![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Ilısu Baraj Projesi İptal Edilsin NEDİM TÜZÜN (Elektrik Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi Enerji Komisyonu Başkanı) Sosyalist Demokrasi, 11 Şubat 2012, Sayı: 117 Hasankeyf'i doğal şekli ile korumak için Ilısu Baraj Projesi iptal edilmelidir. Hasankeyf kazılarından sorumlu Batman Üniversitesi Rektörü Abdüsselam Uluçam’ın 2012 Ocak ayı sonunda, Hasankeyf Kalesi’nin çevresinin 250 metre yüksekliğinde duvarla örülmesini öneri şeklinde sunarak tartışmaya açması ise ibret vericidir. Hasankeyf’teki arkeolojik ve doğal alanların korunması için devletin herhangi bir projesinin olmadığı duvar tartışmaları ile bir kez daha anlaşılmıştır.
Barajlar deyince akla ülke kalkınması, enerji üretimi, tarımsal sulama kavramları gelir. Ancak büyük barajlar tamamlanıp doğa-çevre tahribatı, kültürel varlıkların sulara gömülmesi ve yerel halkların uğradıkları zararlar görüldükçe, madalyonun diğer yüzünde neleri kaybetmeye başladığımızı daha yeni anlamaya başladık. Şimdi şu soruları daha açık soruyoruz: Ne için, kimin için veya ne uğruna? Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), başlangıçta bölgenin su ve toprak kaynaklarının geliştirilmesine dayanan, ülkemizdeki ekonomik ve siyasi istikrar ortamının sağlanması ve bölgelerarası gelişmişlik farkının ortadan kaldırılmasına yönelik bir proje olarak sunuldu. Ancak, siyasi iktidarların temel kaygısı bu olmadığından, GAP tüm hükümetler döneminde eksik ve yanlı uygulanmış ve sonuç, üretim ve istihdamı geliştirip bölgelerarası eşitsizliği gidermek yerine, tersine, bölge kaynaklarının (HES projeleriyle elektrik üretiminin) batıya aktarılması, bölgeninse batıda üretilen malların satıldığı bir pazar alanı olarak görülmesi olmuştur. GAP, enerji yatırımları dışındaki bütün alanlarda çok geri kalmıştır. Bölgelerarası eşitsizliği gidermek yerine diğer bölgelere katkı sağlayan, enerji yatırımlarının gerçekleşme oranı %80’ler civarında iken sulama yatırımlarının gerçekleşme oranı %14’lerde kalan bir proje olmuştur. Keban barajı ile başlayıp, Dicle ve Fırat’a set çekilen barajlar dizisi ardı ardına yapıldı. Bunlara Munzur ve Zap üzerinde kurulanlar ekleniyor. Atatürk bu barajlardan en büyüğüydü. Su kapasitesi açısından Van Gölü’nden sonra ülkenin ikinci büyük suni gölü oluşturuldu. Bu barajla Mekadon, Roma, Eyyubi ve Komegane imparatorluğunun görkemli eserleri sulara gömüldü. Birecik barajında Zeugma’dan (Belkis) çıkan mozaiklerdeki Çingene kızın bakışı baraj yapanları pek etkilememişe benziyor. Zira aynı yanlış yatırım mantığı tarihteki büyük uygarlıkların izlerini taşıyan alanların yok edilmesine Israr edilerek devam ediyor. Öte yandan doğal sit alanı olan Munzur vadisinin baraj suları altında bırakılmasına dönük bütün tepkilere gözü kapalı olarak çalışmalara devam edilmektedir. Yine Hakkâri ve Şırnak illeri içerisinde sınır boyunca yapılan 11 adet sınır (“güvenlik”) barajı ile sudan bir sınır setti oluşturularak, ülke güvenliği “Çin Seddi” mantığıyla yeniden tesis edilecek! Ekonomik kaynaklarımız hiçbir mühendislik değeri olmayan bu projelere aktarılırken ülkedeki iç çatışma bittiğinde bu barajları yapanlardan hesap sorabilme gücü olacak mı bilinmez ama tarih bu kıyımı yapanlardan mutlaka hesap soracaktır. İnsanı, doğayı ve tarihi yok ederek insan için enerji ve kalkınma mümkün mü? Şimdi ülkenin üçüncü büyük gölü olması planlanan Hasankeyf ve Dicle vadisini yok edecek Ilısu barajı; kalkınma, yatırım, bölgeyi geliştirme hikâyeleriyle kamuoyuna sunuluyor. İnsanın aklına şu soru geliyor. Daha önce Atatürk, Karakaya, Keban gibi Ilısu’dan çok daha büyük barajlar yine bu bölgede yapıldı. Bu barajlarla bölgeyi kalkındırdınız mı? Çevre ve doğa tahribatı yüksek olacak, Ilısu HES’in tamamlanmasıyla tarihi-kültürel mirasımız yok olacak, resmi rakamlara göre 55.000 (alan çalışmalarına göre ise 78.000’e yakın) insan üretimden koparılarak bulundukları yerlerden göç edecek, 331 km² alan, su altında kalacak. 300’ü tescilli yaklaşık 600 höyük sular altında kalacak. Bütün bunların yanında bu baraj GAP’ın en pahalı ve verimsiz barajı olacaktır. Her şeyden önce Ilısu barajının GAP kapsamında yapılması planlanan bir enerji barajı olduğu ve bu baraj ile ilgili herhangi bir sulama tesisinin bulunmadığı bilinmelidir. Böylelikle Ilısu HES, GAP’ın, enerji yapıları tamamlanma oranı (%75) ile sulama yapıları tamamlanma oranı (%15-20) arasında yıllardır süren orantısızlığını gidermek yerine daha da büyütecek bir projedir. Oysa konu ile ilgili yöneticiler kamuoyunu yanlış bilgilendirerek, projeyi bu orantısızlığı giderecek bir projeymiş gibi sunmaktalar. Ilısu baraj gölü altında kalan toprakların 1/3’ü sulanabilir nitelikte olan verimli topraklardan oluşmaktadır. Baraj gölü altında kalacak verimli toprakların ekonomik değeri hesaplanmamaktadır. Oysa barajların bir amacının da sulamayı hedeflediği bilinirken, Ilısu barajının sulanacak arazileri su altında bırakması projenin başka bir çelişkisini oluşturmaktadır. Bu barajlarla engin topraklar sular altında bırakılıyor, yerelde kendi üretim döngülerinden koparılan insanlar tarihlerinden, köklerinden, yaşadıkları topraklardan koparılıp şehir varoşlarında zor yaşam koşullarında yaşamaya mahkûm ediliyorlar. Mezarları, tarihleri, yaşam şekilleri sulara gömülüyor, yüzyıllarca coğrafyalarına hayat veren, birlikte yaşadıkları, üretim yaptıkları, balık avladıkları sular şimdi onları, geçmişleri ile birlikte yok ediyor. Bu yerinden zorla çıkarılma aynı zamanda bir insan hakkı ihlalidir. Yapımı hızla sürdürülen Ilısu Barajı suları altında kalma tehdidi altındaki Hasankeyf kazılarından sorumlu Batman Üniversitesi Rektörü Abdüsselam Uluçam’ın 2012 Ocak ayı sonunda, Hasankeyf Kalesi’nin çevresinin 250 metre yüksekliğinde duvarla örülmesini öneri şeklinde sunarak tartışmaya açması ise ibret vericidir. Hasankeyf’teki arkeolojik ve doğal alanların korunması için devletin herhangi bir projesinin olmadığı duvar tartışmaları ile bir kez daha anlaşılmıştır. Bu öneri bir bilim insanının tarihi ve kültürel mirası koruma kaygısından ziyade tarihi yok etmeye çalışan zihniyetin işini kolaylaştırma anlamını taşımaktadır. Barajda ısrar edenler herkesten daha iyi biliyorlar ki Hasankeyf ’in kurtuluşu setler, duvarlarla mümkün değildir, ancak ve ancak Ilısu Baraj projesinin iptali ve Hasankeyf ’in doğal şekli ile korunması ile mümkündür. Öz kaynaklarımız olan su kaynaklarını kullanarak bu yolla temiz, ucuz enerji üretilmesi ilk bakışta akılcı bir yöntem olmakla beraber, bu projelerin tarihi, kültürel mirasa, ekosisteme, yaşayanlara minimum zarar verecek projeler olması göz ardı edilmemelidir. 50-60 yıl ömürleri olan barajların ekosisteme, binlerce yıllık antik kentleri suya gömmesinden üzüntü duyacak hassasiyeti göstermeden ve bunun insanlığa vereceği zararı göz ardı ederek, projelere sadece elektrik veya sulama projeleri gözüyle bakmak ve bunu alternatifsiz olarak sunmak mantıklı bir çözüm değildir. Zira sular altında kalan yalnızca topraklar değil; geçmişimiz, geleceğimiz ve insanlığımızdır. Dolayısıyla hangi ırktan, cinsten, düşünceden ve meslekten olursak olalım, tarihi doğayı ve ekosistemi koruma sorumluluğu hepimizindir.
|
||
Loading
|