![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
İşçi Sınıfına Yeni Saldırı: Toplu İş İlişkileri Kanunu YOLDAŞ TÜRKOĞLU Sosyalist Demokrasi, 11 Şubat 2012, Sayı: 117
AKP, pek çok konuda olduğu gibi ekonomi politikalarında da 12 Eylül darbecileriyle aynı kumaştan biçildiğini bu tasarıyla açıkça ortaya koymakta. Sırada kıdem tazminatının fona devredilerek gasp edilmesi, özel istihdam büroları eliyle esnek çalışmanın daha da artırılması, bölgesel asgari ücret uygulaması var.
Türkiye’de sendikalaşma oranı 1980’den beri en düşük seviyede. Dünya planında Fordist üretim sisteminin yerine ikame edilen esnek üretim, 80’lerden bu yana tüm ülkelerde sendikalı işçi oranlarını azaltırken Türkiye’de 12 Eylül ile birleşen bu sürecin etkisi daha yıkıcı oldu. Özelleştirme, taşeronlaştırma ve bir bütün olarak üretim sürecinin parçalara ayrılarak esnek istihdam biçimlerinin yaygınlaştırılması sendikasız çalışmayı artırdı. Sendikal bürokrasinin işbirlikçi tavrı da işçilerin sendikal mücadeleye olan güvenlerini azaltarak bu duruma katkıda bulundu. Bugün sendikalı-toplu sözleşmeli çalışan işçi sayısı otuz yıl öncesinin çok gerisinde bulunuyor. 1983 yılında çıkarılan 2821-2822 sayılı sendikalar ve toplu sözleşme-grev-lokavt kanunu, otuz yıldır işçi haklarının önünde sermaye lehine bir bariyer oluşturdu. Türkiye’nin emperyalizmin yeni-liberal ekonomi politikalarına uydurulması planı olan 24 Ocak kararları, 12 Eylül askeri diktatörlüğü eliyle hayata geçirilirken bu kanun çıkarılmıştı. Türkiye’nin, başta 87. ve 98. sayılı ILO sözleşmeleri ve AB Sosyal Şartı olmak üzere imzacısı olduğu uluslararası anlaşmalara aykırı olan bu kanunlar çoktan çürümüştü. TC Anayasasının 90. Maddesine dahi aykırı olmaları hükümet için bir baş ağrısıdır. Son birkaç yıldır AKP hükümeti, yeni bir sendika ve toplu sözleşme düzeni getiren bir kanuna ihtiyaç olduğunu bu yüzden dillendirmeye başlamıştı. Bu durum AB standartlarında ve ILO normlarına uygun bir sendika kanunu yapılmasının zorunluluk olduğu ve AKP’nin bundan kaçamayacağı gibi iyimser yorumlara neden olmuştu. 2011’in son aylarında “Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı” hazırlandı. Tasarı Bakanlar Kurulunda bekletilirken Çalışma Bakanlığı ile TİSK, Türk-İş, Hak-İş ve DİSK (sonradan toplantılardan çekildi) arasında üçlü danışma kurulu adı altında bir dizi görüşme yapıldı. Görüşmelerin en önemli gündem maddesi ise işkolu barajıydı. Tasarı 31 Ocak 2012’de meclis genel kuruluna sevk edildi. Tasarı hükümetin işçi sınıfına yaklaşımını gözler önüne sermektedir. AKP’nin politika yapma tarzına güzel bir örnek oluşturmaktadır. Demokrat ve özgürlükçülüğü kimselere bırakmadan, arkadan dolanma, kılıfına uydurma, uluslararası mevzuata sığdırma kurnazlığı… Otuz yıldır işçilere kölece çalışma koşullarını dayatan 2821-2822 sayılı kanunların %10 işkolu ve %50+1 işyeri barajı, sendika üyeliğinde noter şartı garabeti ve grev yasakları yeni tasarıda ambalajı değiştirilerek korunuyor. Başta binde beş olacağı söylenen işkolu barajının yüzde üç olarak tasarıda yer alması, eski kanuna göre bir iyileştirme gibi gözüküyor. Ama eski kanunda 28 olan işkolu sayısının 18’e düşürülmesi, bırakın iyileştirmeyi mevcut durumda toplu sözleşme yapma yetkisi bulunan onlarca sendikanın yetkisini elinden alıyor. Mevcut durumda Türk-İş’in 33 olan yetkili sendika sayısı 15’e, Hak-İş’in 11 sendikası 4’e düşüyor. 16 yetkili sendikası olan DİSK’in ise 0 (yazıyla sıfır) yetkili sendikası kalıyor. Sendikaların üye sayılarının SGK verileri ile güncellenmesi durumunda ise toplam yetkili sendika sayısı 12’ye düşüyor. Üye sayısı güncellenmesi ise ayrı bir sorun oluşturuyor. Çalışma Bakanlığının 2009 yılında açıkladığı üye sayısı ile gerçek rakam arasında uçurum bulunuyor. SGK verilerine göre toplam 880.000 sendikalı işçi olduğunu bakanın kendisi açıkladı. Şişirilmiş üye sayıları ile yetki sahibi olan birçok sendikaya bugüne kadar göz yuman bakanlık şimdi tasarının kabulü için bu durumu tehdit unsuru olarak kullanıyor. İtirazları hafifletmek için sendikaların yetki haklarını kaybetmesini beş yıl erteleyecek bir geçici maddeyi de rüşvet olarak bürokratik yönetimlerin cebine koymak istiyor. Sendika üyeliğinin, noter şartı kaldırılarak, bakanlık tarafından açılacak bir kanaldan e-devlet üzerinden gerçekleşmesi örgütlenme özgürlüğünün önünde yeni bir engel oluşturuyor. Sendika kurmanın kolaylaştırılması, üye olma yaşının 16’ya düşürülmesi gibi değişiklikler ise sadece süs olarak kalıyor. Tasarının ilk halinde binde beş olarak yer alan işkolu barajının genel kurula sevk edilirken niçin %3’e çıktığını ise Bakan Çelik şöyle özetledi: “Ağırlıklı üzerinde durulan konu, işkolu bazında sorunlu olan yetkili sendikaların konumu. İhtilaf orada çıkıyor. Yüzde 10’dan binde 5’e inmenin, bugünün ekonomik koşullarında uygun olmayacağını, endüstriyel ilişkilerde bir huzursuzluğa dönüşmemesi şeklinde işverenin görüşü var. Bu oranda değişiklik olabilir.” Bu sözler, işçi konfederasyonları ile yapılan onca görüşmenin bir değeri olmadığını, asıl olanın işverenin istekleri olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bu görüşmelerin kanunun hazırlanışına demokratik bir görünüm kazandırmak için yapılan bir aldatmaca olduğu açığa çıkıyor. Eski kanunun da mimarlarından olan Türk-İş yine tam boy bir ihanete imza attı. Bu noktada Türk-İş içindeki muhalif sendikaların tepkisinin boyutu önem kazanıyor. Hak-İş kendinden bekleneni suskun kalarak yerine getirdi. Tasarıdan en büyük zararı gören konfederasyon olan DİSK ise işçi sınıfının tarihinin en büyük saldırısı ile karşı karşıya olduğunu açıkladı. 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişine atıfta bulunan DİSK, tasarıya karşı direneceğini duyurdu. Tasarının gerekçesinde hükümet; “Bu kanun, Türk çalışma hayatının öteden beri evrensel normlara verdiği tepkiyi dikkate alarak, sendikal hak ve özgürlükler ile toplu sözleşme serbest toplu pazarlık hakkını; özgürlükçü ve demokratik toplum esasları temelinde düzenlemektedir” demektedir. Devamla ILO normları ve AB üyelik sürecinin dikkate alındığından, özellikle 80 sonrası ülkemizin her yıl hak etmediği haksız muameleye uğramasının ortadan kaldırılmasından söz etmektedir. Tasarı bu haliyle uluslararası planda daha çok eleştiri konusu olur. Ama sorun sendikalaşma oranının %6’yı bile bulmadığı ülkemizde milyonlarca işçi tarafından eleştiri konusu yapılmasıdır. AKP, pek çok konuda olduğu gibi ekonomi politikalarında da 12 Eylül darbecileriyle aynı kumaştan biçildiğini bu tasarıyla açıkça ortaya koymaktadır. Cılız da olsa işçi sınıfından gördüğü muhalefet kaynakları olan KESK’i 4688 sayılı kanunla, DİSK’i ise TİİK ile hedef tahtasına koymaktadır. Sırada kıdem tazminatının fona devredilerek gasp edilmesi, özel istihdam büroları eliyle esnek çalışmanın daha da artırılması, bölgesel asgari ücret uygulaması vardır. Süreç hızla sınıf mücadelesi anlayışına sahip sendikaların ölüm-dirim mücadelesine doğru ilerliyor. Tamamen kuralsız, güvencesiz bir emek pazarı hedefleniyor. AKP işçi ve emekçilere saldırılarına ara vermeden devam ediyor.
|
||
Loading
|