![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Mısır’da Mübarek’ten Sonra AZİZ KÜÇÜK Sosyalist Demokrasi, 11 Şubat 2012, Sayı: 117
Bir yandan siyasi partilerin seçim yarışı, diğer yandan “geçiş sürecini” yönetmeye çalışan ordu. Mısır’da devrimin kalbi Tahrir Meydanı, “ihtar” üssü pozisyonunu korumaya devam ediyor.
Hüsnü Mübarek’in ABD sponsorluğunda kurduğu korku imparatorluğu öyle bir noktaya varmıştı ki, Tunus’ta bir proleterin kendi bedenini ateşe vermesi, çakan kıvılcımın Mısır’da ateşe dönmesine yetti. Buazizi’nin külleri Mısır topraklarına kadar savruldu. Ve 2011’in Ocak ayında Mübarek karşıtı gösteriler sardı tüm ülkeyi. Bugün Mısır’da yaşananları anlayabilmek için geçen sene 25 Ocak’ta zirveye ulaşan bu sürecin kısa bir özetini sunmak gerekiyor.
Mısır’da Halk Ayaklanıyor Birkaç siyasi partinin organize ettiği ve çağrıcısı oldukları eyleme binlerce kişi katıldı. Bu eylemi düzenleyenler bile böyle bir kalabalık beklemediklerini söylediler daha sonra… Tahrir Meydanı öfkenin patladığı bir alana dönüştü. Tarih 25 Ocak’tı. Mübarek rejimi hemen sosyal paylaşım sitelerini ve interneti yasaklama kararı aldı. Bununla kalmadı artık şiddet kullanılmaya başlandı. Eylemlere kan bulaşmıştı. Olayların tavan yaptığı olay ise “Öfke Cuması” oldu. Bu tarihte isyancıları terörize etmek için hapishaneler boşaltıldı. Hapishanelerden salınanlar, dışarıdaki baltacılar denilen çetelerle birlikte Tahrir’e deve sırtında saldırdılar. Ellerinde palalar ve silahlar vardı. İri yapılı, eğitimli ve iddialara göre ‘haplıydılar’. Meydan bir anda toz duman oldu. Yaralılar ve cesetler ayırt edilemiyordu. Mısır’ın istihbarat rejimi, Tahrir’i çeteci ‘baltacıların’ saldırısıyla boşaltacağını hesap ediyordu. 30 yılda muazzam bir iç istihbarat örgütü kurulmuştu. Tahrir’de kanın gövdeyi götürdüğü, kimin kimi boğazladığının belli olmadığı hikayeleri korkuyla harmanlanarak anlatıldı halka. Hükümet binası ateşe verildi. Bu olaylar yaşanırken İsrail devleti Mübarek rejiminin arkasında olduğunu açıkladı. ABD’de bulunan Genelkurmay Başkanının ülkeye dönmesi ile birlikte isyan daha da hareketlendi. Bu süre zarfında 100 kişinin öldüğü söyleniyor. Mübarek’in devrildiği Ocak 2011 sürecinde, Müslüman Kardeşler’in tutumu epey tartışma konusu oldu. MK, süreç boyunca fırsatçı ve uzlaşmacı bir tavır içinde oldu. Elbette süreci bir “devrim” olarak değil, egemen klikler arasındaki bir iktidar devir teslimi, bir hiyerarşi olarak algılayan Müslüman Kardeşler’in özellikle üst kademesi, Mübarek ve ordu ile pazarlık yapmaktan çekinmedi. Mısır’daki devrimci süreci temsil ettiği sınıfların çıkarları doğrultusunda massetmeye ve yönlendirmeye çalıştı. Kimi büyük gösteriler öncesinde, kontrolü altında tuttuğu imamlarla sükunet çağrısı yaptı. Radikal damarı marjinalleştirmeye, inisiyatifi ele geçirmeye çalıştı. Ancak MK tabanındaki gençlik, aynı tutumu almıyordu. Medyada “Deve Savaşları” olarak anılan Tahrir’e baltacı saldırısında bu genç taban çatışarak iktidar yanlılarının geri püskürtülmesinde büyük bir rol oynadı. Genç kadrolar uzlaşmacı üst düzey kadrolar ile bir ayrışma yaşadılar. Tüm bu gelişmeler yaşanırken Mısır Sosyal ve Ekonomik Haklar Merkezi ülke genelinde genel greve 300 binden fazla insanın katıldığını açıkladı. Bu sırada halk Mübarek’in gitmesi için Tahrir Meydanı’na akın ediyordu. Göstericilerin sayısı 4 milyonu bulmuştu. 18 gün içersinde Mübarek iktidardan devrildi. Yüksek Askeri Konsey parlamentoyu ve anayasayı feshetti. Ordu “Öfkeli Cuma”yı “Temiz Cuma”ya dönüştürmek istiyordu.
Askeri Vesayet Mısır ordusu kapitalizm demektir. Aktarılan bilgilere göre ordunun mevcudu 1 milyondur. Dünyanın en büyük 10. ordusudur. Emperyalizm ile olan ilişkilerin ana yürütücüsüdür. ABD’den her yıl toplam 1,5 milyar dolar almaktadır. Mübarek’in devrilmesinden sonra isyancıların hedefinde ordu vardı. Yüksek Askeri Konsey ülkede grevleri yasakladığını açıkladı. Bununla yetinmeyen ordu bir yasa çıkartarak gösterileri de yasadışı ilan etti. Bu yasa ile birlikte isyan dalgasında ikinci perde açıldı. Mübarek sonrası en büyük gösteri bu yasaktan sonra oldu. Ordunun tepesindeki Tantawi, Mübarek kadar nefret edilen bir figür haline geldi. Büyük şehirlerde ordu halkın üstüne ateş etmekten çekinmedi. Olaylar öyle bir noktaya geldi ki iki general halktan özür dilemek zorunda kaldı. Mısır ordusunun vesayeti altında ilk tur seçimleri yapıldı. 28-29 Kasım tarihleri arasında yapılan seçimlere katılım %52’de kalırken Müslüman Kardeşler’in Özgürlük ve Adalet Partisi %36,6 oy aldı. Onu sırasıyla Selefiler ve liberaller izledi. İkinci turda seçime katılım daha da düştü. Mısır’da seçimlerin galibi aslında boykottu.
Tahrir Uslanmıyor Mübarek’in devrilmesinden sonra sıkıyönetim önceki dönemi aratmayacak icraatlara imza attı. YAK sıkıyönetim yasasını kaldıracağı sözü vermişti. Fakat Mısırlı eylemcilerin İsrail konsolosluğuna saldırması ile birlikte attığı geri adımı aldı. Mübarek’in devrilmesinden sonra askeri vesayet siyasetin merkezini işgal etti. Seçimi kazanan partinin hükümet kurma yetkisi yok. Buradan anlaşılacağı üzere ipler ordunun elinde. Mübarek döneminde uygulanan sıkıyönetim yasası ile polis veya asker istediği muhalife kelepçe takabiliyor. Mahkemesiz ve sorgusuz istediği kadar elinde tutabiliyor. Daha Mübarek hüküm giymemişken, pek çok Tahrirli devrimci demir parmaklıkların ardını boyladı. Bir yandan siyasi partilerin seçim yarışı, diğer yanda ise “geçiş sürecini” yönetmeye çalışan ordu. Hepsinin karşısında ise Tahrir “ihtar” üssü olarak pozisyonunu korumaya devam ediyor.
Port-Said Katliamı Türkiye’de ajanslar “Mısır’da futbol maçında dehşet” diye haber yaptılar Port-Said katliamını. Olaylarda 79 kişi ölmüştü. Futbola siyaset gölgesi haberleri peşi sıra izledi. Yaşananlar gerçekten taraftar grupları arasında bir çatışma mıydı? Müsabaka Al- Masry ile Al-Ahly takımları arasında oynanıyordu. Maçı Al-Masry takımı 3-1 önde götürüyordu. Galip olan takımın taraftarları birden sahaya inerek “intikam” sloganlarıyla Al-Ahly taraftarlarına ve futbolcularına saldırdı. Olayların nedeni Mısır’daki siyasi süreç ile ilgiliydi. Bir kez daha “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” sözü aklımıza geldi. Saldırıya uğrayanların ve katledilenlerin büyük çoğunluğu Al- Ahly takımın taraftar grubu “Ultra” üyesi. Vali’nin stadyumda olmaması, polisin saklanması, ordunun ortalıkta görünmemesi manzarayı yeterince açıklıyor. “Ultra” üyeleri Mübarek’e karşı halk ayaklanmasının en önünde yer aldı. Baltacıların Tahrir saldırısında katliamın büyümesini bu taraftar grubunun önlediği biliniyor. Fanatik taraftarlar, polisle daha önce de pek çok kez karşı karşıya geldiklerinden, deve üstünde saldıran çetelere karşı çok büyük direniş sergilediler. Devrim süreci o gün düşmediyse, onların dökülen kanı sayesindeydi. Bu taraftar grubunun duruş noktası militarizme, faşizme karşı olmaları. Hatta kendilerini sosyalist olarak tanımlıyorlar. Ultra- Al-Ahly üyeleri Mübarek rejiminden sonra Yüksek Askeri Konsey’e ve Müslüman Kardeşler’e karşı da politik mücadelesini sürdürdü. Katliamdan sonra Tantawi dünyanın her yerinde böyle olayların olabileceğini söyledi. Müslüman Kardeşler ise “Eski düzenin kalıntılarının tertiplediği” bir olay olarak değerlendirdi ve intikam yemini etti. Cunta sıra sana geliyor, dediler.
Sonuç Yerine Mısır’da Askeri Konsey ile birlikte Müslüman Kardeşler yeni bir statüko ve baskıcı bir rejim kurmaya çalışıyor. İşçilerin talepleri görmezden geliniyor. Tahrir’de Mübarek’i deviren halka ateş açılıyor. Mübarek’in zulmünü aratmayacak şekilde cezaevleri insanlarla dolduruluyor. Tahrir Meydanı’nın ruhu var oldukça Mısır halkı asla yenilmeyecek. 11 Şubat’ta Mısır’da bir genel grev var. “Ultra” taraftar grubunun Tahrir’de attığı slogan, yapılması gerekeni en güzel ve yalın şekilde ifade ediyor: “Faşizme ve militarizme karşı sokak!”
|
||
Loading
|