YAZILAR  |  GAZETE ARŞİVİ  |  HABER ARŞİVİ  |  21 EYLÜL KOMPLOSU  

Aşil'in Topuğu

M. ÖZLEM

14 Aralık 2011

 

Akhileus Yunan mitolojisinin ünlü kahramanlarından birisidir. Mitolojiyle pek diyalogu olmayan bizler meşhur Truva filmi ve Brad Pitt sayesinde Akhileus’la tanışma şansına ulaştık. Aşil olarak da bilinen meşhur kahraman bir yarı tanrıdır. Baba tarafından tanrı, anne tarafından insandır. Derler ki; doğduğunda annesi sol bacağından tutup onu suya batırmış, suya değmeyen sol topuğu hariç bütün bedeni kutsanmıştır. Yani sol topuğu hariç, ok ve mızrak işlemez hale gelmiştir. Aşil’in öldürülmesi de tanrılar arasındaki rekabetin bir sonucu olarak şekillenmiştir. Aşil’in sırrı Truva savaşında Paris’e anlatılmış, Paris attığı okla Aşil’i sol topuğundan vurmuş ve onu öldürmüştür.

Aşil topuğu deyimi zayıf noktayı vurgulamak için kullanılır hale gelmiştir. Yani korunaklı bir yerin zayıf noktası. Pazartesi günü yayınlanan Radikal gazetesinde  Ezgi Başaran’ın İHL Sözlük olarak bilinen internet sitesinin kurucu ve yöneticileriyle yaptığı röportaj hem siyasal iktidarın karşısındaki toplumsal muhalefetin hem de AKP’nin aşil topuğunun vurgulanması açısından önemli ipuçlarını barındırıyordu. Kendilerine müslüman gençler ismini veren bu grup bir yanıyla AKP’ye oy veren %50’nin psikolojisini yansıtırken, öte yandan bu %50 içerisinde olası çatlamanın verilerini sunuyordu.

Bir zamanlar bir yerel seçim esnasında kuvvacı tv muhabirlerimizden biri Kürt illerinin birinde bir vatandaşla röportaj yapmıştı. Tv’den yayınlanan röportajda önce sokaklardaki vahim durum sergilenmiş, sonra da ‘bilge’ muhabir ‘cahil’ vatandaşa belediyenin hiç hizmet yapmadığını göstererek yine aynı belediyeye oy verip vermeyeceğini sormuştu. Vatandaşın cevabı hegemonya kavramının yaşamsal karşılığını sergiler nitelikteydi. “Kızım, yolun çamur olmasından bize ne. Belediye başkanı bizden mi değil mi sen ona bak.”

“Müslümanlar şöyle düşünüyor: Ne olursa olsun hükümeti zayıflatacak bir şey yapmayalım.” Bu cümle yapılan röportajda dile getiriliyor. Bu tek cümle aynı zamanda %50’nin psikolojisini de ele veriyor. Onlar ve ötekiler var. Ve onlar ötekilere karşı kendi içlerinde her çeşit yanlışlığı tolere edebilirler. Bu aynı zamanda hegemonyanın da nasıl kurulduğunun göstergesi. “Mesela bedelli konusunu eleştireceğim, en yakın arkadaşım ‘ya yapma ya, hükümete öyle deme’ diyor. O yüzden AKP’nin artık kendini savunmasına gerek yok. Kraldan çok kralcılar var.” Hegemonya tam da böyle bir şey. Düşüncenin ya da işin yapan değil bizzat başkaları tarafından savunulur hale gelmesi. Yalnızca doğruların değil yanlışların da savunulur hale gelmesi.

Siyasal iktidarın uyguladığı neoliberal politikalar, savaş ve baskı yönelimleri karşısında hükümeti karşısına alan bir eleştiri baştan hegemonik durumu tespit ederek işe başlamalıdır. Bu aynı zamanda eleştirinin ve karşı politikanın nereden ve nasıl üretileceğini de ortaya çıkaracaktır. AKP’yi ve islamı kötüleyerek ısrarla AKP’nin uygulamalarını islamla bütünleştirerek ve bütün uygulamaları islami kökenine bağlayarak yapılan eleştiri yukardaki kamplaşmayı keskinleştiren bir eleştri olacaktır. Ve doğallığında bu eleştirinin karşı taraf üzerinde herhangi bir yansıması ve etkisi olmayacaktır. Hatta tersten karşı taraftaki hegemonik durumun güçlenmesine sebep olacaktır. Muhalefet adına yapılan bir çok çıkışın bu gruplaşma sınırları içerisinde kalması nedeniyle vardığı sonuç başarısızlık olmuştur. Eğer AKP ve siyasal iktidara karşı bir mücadele örülecekse kaçınılmaz olarak bu mücadelenin %50’nin bir kısmını yanına almayı hedeflemesi gerekir.

Bu aynı zamanda %50’nin kendi içindeki sınıfsal, sosyal hatta ideolojik farklılıkların bilinmesi ve bu farklılıkları derinleştirip belirgin hale getirecek bir hat izlenmesiyle mümkün olacaktır. Gazetedeki röportaj aslında bunun da ipuçlarını veriyor. Yani sözkonusu %50’nin hem kendi içindeki farklılıkların bir kısmını hem de bu farklılıkların hangi düzlemlerde birbirleriyle ve hükümetle çelişir hale geldiğini gösteriyor. Siyasal iktidara karşı bir politika izleyeceksek eğer öncelikle %50 içerisindeki sınıfsal ve ekonomik farklılıkları derinleştirmek gerekiyor. AKP’nin en korktuğu noktalardan birisi tam da burasıdır. Hükümetin oy kaybettiği seçim ekonomik krizin ülkeyi sarstığı dönemdir. Bu anlamda din temelli ideolojik propagandanın yerine sınıfsal temelde sınıf eşitsizliğini öne çıkarak siyasal ve yaşamsal bir propaganda geliştirilmesi daha sağlıklı olacaktır. Yani AKP’ ye oy verenlerin içerisindeki ekonomik uçurumu, sosyal adaletsizliği gözler önüne sermek gerekir.

İkinci olarak aynı röportaj hükümet politikalarının belli parametrelerinin kendi tabanında ciddi kırılmalara yol açtığını da göstermektedir. Bedelli askerlik ve şike yasası hükümete oy veren tabanda önemli rahatsızlıkların oluşmasına yol açmıştır. Buradan hareketle aslında toplumun bütününde rahatsızlık yaratan ve sıkıntıya yol açan politikaları sınıfsal bir temelde dile getirebilirsek ve meşru yöntemleri devreye koyabilirsek, Aşil’in topuğuna yönümüzü çevirmiş olabiliriz. Lise öğrencilerinin şifreye karşı sergilediği eylemlilikler, şiddet karşıtı kadın eylemlilikleri, üniversite öğrencilerinin YÖK ve harç zamlarına karşı eylemlilikleri ve son olarak Hopa davasına ilişkin eylemlilikler bu bağlamda ele alınmalıdır. Hepsinin ortak özelliği toplumun tamamında sıkıntı yaratan davranışlara karşı toplumun tamamına seslenir bir şekilde ve meşru zeminde gerçekleşmiş olmalarıdır. Son söz olarak: bir sorunu dile getirmenin binbir yolu vardır, mesele en iyisini bulmaktır.

 

>>M. Özlem'in yazıları

 


     
 
Loading