![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Sosyal Devletin Nihai Yıkımı: Zorunlu Genel Sağlık Sigortası SEYİT GÜNEŞ 28 Ocak 2012 Neoliberalizm, tüm ülkelerin refaha kavuşmasını ve eşit ve adil şekilde kalkınmasını sağlayacak küresel bir ticaret ve yatırım mekanizması olarak tanıtıldı. Margaret Thatcher'ın TINA kısaltması (There Is No Alternative), “Başka Alternatif Yok” diyordu. İngiltere’de Thatcher dönemi ile simgeleşen kapitalizmin dünya çapındaki neoliberal karşı saldırısı, ekonominin demir yumruğu olan darbelerle ve dış askeri müdahalelerle laboratuar haline getirilen üçüncü dünya ülkelerinin deneyimlerinden derlenen bir toplum mühendisliğiydi. Bu laboratuar ülkelerden en bilinen örnek, on yıl sonra uygulanacağı İngiltere için deneme tahtası olarak kullanılan Şili’nin sağlık sistemidir. Öyle bir denemeydi ki bu, Şili’nin sağlık hizmetleri İngiliz uzmanların elinde tepetaklak oldu, bebek ölümleri gibi birçok göstergede olumsuz anlamda rekorlar kırıldı. Kapitalizm, neoliberal saldırı dalgasını hayata geçirmeden önce, insanın sınırlarını böyle denemelerle ölçtü; daha ne kadar aç, güvencesiz, sağlıksız, yoksun çalışabilirdi? Ne kadar daha az hak ve ücret verilerek, ne kadar fazla kâr elde edilebilirdi? Kölelikle direniş arasındaki ince çizgi neredeydi? O çizgiye varmak için hangi barikatlar nasıl aşılırdı; daha iyisi, bu barikatlar daha kurulmadan nasıl engellenirdi? Geçtiğimiz yıl İngiltere’yi kasıp kavuran sokak eylemlerinin arka planında, sonucu yoksulluk, işsizlik, geleceksizleştirme, marjinalleştirilme ve kriminalizasyon olan bu toplum mühendisliği var. Türkiye, kirli savaş nedeniyle bu sürece aslında normalde olacağından daha geç dahil oldu ve 90 ortalarından itibaren, neoliberalizm, daha çok devlet işletmelerinin özelleştirmesi tartışmaları ile Türkiye’nin de gündemine geldi. Geç oldu ama güç olmadı: Bugün geldiğimiz noktada, ulusalcı jargonla “memleketin KİT’lerinden, fabrikalarından sonra limanları, hatta dereleri, ormanları, taşı-toprağı satılıyor.” ’80 24 Ocak kararları ile başlayan süreç, Özallı yıllarda bulan ruhunu, bugün AKP iktidarı ile sürdürüyor. Özal döneminde “Benim memurum işini bilir” üslubundaki bir pervasızlıktan, bugün, tıpkı özgürlükler konusundaki madalyon gibi, yıkıma eşlik eden bir sadaka düzeninin de söz konusu olduğu, ikiyüzlü bir süreç, çok daha başarılı bir şekilde işletiliyor. Sağlık alanındaki dönüşüm birebir bu yolu izledi. İktidar, sağlıktaki dönüşümü en başarılı icraatlarından biri olarak pazarladı. Çoğu insan “istediği hastaneye gidebildiği, o eski uzun kuyrukları çekmediği” fikriyle, uyuşturucuya alışır gibi aldandı duruma. Oysa bir süredir sistem hata vermeye başlamıştı bile. Hükümetin eczacılarla girdiği inatlaşmayla, haftalarca ilaç bulma sorunu yaşayan hastalar, tam gün yasasının çıkması sonrasında, üniversite hastanelerinde hocalara muayene olamamaya başlamışlardı. Eski karneler artık bazı hastane kapılarını açmıyordu. Tam gün yasasının, Başbakan’ın ameliyatı için rahatlıkla delinebilmesi, sağlıktaki dönüşümün ironik bir resmi oldu. Herkesin girebileceği cennet vahaları olarak sunulan özel hastaneler ise, Başbakan’ın eş-dostunun birinci yatırım alanı olmanın dışında, her an “sözleşme yenileme” gibi mazeretlerle sistemi tıkayabilen, sağlık bakanlığını tehdit eden, şımarık oyuncuları oldular “sektör” haline gelen sağlığın. Yani sağlıktaki dönüşümde sadede gelinmişti zaten. 1 Ocak 2012 itibariyle uygulanmaya başlayan GSS ise, bunun son noktası oldu. “Genel Sağlık Sigortası” gibi “herkesin sağlık güvencesine kavuşacağını” düşündürten bir adı var bu dönüşümün. Oysa biraz olsun kurcalayınca görülüyor ki, sosyal güvenlik sistemindeki tıkanıklık, örneğin savaş harcamalarından bir gıdım feragat edilerek giderilebilecekken, milyonlarca işçi, genç, işsiz ve yoksulun sırtına binen yük artırılarak aşılmaya çalışılıyor. Zorunlu sağlık sigortası sistemi, en başta yeşil kart uygulamasını kaldırması ile, temel seviyedeki sağlık hizmetlerine ulaşması bile imkansız olan milyonlarca kişinin sisteme yeni bir sadaka mekanizması ile bağlanması üzerinden siyasal bir hedef güdüyor. Bunu belirttikten sonra, sosyal güvenlik alanındaki tıkanmayı aşmak için yükleneceği kesimlere gelirsek; sadece yeşil kart sahiplerini değil, 18 yaşını aşmış milyonlarca işsizi ve sigortasızı, işsiz ve okumayan çocuklarına bakmakla mükellef aileyi etkileyecek. GSS en çok bu kesimleri vuracak. Sosyal devletin nihai yıkımına giden son viraj olan bu uygulama, her an işten çıkarılma veya bulunduğu aşırı sömürü koşullarına saplanıp kalma tehdidi ile işin tanımını değiştirmesinin yanı sıra, işsizlerin toplumsal statüsünü de kötüleştirecek. İngiltere, İspanya ve Yunanistan’da sokağa taşan genç öfkenin arkasında bu dibe doğru çöküş var. Avrupa’da her yeni kuşağın sağlık ve sosyal güvenlik açısından bir öncekine göre daha kötü koşullarda olduğu gidişat, Türkiye gibi, kırsal bağlarla kopuşu daha geç yaşayan ülkelerde, geleneksel toplumsal bağların çözülmesiyle ve GSS gibi dönüşümlerle yaşanacak. Bu anlamda tıpkı Avrupa’da olduğu gibi, iktidarların yönetmekte zorlanacağı öfkeli ve kaybedecek bir şeyi kalmamış yeni bir kuşağın ortaya çıkışı söz konusu.
|
||
Loading
|