![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Özrü Kabahatinden Değil, Kabahati Özründen Büyük 26 Kasım 2011
“Bilemiyorum Recai, karmaşık hisler içerisindeyim.” Mizah dergilerinde sık sık ti’ye alınan bu Yeşilçam repliği kadar, Başbakan Erdoğan’ın Dersim özrünün kamuoyunda yarattığı hissiyata cuk oturabilecek başka bir ifade var mı bilemiyorum. Kiminden takdir, kiminden tekdir gören bu özür, her ne denirse densin; insanlık için küçük ama Türkiye Cumhuriyeti devleti için büyük bir adımdır. Neden böyledir? Bir kere Erdoğan’ın düştüğü “eğer literatürde böyle bir şey varsa” ihtirazi kaydının da açıkça ortaya koyduğu üzere, Türk devlet literatüründe de erkek egemen Türk toplumsal kültüründe de özür, nedamet, empati gibi kavramlara asla yer olmamıştır. Değil mi ki bizim memlekette, “erkek adam ağlamaz” (!), “asker üşümez” (!), erkek devlet de özür mözür dilemez, dilememiştir. Tam da bu nedenle, Turgut Özal’ın yıllar evvel, Fransız devletinin soykırımcı uygulamalarına T.C.’nin BM nezdinde verdiği destekten ötürü Cezayir halkından yarım ağızla dilediği özür sayılmazsa, başbakanın Dersim katliamı nedeniyle resmi ağızdan özür dilemesi, tarihimizde bir ilktir ve önemlidir. Dünyanın belki de başka hiçbir ülkesiyle kıyaslanmayacak kadar çok sayıda tarihsel gerçeğin halı altına süpürüldüğü, dolaba kitlenmiş bu kadar çok insan iskeletinin olduğu bir ülke için bu özür, evet büyük bir adımdır ama hem devletin hem de Erdoğan’ın insanlık adına daha çok fırın ekmek yemesi gerektiği açıktır. Bir defa, daha dün sayılabilecek kadar yakın zamanda, son tanıkların ağzından katliamı anlatan “Dersim 1938” belgeselinin gösterime girmesini türlü bürokratik yasaklarla engelleyen, beceremeyince de yönetmeni hakkında “halkı kin ve nefret hisleriyle birbirine kışkırtmak” suçundan dava açtıran, Dersim katliamı dahil Kürt halkına karşı işlenen insanlık suçlarından söz edenleri bölücülükle itham ederek yargılatan AKP’nin, bu özürde samimi olmadığı gayet nettir. Özür, Dersim çocuğu Kılıçdaroğlu’nun CHP’sine unutulmaz bir gol atmak (ki kaleye tam doksandan girdiği su götürmez) ve son zamanlarda KCK tutuklamaları ve diğer anti-demokratik baskıcı uygulamalar nedeniyle hükümete cılız da olsa eleştiriler yöneltmeye başlayan liberal kesimleri yeniden rotaya sokmak için dilenmiştir. Zira sağ muhafazakar AKP zihniyetinin, evrensel insanlık değerleriyle uzaktan yakından alakası yoktur. Sabiha Gökçen havaalanının adının değiştirilmesi önerisini ortaya atan Mehmet Metiner’in, havaalanına başka bir insanlık düşmanının, Muhsin Yazıcıoğlu’nun adının verilmesini savunması da bunun en açık göstergelerinden biridir. Bununla birlikte asıl maksadı ne olursa olsun, AKP’nin konuyu bu saatten sonra kuru kuru bir özürle geçiştirmeyi hayal etmesi mümkün değildir. Katliam operasyonunun (“Tunç eli”) adı olan Tunceli adı derhal Dersim olmalı, katledilenlerin ailelerine yitirdikleri topraklar iade edilerek tazminat ödenmeli, Alevi ve Kürt halkına karşı her türlü ayrımcı uygulamalara son verilmeli, Dersim katliamı ders kitaplarına konulmalı ve katliamı yürüten tüm devlet görevlilerinin (yalnız CHP ile özdeşleşmiş Ali Çetinkaya, Sabiha Gökçen gibilerin değil, AKP’nin sürdürücüsü olduğu sağ muhafazakar geleneğin simge isimleri olan Celal Bayar, Fevzi Çakmak gibilerin de) isimlerini taşıyan mekanların adı değiştirilmelidir. Öte yandan, Dersim katliamı adına özür dileyip, Ermeni Kırımı, Asuri-Süryani-Keldani Kırımı, Varlık Vergisini ödeyemeyen gayrimüslimlerin toplama kamplarına kapatılması, 6-7 Eylül olayları, Maraş- Çorum-Sivas katliamları gibi saymakla bitmeyen diğer zulümler için de özür dilememek ve gereğini yapmamak iki yüzlülük ve alçaklıktır. İşçi sınıfımızın ve ezilenlerin iki eli AKP’nin yakasını bırakmamalıdır. AKP ve yandaş medya işi “tek parti döneminin uygulamaları” şeklinde geçiştirmek ve yaşanan tüm bu zulümleri CHP’ye ihale ederek işin içinden sıyrılmak derdindedir. Bu gözbağcılık, hokus pokusçuluk karşısında hükümete, başbakana ve AKP’ye sormak gerekir: Doğru, artık Dersim’deki gibi insanları mağaralarda fareler gibi zehirlemiyorsunuz, ama onları bugün açık alanlarda gazlayıp, tazyikli suyla, copla işkence eden, kiminin sakat kalmasına kiminin kafasına isabet eden gaz mermisiyle ölümüne sebep olan siz değil misiniz? Doğru, artık Dersim’deki gibi genç erkekleri dere kenarına dizip, makineli tüfek ateşiyle katletmiyorsunuz, ama bugün saçma sapan gerekçelerle onları hapse tıkıp, ömürlerinin en güzel çağını parmaklıklar arkasında, tecritte tüketmelerine neden olan siz değil misiniz? Doğru, artık Dersim’deki gibi aksakallı ihtiyarları darağacına göndermiyorsunuz ama bugün bin bir hastalıkla boğuşan torun torba sahibi insancıklara kendi yataklarında ölme hakkını çok gören, hapishane ranzalarında, revirlerde öldüren siz değil misiniz? Doğru, artık Dersim’deki gibi genç yaşlı demeden kadınların üzerine asker salıp tecavüz ettirmiyorsunuz, ama bugün gözaltında, cezaevinde, sokakta, evde, akla gelebilecek her yerde her gün onlarca kadının tecavüze, tacize, şiddete maruz kalmasına, erkekler tarafından öldürülmelerine seyirci kalan siz değil misiniz Doğru, artık Dersim’deki gibi kundaktaki bebekleri, ufacık çocukları süngületmiyorsunuz, ama bugün Van’da bir deprem çadırında yanarak, İstanbul’da bir köprü altında bali çekerek, çalıştırıldıkları merdiven altı atölyelerde zehirli gazları teneffüs ederek veya sokak ortasında polis tarafından kurşunlanarak ölen çocukları görmezden gelen siz değil misiniz? Kah faili kah suç ortağı olduğunuz bu alçaklıklar için de özür dileyecek misiniz?
|
|
|
Loading
|