YAZILAR  |  GAZETE ARŞİVİ  |  HABER ARŞİVİ  |  21 EYLÜL KOMPLOSU  

Ordu Devletinden Polis Devletine

M. ÖZLEM

Sosyalist Demokrasi, 14 Ocak 2012, Sayı: 115

 

MİT dış istihbarat için kurulmuş görünse bile esas uğraş alanı iç istihbarat olmuştur. Hatta istihbarattan öteye geçen iç operasyonları da olmuştur. Dış istihbaratta daha çok CIA ve MOSSAD’ın taşeronu olarak çalışmıştır. Hem bölgesel güç olmayı planlayan TC’nin yeni dış politika ihtiyaçları hem de devlet aygıtının yeniden yapılandırılması süreci MİT’in yapısında ve ilgi alanında değişikliğe gidilmesini gerektirmiştir.

 

Yaşadıklarımız insan bilincindeki yaralanmanın fiziksel bütün yaralanmalardan daha ağır olduğunu ispatlıyor. An geliyor kötünün kötüsüyle yüzleşiyor insan. Ölümün bile hafif kaldığı durumlar yaşanıyor ve beteri bu çeşit karşı karşıya gelişler çoğalıyor ve sıradanlaşıyor. Acı atıyor öfkeye karışıyor ve isyanla kanamaya başlıyor içimizde acıyan yerler. Acı tarifini yitiriyor sözcükler kayboluyor.

Ne zaman bir cenaze konvoyuna rastlasam susar ve kenara çekilirim. Tanımadığım bilmediğim insanlara saygı duyarım. Aslında saygı duyulan ne gömülen ne de gömen insanlardır. Zira tanınmayan insanlara saygı göstermek sahte bir ritüeldir. Ama yine de saygı gösteririm, aslında saygı karşımdaki insanlardan çok onların çektiği acıyadır. Çoğumuz bir yerlerde aynı şeyi yaşamışızdır, yaşamasak da biliriz. Acı paylaşılmalıdır. Acı anlayışla karşılanmalıdır.

Bir haber programında izlemiştim; hayvanat bahçesinde ölen bir maymunun cenazesi kalkarken bütün maymunlar sıraya girmişler ve sessizce cenazenin götürülmesini izlemişlerdi.  Yaşananlar karşısında ortaya konulan tavırlar insan evladının evrimin başlangıcında sıkışıp kaldığı duygusunun oluşmasına yol açıyor. Zira maymunun maymunken gösterdiği duyarlılık yok olmuş.

Uludere’de yaşanan katliam bütün çıplaklığı ile sadece ikiyüzlülüğü değil aynı zamanda egemen zihniyetin yani şovenizmin nasıl insanlığı bitirdiğini yok ettiğini tekrar gösterdi. Biz bunu daha önce görmüş, Van depremi sırasında da sınamıştık. Şimdi tüm boyutlarıyla karşımıza çıktı. Gerçek hayat yüzümüze haykırdı; İNSAN DEĞİLSİNİZ!

Katliamdan sadece devleti sorumlu tutmak artık tek başına yetmiyor. Çünkü katleden kadar katliamı izleyen sessiz kalan ve anlaşılır kılmaya çalışan da en az onun kadar suçlu. Tıpkı kadın cinayetlerinde hafifletici sebep arayan hakimler kadar suçlu belki izleyen ve anlatmaya çalışan daha da suçlu. Zira devletin terör uygulamasını onun sınıfsal ulusal ideolojik yapısıyla açıklayabiliyoruz. Devlet azınlığın olduğu sürece bunu yapar, yıllardır yaptı da. Bütün devletler benzer davranışları gösterdiler. Bir egemenlik aygıtı bir diktatörlük olarak zor aygıtının yasal temsilcisi olarak devletin halka terör uygulamasında biz marksistler için şaşılacak bir şey yoktur. Devlet budur.

Devletin şiddetine öfkelenmekten alıkoymaz bu durum bizi. Biz bu şiddete karşı ezilenlerin şiddetini kullanmayı meşru görürüz. Ol sebepten Uludere’ye bakıp esas terörist devlet demek doğru bir tutum olmaz.  Biz egemenlerin terörünü lanetleriz. Çünkü haksızdır, zalimdir, kan dökücüdür. Ezilenlerin kendini savunmak ve bir bütün olarak şiddeti ortadan kaldırmak üzere egemenlere karşı terörünü meşru görürüz. İsrail devletinin Gazze’de Filistin halkına karşı devlet terörünü lanetlerken Filistinlilerin İsrail’e karşı kullandıkları terörü destekleriz. Terör şiddet eylemidir ve hayat binlerce kez doğrulamıştır ki örgütlenmiş şiddet aygıtı olan devlet ancak çoğunluğun şiddeti ile yıkılabilir.

Anlaşılamayan devlet politikasının bu kadar büyük bir çoğunluk tarafından hayasızca savunulmasıdır. Onursuz insanlar ortasında vicdanın savunusu da sosyalistlere kalmıştır. İsrail veya Suriye’de yaşanan olaylar karşısında en üst seviyeden devlet terörünü kınayanlar, insan hakları ve vicdandan söz edenler kendi devletleri sözkonusu olunca yine sessizliği tercih etmişlerdir. Susarak katliamın örtülebileceğini sanmışlardır. Yetinmemişler sonrasında neredeyse suçu katledilenlere atmaya kalkacak kadar katliamı izah etmeye ve meşru göstermeye çalışmışlardır. Tüm basın, genelkurmay ve hükümet açıklama yapmaya mecbur kalana kadar yani emir gelene kadar susmuş ardından da öldürülenlerin kaçakçı olduğu ve aslında ölümü hakettiği meyanında izahatlara girişmişlerdir. Taraf gibi utanmaz yayım organlarının şanlı kalemleri suçu Kürt siyasi hareketine atmış hatta hükümetin açılım politikasını bozmak amacıyla bizzat PKK’nin bu işi organize ettiğini ima etmiştir.

Uludere katliamı çok önemli bir olgunun bilince çıkmasına da hizmet etmiştir. Sosyalistlerin egemen medya ile mücadele edecek araçlar geliştirmeleri elzemdir. Eğer Kürt basını olmasaydı ve hızla olayı dünyaya mal etmeseydi öldürülenlerin yanına Uğur Kaymaz’da olduğu gibi silahlar serpiştirilir onların gerilla olduğu anlatılır ya da tersten katliam bizzat gerillaya yıkılabilirdi. Haklıyken haksız duruma düşürüldüğümüz yüzlerce olay mevcuttur. Bize bir bütün olarak bize, herkese seslenebileceğimiz güçlü bir günlük gazete ve televizyon lazım. Bu herhangi bir siyasi hareketin yayını olarak değil aydınların, akademisyenlerin ve bütün solun sesi olabilecek bir yayın olmalı. İMC tv’nin Uludere katliamı dolayısıyla yaptığı yayın egemen medyaya karşı bir direnişin mümkün olduğunu gösterir  niteliktedir.

Sözün özü katliama uğrayanlara katliamı  izah etmeye çalışanlar, insanları bir bütün ulusu yok sayanlar, söze yer bırakmayacak bir şekilde Darwin’e inat insanın maymun halkasına ulaşmadığını kanıtlamaktadırlar. Vicdan katledilenlerin ve bir avuç acıyı paylaşıp engellemeye çalışanın ellerinde taşınıyor ve onlara seslerini duyurma görevini dayatıyor.

>>M. Özlem'in yazıları

 


     
 
Loading