YAZILAR  |  GAZETE ARŞİVİ  |  HABER ARŞİVİ  |  21 EYLÜL KOMPLOSU  

Cinayeti Kör Bir Kayıkçı Gördü!

SELDA KARATAŞ

Sosyalist Demokrasi, 28 Ocak 2012, Sayı: 116

 

‘Arat Dink ne demişti: Bizimle dalga geçtiler. Dalganın en büyüğünü meğerse en sona saklamışlar.’

Hrant Dink cinayeti davasının avukatlarından Fethiye Çetin kararın açıklanmasından sonra yaptığı açıklamasına bu cümle ile başladı. Beş yıllık yargılama süreci herhalde bundan daha yalın ve sade bir şekilde anlatılamazdı. İleri demokrasinin, yeni devlet düzeninin, nam-ı diğer AKP iktidarının, devletin geleneksel reflekslerinden farklı ve gerçekten şaşırtıcı pek çok yeni uygulamasına, farklı zulüm metotlarına on yıldır defalarca şahit olduk. Fakat devletin kendi halkıyla dalga geçmesi 90 yıla dayanmış cumhuriyet tarihinde yabancısı olduğumuz bir uygulama değil. AKP’nin geleneksel devlet reflekslerinden en çok özümsediği ve sık sık başvurduğu metot da bu metot dersem sanırım yanılmış olmam. Bu uygulamalardan bir tanesi çok yeni daha bir ay önce Uludere’de karşımıza çıktı. Önce bombalayıp katledip 35 kişiyi Kürt oldukları için öldürüp sonra da bilmiyorlarmış gibi davranmadılar mı? Nitekim Fethiye Çetin açıklamasının devamında şöyle diyor: ‘Bu karar yerleşik bir geleneğin bozulmadığı ve hiçbir şekilde bozulmasına izin verilmediği anlamına geliyor.’ Gelenek diye bahsedilenin ne olduğunu yine Fethiye Çetin çok güzel anlatıyor. ‘Nedir bu gelenek? Devletin siyasi cinayetler geleneği ve devletin bir kısım vatandaşını ötekileştirerek düşmanlaştırma geleneği. Bu gelenek devam ediyor. Bugün bu kararla bunu bir kez daha tescil ettiler.’

Devletin Siyasi Cinayetler Geleneği

Devletin siyasi cinayetlerinin listesi toplu katliamlar, gözaltında kayıplar ile birlikte alabildiğine uzuyor. Bugüne kadar devletin öldürdüğü insanların tam sayısını söyleyebilmek mümkün değil. Siyasi cinayetlerin Türkiye Cumhuriyeti devletinin vazgeçemediği bir uygulama, sık sık devreye soktuğu bir yönetme yöntemi olduğu artık gün gibi ortada. Bu gelenek Osmanlıdan, İttihat Terakki’den beri süregelen devlet olma zihniyetinin ayrılmaz bir parçası. Osmanlı’da saray suikastları, İttihat Terakki döneminde işlenen cinayetler, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren süregelen sayısız suikast, toplu katliam, gözaltında öldürülme ve kaybedilme benzeri tarihsel olaylar bu gerçeği yani bu coğrafya da devlet olabilmenin öldürmekten geçtiği gerçeğini defalarca bize gösterdi. Fethiye Çetin çok doğru söylüyor. Bu bir gelenektir. Bütün bu öldürmelerin, katliamların, suikastların tarihin her döneminde hiç ara vermeden yaşanmış/yaşanıyor olması bu geleneğin ispatıdır, sonucudur, gerçekliğidir. Maalesef ki Hrant Dink’de bu geleneğin zulmüne uğradı, katledildi.

Sayısını onlarla belki de yüzlerle ifade edeceğimiz siyasi suikastların içinde Hrant Dink suikastı, ülkenin ve devletin içinden geçtiği dönüşüm ve reorganizasyon sürecinde yaşanmış olması, iktidar kavgası veren odakların doğrudan bu reorganizasyon sürecine yaptıkları kanlı bir müdahale olması bakımından siyasal olarak oldukça derin ve karmaşık bir anlam taşıyor. Bu cinayetin neden işlendiği, kime ve neye hizmet ettiği üzerine beş yıldır çok söz söylendi. Kafalar çok karıştı, mevcut iktidardan büyük beklentilere girildi. Nitekim iktidarın bugünkü sahipleri yani AKP iktidarı bu beklentileri yaratacak sözleri söylemekten geri de durmadılar. Fakat 17 Ocak 2012 Salı günü açıklanan mahkeme kararı ile AKP iktidarı gerçekte ne olduğunu bir kez daha gösterdi. Ne diyordu Fethiye Çetin? ‘Bu karar yerleşik bir geleneğin bozulmadığı ve hiçbir şekilde bozulmasına izin verilmediği anlamına geliyor.’

Dalga Geçmenin Kronolojisi   

Hrant Dink suikastı sonrası bizzat AKP iktidarı tarafından yaratılan beklenti havasını bazı örnekler ile hatırlayalım.

Cinayetin ertesi günü Başbakan Tayyip Erdoğan ‘Karanlık ellerin cinayetidir. Özgür düşünceye kurşun sıkılmıştır.’diyordu.

AKP Adana milletvekili Ömer Çelik o günlerde, Hrant Dink’in Hitler’in propaganda bakanının söylemlerine benzer bir kampanyaya maruz kaldığını belirterek 'Hrant, sevgili kardeşim, sevgili arkadaşım, sevgili dostum... Bu ülkenin gerçek bir vatanseveri olarak seni sonsuzluğa uğurluyoruz. Sana sıkılan kurşunu kendimize sıkılmış sayıyoruz.' diyordu.

Başbakan ve AKP’liler böyle konuşurken İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın söylediklerini hatırlatmakta fayda var. ‘Olayın siyasi ve örgütlü bir boyutu yok. Basit, milliyetçi duygularla işlenmiş bir cinayet.’

Cinayetin hemen öncesini hatırlayalım:

Hrant Dink’in de katılımcısı olduğu öldürülmesinden yaklaşık bir buçuk yıl önce düzenlenen Ermeni Konferansı ile ilgili dönemin Adalet Bakanı bugünün Meclis Başkanı Cemil Çiçek hem de meclis kürsüsünden ‘Arkamızdan Hançerliyorlar’ diyerek konferansa katılanları dolayısıyla Hrant Dink’i vatan haini ilan edip hedef gösteriyordu.

Kimsenin başına gelmedik şekilde Hrant Dink İstanbul Valiliği’ne çağırılıp bizzat MİT tarafından tehdit ediliyordu.

***

Davadan beraat eden polis ve jandarma muhbiri Erhan Tuncel Hrant Dink’in öldürüleceğini emniyete ve jandarmaya defalarca söylediğini mahkemede anlatıyordu. Dönemin Trabzon emniyet müdürü Ramazan Akyürek idi.

Cinayet sonrası AKP iktidarının uygulamalarını da gözden geçirelim. Dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek şimdi Meclis Başkanı. Dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler şimdi AKP Gaziantep milletvekili. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah şimdi Osmaniye Valisi. Dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek bu görevden Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’na atandı ve iki yıldan fazla bu görevi yaptı. Erhan Tuncel de hepimizin bildiği üzere serbest ve Zaman gazetesine yaptığı açıklamalar ile bu sıralar hayatımızı meşgul ediyor. Hrant Dink cinayetinin bütün sorumluları bırakalım hesap vermeyi, her biri fazlasıyla ödüllendirilmiş, terfi ettirilmiş durumda.

Fethiye Çetin açıklamasının devamında yukarıda ki tabloyu yine çok güzel tarif ediyor. Diyor ki Fethiye Çetin ‘Kanlı ve acılı tarih ve bu tarihi yaratan gelenekle yüzleşmek, arınmak, dönüşmek ve böylece yeni cinayetlere bir daha asla diyebilmek ve demokratikleşebilmek için bu dava, Hrant Dink cinayeti davası eşsiz bir fırsattı. Ama onlar bu fırsatı kullanmadılar, kullanmakta istemediler.’

‘Kullanmakta istemediler.’ İşin aslı ve bütün püf noktası bu cümle ile gayet net anlatılıyor. Yıllarca mazlumu mağduru oynayıp, bütün ezilenlere biz de sizin gibiyiz deyip sonra devletin bütün gelenekleri ile uyum göstermek herhalde şimdiki muktedirlerin sahip oldukları en önemli özellik desem sanırım yanılmış olmam.

Dipnot olarak da belirtmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Hrant’a sıkılan kurşunu kendisine sıkılmış sayan Adana milletvekili Ömer Çelik’te artık AKP genel başkan yardımcısı. Yani rolünü diğer yönüyle başarılı oynayanlarda ödüllendirilmekten geri bırakılmamış. Aynı Ömer Çelik Kasım 2009’da AKP’nin Kürt Açılımı tartışmaları Meclis’te görüşülmeye başlandığı zaman AKP grubu adına açılım konuşmasını yapan ve o konuşmanın içinde Dersim Katliamı sözünü telaffuz eden ilk AKP milletvekilidir. Sonrasında Kürt açılımının yaşadığı akamet ve Kürtlerin başına gelenleri hepimiz biliyoruz. Bilmem anlatabildim mi?

Katil kim?

Zaman gazetesine yaptığı açıklamalarda Erhan Tuncel ‘Aylarca cemaat, AK Parti vurgusu yapıldığını’ söyleyerek, ‘Ergenekon terör örgütünün işlediği suçları seçtiği zümrelerin üzerine attığı’ serzenişinde bulunuyordu. Bu açıklamadan da anlaşılıyor ki cemaati ve AKP’yi aklama ve cinayeti de Ergenekon’a bağlama çabası hâsıl olmuş yeni muktedirlerde. Başbakan’ın da müebbet aldı, daha ne istiyorsunuz minvalli söylemlerini de görünce büyük bir şeyin bir an önce üstünün kapatılmak istendiği hemen kendini belli ediveriyor. Sıkılan kurşunu kendine sayan açıklamalardan ‘daha ne istiyorsunuz’ a gelinen süreci peki nasıl açıklayacağız? Bu sorunun cevabı çok basit. AKP devletleşti, devlet oldu. Bu nedenle Hrant’ın katilini öyle alengirli komplo teorilerinde, derinlerde aramamıza hiç gerek yok. Hrant Dink’i devlet öldürmüştür ve bu devlette artık AKP devletidir.  

Yine Fethiye Çetin’in o güzel açıklamasından faydalanarak AKP iktidarına küçük bir hatırlatma yapalım.

‘Daha düne kadar devletin ötekisi ve hedefi olanlar yani bugünün egemenleri, bugünün siyasileri, bugün kendilerini ötekileştiren gelenekle ittifak kurmuş görünüyorlar. Ama bilsinler ki devlet dönüşmediği sürece bu ittifakları geçicidir. Ve tarihte biz biliyoruz ki bu gelenek önce geçici müttefiklerini yiyerek ve yok ederek yoluna devam etmiştir.’

Son sözüm de bu kanlı ittifaka olsun. İktidar sahipleri ve yeni muktedirler kanlı ittifaklarıyla zulümlerinin sonsuz, kendilerinin dokunulmaz olduğunu düşünebilirler. Ama unutmamalıdırlar ki ‘keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.’   



 

     
 
Loading