![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Gaza Getiriliyoruz 19 Kasım 2011
Milletçe herşeyi gazla yapmaya alışkınız. Futbol maçını gaza gelerek kazanırız. Sınavı gazla başarırız. Hayatı bile gazla yürütürüz. Bunu hepimiz biliriz. Bunu hepimiz eleştiririz. Televizyondaki futbol yorumcusu, haber sunucusu, okuldaki hoca evde anne baba, fabrikada patron, grevde sözcü, hep aynı şeyleri söyler aynı şeyi eleştiririz. Gaza gelerek herşeyi yapar ama gazla bir yere varamayacağımızı biliriz. Gaza gelerek yaparız çünkü altına girdiğimiz işleri gerçekleştirecek fiziksel bilgisel ya da ekonomik veya teknolojik altyapımız yoktur. Bu işlerin altından kalkabilmek için kaçınılmaz bir şekilde insanüstü bir çaba sarfetmek gerekir. İnsanüstü bir çaba içinse olağanüstü bir motivasyona ihtiyaç vardır. Herkes hangi iş olursa olsun hep aynı teraneyle başlar. “ Hadi aslanım, başarabilirsin.” Gaza geldiğimizi bilirdik ama gaz vermenin sadece bize has birşey olduğunu sanırdık. Basın ve televizyonları izlediğimizde ABD ve Avrupalılar tarafından bize yönelik ciddi bir gaz operasyonunun olduğunu görebiliriz. Türkiye koşar adım Suriye ile bir savaşa sürükleniyor. Kazan kurulmuş altı harlanmış fokur fokur kaynıyor. Herkes içine atlayacak cesaret dolu bir ülke arıyor. Ve hep bir ağızdan kendi hükümeti yabancı hükümetler tarafından bu ülkenin halkı komşu ve kardeş bir ülkeye karşı kazanın içine atlamaya sevkediliyor. Bu amaçla sürekli gaz veriliyor. Gaz vermek demek aslında sizde olmayan yeteneklerin ve özelliklerin sizde varmış gibi gösterilmesidir. Emperyalist blok gazetecisi, siyasetçisi, ekonomistiyle beraber Türk hükümetini ordusunu ve ekonomisini pohpohlamakla meşgul. Başbakanın resimleri dünyaca ünlü dergilerin kapaklarını süslüyor. Adına uluslararası basında makaleleler yazılıyor. ABD Türkiye’yi Suriye’yle girişilecek bir savaşa hazırlamak için her çeşit çabayı sergiliyor. Onlarca gazetecinin havadan sebeplerle içerde tutulduğu, binlerce Kürt siyasetçinin uydurma gerekçelerle tutuklandığı, uyuşturucuya karşı çıkan liselilerin hapis cezası yediği, polisin yargısız infazlar yaptığı ve sokakta her çeşit muhalefetin ağır baskı altına alıdığı bir ülke demokrasinin kalesi gibi gösteriliyor. Meydanlardaki heykellere tahammül edemeyen, kendisine yönelen her çeşit eleştiriyi öfkeyle karşılayan, savaş ve intikam naraları atan bir başbakan demokrasi şovalyesi gibi gösteriliyor. Kendi ülkesinde kendi halkına şiddet uygulamakta bir an bile tereddüt etmeyen bir hükümet kendi dağlarını bombalayan, en basit öğrenci eylemlerine biber gazı ve coplarla saldıran, çaresizlik içindeki depremzedelere kış günü biber gazı, cop ve tazyikli suyla saldıran bir hükümet bir başka ülkenin hükümetini halkına şiddet uygulamakla eleştiriyor. Ve bu hükümet şiddet gören komşu halkı koruma iddiasıyla ortaya çıkıyor. Birileri size gaz verebilir. Birileri sizi sizde olmayan özelliklerinizin olduğuna inandırmaya çalışabilir. Tehlikeli olan sizin kendinize gaz vermeye başlamanızdır. İnsan kendi gerçekliğini unutunca tehlikeli maceralara atılır. Ve genellikle kafasını toslayınca akıllanır. Bedeli çok ağır olur. Türk hükümeti Suriye devletini bir lokmada yiyebileceğini sanıyor. Türk ordusu ve Türk devleti suriyenin bir anda dağılacağını, devasa gücü karşısında Suriye’nin direniş bile gösteremeyeceğini varsayıyor. Türk egemenleri ve hükümeti kendi varoluş koşullarını ve çıkarlarını ABD’nin bölgesel çıkarlarıyla birleştirdikleri için ABD’nin emrinde onun taşeronu gibi çalışmaya gönüllü başkoyuyor. Cengiz Çandar ABD dönüşü bir yazısında ,Türkiye’nin oradan ABD’nin taşeronu gibi gözüktüğünü ve Suriye meselesinin çözümünün Türkiye’ye ihale edildiğini yazıyordu. Demokrasi peygamberi geçinen ABD hükümeti bütün tarih boyunca olduğu gibi şimdi de kendi bölgesel ve tarihsel çıkarları gereği taşeronluğuna soyunanların bütün pisliklerini görmezden gelmeye devam ediyor. Elini kirletmek yerine yoksul ülkeleri yoksullara kırdırmanın yöntemlerini arıyor. Varoluş koşullarını ABD desteğine bağlayan içerdeki hükümet etme garantisini dış politikada ABD desteğiyle yarattığı hayali başarılara kilitleyen AKP hükümeti ABD nin isteklerini yerine getirmek zorundadır. Denilebilir ki bu ülke tarihinde hiçbir hükümet hiçbir zaman ABD’ye bu kadar göbekten bağlı hale gelmemiştir. İçerde kendinden olmayan herkesi düşman kabul eden ve onlara karşı düşmanca davranan Tayyip Erdoğan ABD gölgesinin üzerinden çekilmesinin kendisi için hayati riskler taşıdığının farkındadır. Bu yüzden hükümetin gaza gelmesi ya da gaz vermesi bir şekliyle anlaşılabilir. Ama bizimki asla affedilemez. Vakti zamanında İsmet İnönü’ye Türk ordusunun Bulgaristan’ı 6 saatte ele geçirebileceği söylendiğinde “saatte ele geçirebiliriz ama 6 ay yönetemeyiz.” mealinde bir cevap vermiştir. Kabul etmek gerekir ki Suriye’ye saldırmak demek İran’a karşı İsrail’le omuz omuza savaşa girmek demektir. Bu savaş hükümetin üst perdeden destek yağdırdığı Filistin halkıyla, Hamas’la, Hizbullah’la, İslami Cihad’la savaştır. Bölgesel bir savaştır. Ve bilinmelidir ki savaşanlar yoksul ülkeler olarak görünse de aslında savaştığımız güç Rusya ve Çin olacaktır. Ölen, kaybeden, işçiler, köylüler ve yoksul halk olacaktır. Kazananı bizim açımızdan olmayan bir savaşa doğru sürükleniyoruz. Türk hükümeti kendi içinde Kürt sorununu çözmediği için Suriye’de de bir Kürdistan’ın kurulmasını istemediği için Suriye’ye karşı savaşa girmeye tarihsel olarak da gönüllü duruyor. Suriyeyle savaşa karşı çıkanların bu yüzden Türkiye’nin içinde Kürt sorununun adil çözümünden yana olması gerekiyor. Barış bütün bölgenin yoksul halkalarının kardeş halklarının çıkarınadır. Savaş ABD’nin isteğidir. Gaza gelmeyelim. Çapımızı iyi bilelim...
|
|
|
Loading
|