![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
‘Cezaevi Devleti’ Olgusu Engizisyon Uygulamalarını Aratmıyor Av. SİNAN VARLIK Gelecek, 28 Ocak 2012, Sayı: 8
Terörle Mücadele Yasası (Toplumla Mücadele Yasası) dayanak yapılarak, Özel Yetkili Mahkemeler eliyle gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında, Türkiye, darbe dönemlerini aratmayacak bir tarzda “cezaevi devletine” dönüşmüş durumda. AKP’nin baskıcı ve şoven yargı politikası sonucunda oluşturulan torba davalar ile aydınların, gazetecilerin, öğrencilerin, sosyalistlerin, devrimcilerin, Kürt siyasi hareketinin temsilcilerinin tutuklanmasını takiben, 22 Kasım 2011 tarihinde, siyasi hayatımızda eşine rastlanılmamış bir operasyonla, KCK yargılaması kapsamında, ülkenin çeşitli barolarına mensup 38 avukat, İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla tutuklanmıştır. Yaşanan son tutuklamalar, “cezaevi devleti” olgusunun ne boyutlara eriştiğini kanıtlar niteliktedir. Terörle Mücadele Yasası dayanak yapılarak, 2009 yılından bu yana, KCK üyeliği suçlamasıyla, yaklaşık 8 bin kişi tutuklanmıştır. KCK davalarının oluşturduğu soruşturma pratiğinin devamı niteliğinde, 22 Kasım 2011 tarihinde, ülke genelinde gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonla, hukuka aykırı bir şekilde, sırf Abdullah Öcalan’ın ve Kürt halkının avukatlığını yaptıkları gerekçesiyle, avukatların evleri-büroları aranmış, bilgisayar ve kişisel eşyalarına el konulmuştur. Yaşanan süreçte, gözaltına alınan avukatlar, soruşturma sürecinde verilen gizlilik ve kısıtlılık kararı gereğince, haklarındaki suçlamaları dahi öğrenememişlerdir. Gizlilik ve kısıtlılık kararı nedeniyle, savunmayı savunanlara, yani gözaltındaki meslektaşlarını savunan avukatlara dahi, hiçbir bilgi ve belgenin verilmediği bir ortamda, bazı gazete ve televizyonlarda, yaşanan gözaltılara ilişkin asılsız haberlerin yayınlanması, Anayasa 38 ve AİHS madde 6’da tarifini bulan masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ve adil yargılanma hakkının ayaklar altına alındığını ortaya koyar niteliktedir. Ayrıca yaşanan bu durum, yapılan operasyondaki emniyet-medya-yargı sacayağının, kendi hukuk ve yasalarını dahi tanımaz bir şekilde nasıl işlediğini bizlere gösterir boyuttadır. Sonuç olarak ceza hukukunda istisnai bir tedbir olan tutuklamanın teamül haline geldiği özel yetkili yargılama pratiği içinde 36 avukat tutuklanarak F tipi cezaevlerine gönderilmiştir. Tüm bu süreç bir bütün olarak değerlendirildiğinde, ezilenlerin, emekçilerin, yönetilenlerin hak ve hukukunu savunan avukatlara karşı gerçekleştirilen bu operasyon ve tutuklamalar, engizisyon dönemindeki ön hapis uygulaması niteliğinde olup, siyaseten rehin alma anlamına gelmektedir. Yaşanan süreçteki bir diğer sorun ise, bu saldırılar karşısında, 14 üyesi hakkında yakalama ve tutuklama kararı verilen İstanbul Barosu’nun kabul edilemez sessizliğidir. Bu durum, yaşanan tutuklamalar karşısında, içerdeki meslektaşlarıyla dayanışmayı yükseltmek amacıyla dışarıdaki avukatlar tarafından oluşturulan “Savunmaya Özgürlük Platformu”nun yayınladığı bildiride çok net bir şekilde ifadesini bulmaktadır. “… Savunma mesleğine yönelik bu vahim saldırıya sessiz kalan İstanbul Baro Yönetimi mesleğin saygınlığına da, hukukun demokratikleşmesi mücadelesine de, insan haklarını savunmak ve korumak işlevine de leke düşürmüştür. Başta Türkiye Barolar Birliği Başkanı ve İzmir, Mersin, Diyarbakır ve birçok bölge baro yönetimleri bu saldırıya karşı, mesleğin faaliyet özgürlüğünü, savunma mesleğinin onur ve saygınlığını savunurken, 14 üyesi hakkında yakalama ve tutuklama kararı verilen İstanbul Barosu yönetimi hala sessizliğini koruyarak, herhangi bir girişimde bulunmamıştır. Oysa aynı baro yönetimi, Ergenekon soruşturmalarında, yönetim kurulu kararı ile tutuklamaya itiraz ederken, kendi örgütünün mensubu ve meslektaşları için hiçbir girişimde bulunmamıştır…”* “Tehlikedeki Avukatlar Günü” olan 24 Ocak 2012 tarihinde, Amsterdam, Barselona, Berlin, Düsseldorf, Lahey, Hamburg, Madrid, Milano, Paris ve Roma barolarına kayıtlı birçok avukat, hukuku ayaklar altına alan bu uygulamanın son bulması için, Avrupa’nın birçok merkezinde eş zamanlı olarak eylemler gerçekleştirmiş ve enternasyonal mesleki dayanışmalarını ortaya koymuşlardır. Türkiye ve Avrupa’daki birçok baronun eylemsellikleriyle tepkilerini ortaya koyduğu bir durumda, 14 üyesi tutuklanan İstanbul Barosu’nun sessizliği, kendisinin halen daha “Devlet Avukatlığı” zihniyetinden kurtulamadığını ayrıca ortaya koymaktadır. Avukatlara yönelik bu operasyonla, Anayasa madde 90 anlamında Türkiye’nin de taraf olduğu, ulusal üstü anlaşmalar ve ilkeler de ihlal edilmiştir. Avukatların bağımsızlığını ve faaliyetlerinde özgürlüğünü ortaya koyan, Avrupa Topluluğu Meslek Kuralları Genel Prensipleri, Avrupa Birliği Bakanlar Komitesi’nin “Avukatların Özgürlüğü” metni ve 8. Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilen “Havana Kuralları” olarak da bilinen “Avukatların İşlevlerine İlişkin Temel İlkeler” ihlal edilmiştir. Havana Kuralları (m. 16/a-c): “Hükümetler, avukatların hiçbir baskı, engelleme, taciz veya yolsuz müdahaleyle karşılaşmadan her türlü mesleki faaliyeti yerine getirmelerini, kabul görmüş meslek ahlak kurallarına, görevlerine, standartlarına uygun faaliyette bulundukları için kovuşturma veya idari, ekonomik veya başka bir yaptırımla sıkıntı çekmemelerini, baskı ve tehditle karşılaşmamalarını sağlamakla yükümlüdürler.” Havana Kuralları (m. 22): “Hükümetler,
avukatlar ile müvekkilleri arasında mesleki ilişkiler kapsamındaki bütün
haberleşme ve görüşmelerin gizli olduğunu kabul eder ve buna saygı
gösterirler.”
|
||
Loading
|