![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Susma 'Sen de Bir Ses Çıkar' Sosyalist Demokrasi, 31 Aralık 2011, Sayı: 114
Hatırı sayılır bir zaman aralığından sonra Halkların Demokratik Kongresi (HDK) sokağa çıkmaya hazırlanıyor. 7 Ocak’ta “Sen de Bir Ses Çıkar” çağrısıyla politik bir kampanya başlatıyor. Kampanya boyunca her hafta işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, özcesi Türkiye halklarının emek, barış, özgürlük ve adalet özlemlerine anlamlı, eylemli ve etkili bir yanıt vermek için sürekli “sen de bir ses çıkar” çağrısı yapılacak. Bütün illerde eş zamanlı ve tek merkezde, değişen güncel ve öncelikli talepleri eksen alınarak üç ay boyunca kesintisiz biçimde sürecek. Hükümetin ve devletin sokakları stabilize etmeye, toplumsal muhalefeti susturmaya ve bir “korku imparatorluğu” yaratmaya çalıştığı bir momentte, emek, barış, özgürlük ve adalet için, yeniden sokaklara taşınmak, farklı alanlar ve mekanlarda çıkarılan sesleri, ortak bir alan ve mekanda birleştirmek ve bütün bunları “çok sesli bir orkestra”ya dönüştürmek için atılacak her adım çok önemli, çıkarılacak her ses çok değerli olacak. İşçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin kendi sorunlarına sahip çıkarak, Erdoğan’ın on yıl boyunca yaratmak istediği “itaatkâr ve suskun toplum” tahayyülüne karşı, “ekolojik yaşam, demokratik toplum, özgür birey” için çıkaracağı her ses büyük bir yankı yaratacaktır. Türkiye’de en büyük problem mücadeleden yoksunluk değildir. Hayatın her alanında mücadele bir şekilde sürüyor. Ne var ki, süregelen temel problem, çok parçalı biçimde süren bu mücadelelerin, memleketin her bir köşesinde çıkarılan farklı seslerin “çok sesli bir orkestraya” dönüştürülmemiş olmasıdır. AKP hükümetinin uzun soluklu başarısının sırrını ve son yıllarda “zücaciye dükkânına giren fil” gibi kırıp dökme cüretini, toplumsal muhalefetin bu “zayıf halka”sında aramak gerekir. AKP 2002’lerin tedirginliğini üzerinden atmış, korkusunu yenmiş ve devletle bütünleşmiş bir parti. Onun hükümeti, devleti temsil eden ve devlet adına konuşan bir hükümet. Erdoğan yalnızca bir hükümet başkanı değil, devlet iktidarını temsil eden bir politik şahsiyet. Sıkça “gaf yaptığı” söylenen İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, “usta bir gafçı” olmanın ötesinde hükümetin de, devletin de “yontulmamış gerçek yüzü”. Erdoğan’ın ve bakanlarının içerde ve dışarda izlediği hiçbir politika devletin temel çıkarlarından ve devlet iktidar güçlerinden bağışık düşünülemez. Son yıllarda olup bitenleri sıralamanın, “şöyle oluyor, böyle oluyor” gibi yakınmaların hükümet nezdinde zerre kadar bir değeri yok. Erdoğan ve kabinesi, toplumsal muhalefetin talepleriyle değil, büyük emperyalist merkezlerin stratejik hedefleriyle bağlıdır. Daha geçen günlerde yapılan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısı demokratik kamuoyunda hak ettiği ilgiyi görmemiş olsa da, o toplantıda çok önemli bir gelişme oldu ve açıkça meclisin yetkileri askerle paylaşıldı. Meclisin yetkilerinin askerle paylaşılması demek, asker sıcak savaş için gerekli hazırlıkları yapacak, hükümet “cephe gerisi”ni yeniden düzenleyecek demektir. İçerdeki savaş sürüyor. Henüz dışarda sıcak bir
savaşa girilmedi ama Türkiye’nin Suriye’ye karşı bir savaş yürütmediği
de söylenemez. “Özgür Suriye Ordusu” artık gizli kamplarda değil,
Antakya’da dünya kamuoyunun gözü önünde eğitiliyor ve Suriye’ye
gönderiliyor. Antakya Suriye’ye karşı bir “açık savaş üssü” haline
getirilmiş bulunuyor. Buna karşı çıkan Nusayri halkına yönelik siyasi
baskılar artarken, Sünniler Nusayrilere karşı kışkırtılıyor. Böyle devam
ederse Antakya’da bir “Nusayri-Sünni çatışması” hiç de sürpriz
olmayacak. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin boşuna konuşmuyor. Ne diyor Şahin: ““Psikolojik terör var, bilimsel terör var. Terörü besleyen arka bahçe var.”
Şahin’e göre arka bahçe neresi? “Arka bahçe İstanbul'dur, İzmir'dir, Bursa'dır, Viyana'dır, Londra'dır, Washington'dur, üniversitede kürsüdür, dernektir, sivil toplum kuruluşudur. (…) Birileri de ciddi halde saptırma yaparak, kendine göre gerekçeler uydurarak makulleştirerek, teröre destek veriyor. Resim yaparak, tuvale yansıtarak, şiir yazarak, şiire yansıtıyor, günlük makale yazarak. Hızını alamıyor.” Bu sözler öfkesine yenik düşmüş faşist düşünceye sahip bir insanın kontrolünü yitirdiği bir anda bilinçaltındaki tortuların dışa vurumu değil. Bu sözler, faşist düşünceye sahip, devletin polisine hükmeden, mahkemelerin iplerini elinde bulunduran bir “polis devleti”nin etkili bir bakanın direktifleri olarak okunmalı. Bakan bu sözleriyle kendi düşüncelerine aykırı her düşünce sahibini, kendi politikalarıyla bağdaşmayan her siyasiyi, “ucube” çizmeyen her ressamı, methiye dizmeyen her şairi, yalaka olmayan her yazarı hedef tahtası haline getiriyor. Şahin’in bu sözleri özgür medya operasyonundan sonra muhalif aydınlara, sanatçılara, şairlere, yazarlara, ressamlara yönelik yeni bir operasyonun sinyallerini veriyor. Dolayısıyla özel yetkili mahkemelerde adalet arayışı, “bir arayış” olmanın ötesinde hukuksal bir değer taşımıyor. Bu mahkemelerin kararları, o mahkemelerin yargıçları tarafından, yargıçların bağımsız iradeleriyle değil, Ankara’dan veriliyor. Ülkenin her yerinde “adalet için bir ses çıkararak, çıkan ya da çıkacak olan her sesi aynı alanda, aynı mekanda birleştirmek, ve “çok sesli bir orkestra”ya dönüştürmek, yeni yıl için en iyi başlangıç adımı olabilir. Halkların Demokratik Kongresi’nin 7 Ocak’ta başlatacağı “Sen de Bir Ses Çıkar” kampanyası, savaşa, militarizme, milliyetçiliğe, cinsiyetçiliğe, eşitsizliğe, adaletsizliğe, operasyonlara, tutuklamalara, hapishanelere ve emek karşıtı politikalardan rahatsız olan herkesin güncel ve öncelikli taleplerini eylemli biçimlerde dile getirdikleri, emek, barış, özgürlük ve adalet özlemlerini “çok sesli bir koro”yla birlikte seslendirecekleri demokratik bir platform olabilir. Bütün cumhuriyet tarihi boyunca varlığı yok sayılmış, aşağılanmış, hırpalanmış, kendi özgün yaşam tarzlarına yasaklar konmuş Türkiye halklarının kendi taleplerini kendi dilleriyle ifade edebilecekleri birçok dilli bir zemin olma imkanı yaratabilir. Hiç kimseye “sen şöyle ses çıkar, sen böyle ses çıkar” demeksizin, herkes kendi nesnel konumuna uygun biçimde, grev yaparak, boykot ederek, miting ve/veya yürüyüş yaparak, ıslık çalarak, tencere tıklatarak bir ses çıkarabilir, ses çıkarmaya çağrılabilir. Herkes kendi dilinde ve kendi tarzında bu “çok sesli orkestranın organik bir bileşeni” olabilir. Öyleyse, muhalif her sesin susturulmak, muhalif her nefesin boğulmak istendiği böyle bir politik uğrakta ses çıkarmanın tam zamanı…
|
|
|
Loading
|