YAZILAR  |  GAZETE ARŞİVİ  |  HABER ARŞİVİ  |  21 EYLÜL KOMPLOSU  

Filler Dövüşüyor, Fatura Malum

M. ÖZLEM

17 Şubat 2012

 

Malum gündem MİT-Polis kavgası. Daha düzgün söylersek cemaat-hükümet kavgası. Yaşanan bir kriz halini tarifliyor. Her yapılan iş ve açıklama krizin devam ettiğini gösteriyor. Bir yandan hükümet ve cemaat yanlısı akıl hocalarının çatışmanın olmadığına dair yazıları birbiri ardısıra yayınlanırken öte yandan medyada görülmeyen bir el değmişçesine cemaati kurtarmaya çalışan yazılar yayınlanıyor. Pek şaşkınlığa düşmesek de ilkesizliğin ve yandaşlığın bu kadar pespaye bir şekilde yapılmasını hayrete düşmeden ama öfkelenerek izliyoruz.

Bu minvalde M. A. Birand’ın çizdiği çember takdire şayan bir örnek teşkil ediyor. Zat-ı muhterem suyun kaldırma kuvvetini sonradan keşfetmiş Arşimed misali “Evreka!” diye ortaya atılıyor. Buyuruyor ki; soruşturma açan savcıları anlamak gerek. Mademki MİT elemanları suç işlemiş elbette yargılanmaları gerek. Basının görmezden gelerek topyekün yargıya saldırması ayıp bir davranış. Anlayışsızlık örneği. Anlamaya çalışmak gerek.

Basında tersten örnekler de mevcut. Misal Cengiz Çandar. Düne kadar hükümetten umudunu kestiğini açıklayan, Kürt sorununda çözüm umudunu yitirdiğini söyleyen Cengiz Çandar, bir anda ‘yetmez ama evet’ açıklamaları yapıp komplocular listesinde top 10’a adını yazdırıyor. Buyuruyor ki; MİT’i eleştirmek başbakanı eleştirmektir. MİT’e soruşturma açmak barış isteyen başbakana soruşturma açmaktır. Ol sebepten MİT elemanlarını yargıdan kurtarmak için getirilen yasa değişikliğini reddetmek demek savaştan yana taraf olmak demektir. Yapılması gereken barış için eksik de olsa yasa değişikliğine onay vermektir.

Geçmişte laik-şeriatçı ikilemine sıkışırdık. Sonra demokrat-ergenekoncu ikilemine sıkıştırıldık. Şimdi cemaatçi-hükümet ikilemine sıkıştırılmak isteniyoruz. Ve hepsinde bizim temel sorunlarımızın çözümü cellatlarımıza bırakılıyor. Hepsinde katır yerine satırı ya da tersini tercih etmemiz isteniyor. Fatura gene bize kesiliyor. Yönetenler yine kurtarıcı ilan ediliyor. Liberalizmin en kötü ve pespaye savunusu bu olsa gerek. Misal; Cengiz Çandar yasanın topyekün değiştirilmesini kalemine bile almıyor. Bahane hazır: Ergenekon umacası.

Yaşananın derin bir kriz teşkil ettiğini yürütülen tartışmalardan ve atılan adımlardan çok rahat görebiliriz. Yargının MİT soruşturmasının aslında hükümete yönelik bir soruşturma olduğu herkes tarafından ortak kabul görüyor. Burada üzerinde ısrarla durulması gereken şey soruşturmanın hükümetin Kürt sorununda barışçıl çözüm girişimlerini baltalamak için açılmadığıdır. Yaratılmaya çalışılan yanılsama hükümetin barış yanlısı, yargının savaş yanlısı olduğu yanılsamasıdır. Bunu yazanlar hayasız bir şekilde ortak hafızanın olmadığı tezine yaslanıyorlar. Bizi hafızasız ve algısız yığınlar olarak görüyorlar. KCK soruşturmalarının bizzat başbakan tarafından başlatıldığını, desteklendiğini hatta yürütüldüğünü görmezden geliyorlar. Askeri operasyonların emrinin TV ekranlarında milyonların yüzüne haykırıldığını unutmamızı istiyorlar. Bizzat hükümet üyelerini içeri atılan gazetecileri ve akademisyenleri terörist ilan ettiğini unutmamızı istiyorlar. Bütün barış girişimlerini ellerinin tersiyle geri çevirdiklerini unutmamızı istiyorlar.

Dersim katliamı için yaratılmış bir şehir efsanesi vardır. Rivayet odur ki, katliam emrini İsmet İnönü vermiş ve Mustafa Kemal’den bunu gizlemiş. Hatta Mustafa Kemal hasta yatağında olup bitenden habersiz yatıyormuş. Bereket belgeler açıklandı ve fotoğraflar yayınlandı. Katliam emrinin kararlarının hatta idamlarının hepsinin bilgisine sahip olduğu ortaya çıktı.

Şimdi bizden Uludere katliamı dahil devletin bütün suçlarından başbakanın haberi olmadığına inanmamızı istiyorlar. Bunu isteyenler öte yandan Dersim katliamının belgelerini yayınlıyorlar. Perhiz bir yana, lahana bahçeye. Bizi saf yerine koyuyorlar.

Çatışma sürüyor. Kısa vadede yıkıcı sonuçlar yaratmasa da uzun vadede birbirine kin bileyen ve fırsat kollayan iki gücü kristalize hale getirdi. Şimdilerde adımlar alttan alta atılıyor. Güç gösterileri yapılıyor, sınırlar çiziliyor. İlk hamle hükümetten geldi. Savcı görevinden alındı, hakkında soruşturma açıldı. Yetmedi iki emniyet müdürünü merkeze aldı. Dün buna dokuz amiri daha ekledi. Cemaatin karşılıkları da peşisıra geldi. İlk hamle Mehmet Ali Birand’ın açıklamasında şekillendiği üzere, propaganda cenahında ortaya çıktı. Basında cemaati savunan ve hükümete vuran yazılar kaleme alınmaya başlandı. İkinci ve daha korkutucu hamle ise, bizzat polisten geldi. Ankara polisi devlet kamu ihalesi kurumunu bastı.

Basın bu baskını Taraf gazetesi hariç görmezden gelmeyi tercih etti. Oysa kamu ihalesi hükümetin yandaşlarına para akıtma mekanizmasıdır. Yetmiş kadar inşaat ihalesi yolsuzluk soruşturmasına takıldı. Hükümeti destekleyen müteahhitler yargı kıskacına alındı. Polis kendi hükümetine açığınızı biliyoruz mesajını verdi.

Biliyoruz ki biz üstüne gitmedikçe iki kurum arasındaki kavganın ortaya saçtığı pisliklerin hesabı hiçbir zaman sorulmayacaktır. Bunu Ergenekon davasından biliyoruz. Orduyla polis arasındaki didişmede ortaya saçılan bir sürü bilgi zihnin tozlu raflarında unutulmaya bırakılmıştır. Şimdi aynı tehlike yine ortada duruyor. Biz üstüne gidebilirsek, bu kavganın ortaya çıkardığı bütün pislikleri deşebilirsek tarih başka türlü yazılabilir. Ancak yaşananlar bu olasılığı zayıflatıyor. Misal bir başka ülkede ortaya çıksa hükümetleri yerinden oynatacak ve derin vicdan ve tarih sorgulamalarına sebep olacak Diyarbakır kazısı sessiz sedasız yürütülüyor. Şu ana kadar 34 insanın kemiklerine ulaşıldı. Hiç kimse hiçbir yerde doğru düzgün tepki vermedi. Anlaşılan çöplükte yaşamaya fazlasıyla alışmışız. Hiç bir pislik bizi rahatsız etmiyor. Ya da teslimiyet bütün reflekslerimize sinmiş. Hiçbir şeye tepki verecek enerjimiz kalmamış.

Diyarbakır kötü bir örnek. Bizim bütün gerçekliğimizin yüzümüze çarptığı yer. Sadece katiller değil, biz de kendi suçluluk duygumuzun altında eziliyor ve bir an önce kazının bitirilip unutulmasını bekliyoruz. Sanki gerçekler ortaya çıkarsa bizim payımız da, yani seyirci kalarak katliamın yapılmasına yol açan payımız da, yani Kürt’ü yok sayan devlet politikasına sol bir katkı yapmışız gibi duran payımız da ortaya çıkacak. Katiller utanmıyor. Ama biz utanıyoruz. Herhalde bu sebepten olsa gerek işin üstüne gidemiyoruz. Muhtemelen cemaatle hükümet arasındaki kavgayı da seyretmekle yetinip üzerine bol laflar edeceğiz. Onlar bir şekilde kendi hesaplarını görürken faturayı biz ödeyeceğiz. 

 

>>M. Özlem'in yazıları

 


     
 
Loading