaları iş cinayetleri biçiminde zuhur ediyor. Zira tümü engellenebilir olduğu halde ne patron ne siyasetçi kılını kıpırdatıyor. Ölüm o kadar yeğin ki bu ülkede, Japon Miyazaki bile kendi ülkesinde değil, gelip burada öldü. 8.9 şiddetinde bir deprem yaşadığı halde Japonya’da burnu bile kanamamıştı. Van’da 5.6 lık depremle hayatını kaybetti. Miyazaki ile birlikte 40 insanımız daha hayatını kaybetti. Kader diyorlar. Japonya için haber değeri bile olmayan bir depremin burada binlerce insanın ölümüne yol açması kader olabilir mi? Kaderi erken ve saçma sapan sebeplerle ölmek olan insanların tümü bu ülkeye mi toplanmış. Hadi ilk deprem kader olsun… Kader olduğu kadar ikinci deprem için uyarı da değil mi? Gerekli önlemler alınarak yaşamlar kurtarılamaz mıydı? Başbakan depremin ilk gününden bu yana “hesabı sorulacak” diyor. Çürük inşaat yapandan, ona izin verenden, “hasarlı evlere girin” diyenden hesap sorulacakmış. Anladık da, tüm hesap vereceklerin başı olarak ilk hesabı kendisinin vermesi gerekmez mi? Yanındaki yöresindeki, müteahhit, belediye, siyaset ilişkileriyle yıldızı parlayanlardan ilk hesabın sorulması gerekmez mi? Erciş’i yapan şimdi başbakanın partisinden milletvekili değil mi? O vekilin halka verecek bir hesabı olmalı. Herkesten hesap sormaya meraklı başbakanın, öncelikle soğuktan dün ölen 6 yaşındaki sabinin hesabını vermesi beklenir. Eşit dağıtılmayan deprem yardımlarının, köpeğe kemik atar gibi dağıtılan yardımların… Organizasyonsuzluğun, devletin girmediği köylerin, durumu protesto eden depremzedelerin polisçe darbedilmesinin, gaza boğulmasının hesabını vermesi gerekmez mi başbakanın? Tüm devlet yetkilileri işlerin eksiksiz görüldüğünü söylüyor. Yardımlar hedeflere ulaştırılıyormuş. Peki -10 derece soğukta naylonların altında yaşayanlar kimler, yoksa onlar da mı hükümeti itibarsızlaştırmak için provokasyon peşindeler. Dedik ya ölümü yeğin bir ülke burası. Adeta vakitsiz ölümler bu ülkenin doğası olmuş. Siyaset kurumu da vakitsiz ölümlere çözüm bulmakla değil, sorunun edebiyatıyla uğraşıyor. Devletin kodları böyle yazılmış. Kanla kurulmuş devlet, kanla hayatını sürdürüyor ve kanla yüceliyor adeta. Kanı durdurmaya, sorunları çözmeye değil, sorunların içinde kendini görmeksizin hesap sormaya göre programlanmış. Depreme de, trafik kazlarına da, iş cinayetlerine de hatta kırk bin cana mal olmuş Kürt sorununa da devletin yaklaşımı esasta bu. Sorunları çözümsüzlüğe terk etmek ve kan gövdeyi götürdüğünde hamasi nutuklar atmak, milli birlikten, beraberlikten bahsetmek… Oysa yarının ölüleri bugün aramızda yaşıyor.
|
|
|
Loading
|