![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Hrant ve Ermeni Jenosidi N. ZAFER 25 Ocak 2012 Geçtiğimiz haftanın en önemli olayı Hrant Dink davası hakkında 14. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği karardı. Bu haftanın -hafta gerçi daha bitmedi ama- en önemli olayı da Fransa Parlamentosunda Ermeni soykırımı hakkında alınan karar olacak gibi. 14. Ağır Ceza Mahkemesi cinayetin bir örgüt işi olmadığına karar verdi ve tüm sanıkları örgütlü suç isnadından beraat ettirdi. Ardından kararı veren heyetin başkanı çıkıp “kararın içlerine sinmediğini ve kararın örgütün olmadığı anlamına gelmediğini, yalnızca yeterli delilin bulunamaması sebebiyle” beraat verildiğini söyledi. Temyizi işaret etti. Oysa savcı delil de var, örgüt de diyordu. Başbakan kararı destekler bir üslupla, “verilebilecek daha ağır ceza yok, ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi” diyordu. Örgüt lafını dahi ağzına almadı ve huzursuz olan kamuoyu için de temyizi işaret etti. Böylece başbakanın yargısı da, yargının başbakanı da, günlerden bir gün Trabzon’da yaşayan iki milliyetçi kafadarın akıllarına estiği ve canları sıkıldığı için İstanbul’a gidip Hrant’ı vurmalarını “olağan” ve “bireysel” buldu. Oysa jandarma da polis de Hrant’a suikast planlandığını biliyordu. Hrant’ı korumak yerine valilikte onu tehdit etmeyi tercih ettiler. Ne ilk gün olayın örgütlü ve siyasi olmadığını söyleyecek denli “bilgi sahibi” olan eski emniyet müdürü şimdiki Osmaniye valisi Celalettin Cerrah, ne de dönemin İstanbul valisi şu an AKP listesinden meclise girerek terörle mücadele koordinatörü olan Muammer Güler hakkında tek bir soruşturma açıldı. Onlar bir yana bu cinayetin planlayıcıları katiller sürüsü şu anda iktidarın ve yargının koruması altında ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar. Mahkeme cinayet var, örgüt yok diyor. Cinayeti bizler zaten gözlerimizle gördük, bunu demek için 5 yıl beklemeye gerek yoktu. Biraz daha zorlasalar, cinayet bile yok diyecekler... Bu ülkede hiçbir sebep olmadığı halde örgüt üyesi olarak suçlanmak mümkün iken, han duvarı gibi karşımızda duran örgüte yok muamelesi çekiliyor. Oysa olağan koşullarda ağır ceza mahkemeleri, iki kişinin, akıllarına eserek Trabzon’dan İstanbul’a gelip cinayet işlemelerine, sırf “yaşamın olağan akışına uymadığı” gerekçesiyle örgütten ceza verir, hele de solcu olduklarına ilişkin de bir şüphe var ise. Bir “teşkilatı mahsusa” daha devletin müşfik hokus pokusuyla kaybediliyor. Haklarında en küçük bir delil dahi olmadığı halde örgüt üyesi olmakla 2 yıldan fazladır cezaevinde tutsak edilen Baran ve Ali Deniz örgüt üyesi, emniyet müdüründen valisine, albayından TMŞ şeflerine, tetikçisine, muhbirine kadar bu faşist katiller sürüsü örgüt üyesi değil öyle mi? Demek sırf birkaç basın açıklamasına katıldıkları ve müesses nizamın sahiplerini rahatsız ettikleri için cezaevinde olan 500 üniversite öğrencisi örgüt üyesi, bunlar değil ha? Birkaç gündür müesses nizamın sahipleri Fransa’ya veryansın ediyor. Fransız demokratlarına, entelektüellerine, insan hakları kuruluşlarına sesleniyorlar. Demokrasiden, fikir özgürlüğünden bahsediyorlar. Engizisyon dönemlerine dönüş diyorlar. Peki, Hrant bir Ermeni olduğu için öldürülmedi mi? İnkâr etseniz de bu cinayet başından sonuna örgütlü bir cinayet değil mi? Onun hedef haline getirilmesinin sebebi, müesses nizamın sahiplerince yazılan 301. madde değil mi? Elinde 301. madde kılıcıyla gezen ve daha biraz önce Şişli meydanında Hrant’ın kanını döken bir devletin, Fransa’ya beline kılıç taktı diye hakaret etmesi hakkaniyetli mi? Sahi tüm dünyanın gözü önünde Ermeni olduğu için Hrant’ı katledenlerin, katillerine arka çıkanların ve suçu devlet adına üslenenlerin, -dünyanın gözünün henüz bu kadar keskin olmadığı çağlarda- Ermenileri jenoside uğratmadık demelerine kim inanır? Bekleyelim bakalım…
>>Din Sorununa Sosyalizmin Gözlüğünden Bakmak >>Elimin Üstünde Kimin Eli Var?
|
||
Loading
|