![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
'Ağırlaştırılmış Müebbet' Av. SİNAN VARLIK Gelecek, 14 Ocak 2012, Sayı: 7 Bir hayat sekiz metrekareye sığar mı? Bu soru bugün F tiplerinde ağırlaştırılmış müebbet mahpusların durumunu anlatır nitelikte. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve bu cezaya uygulanan infaz modeli, hem infazın uygulanış süresi hem de tecritin içinde yeni bir tecrit doğurur tarzdaki infaz koşulları açısından kabul edilemez boyutlara gelmiştir.
Türkiye’de 1984 yılında Hıdır Aslan’ın idam edilmesinden sonra idam cezasının uygulanması fiilen sona erdi. 03.10.2001’te 4709 sayılı yasayla Anayasa’nın 38. maddesinde değişiklik yapılarak, çeşitli istisnalar ve suç tipleri dışında hiç kimseye ölüm cezası verilemez hükmü getirilmiştir. Ancak bu değişikliğe rağmen, Anayasa Madde 38’de getirilen istisnalara göre, savaş – çok yakın savaş tehdidi ve “terör” suçlarında ölüm cezası verilebiliyordu. Anılan istisnalara getirilen yoğun eleştiriler sonucunda, kamuoyunda “Öcalan yasası” olarak bilinen 03.08.2002 tarih ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla, ölüm cezası “müebbet hapis cezasına” dönüştürülmüştür. Bu değişikliği takiben, 07.05.2004 tarihinde 5710 sayılı kanun ile yapılan Anayasa değişikliği ile ölüm cezası mevzuattan tümüyle çıkartılmış ve 14.07.2004 tarih ve 5218 sayılı Ölüm Cezasının Kaldırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile birlikte ölüm cezası “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına” çevrilmiştir. Her ne kadar idam cezasının olmaması olumlu bir durum gibi de görünse, “ağırlaştırılmış” müebbet koşulları öyle ağırdır ki adeta insanları diri diri hücrelere gömmek anlamına gelmektedir. Bu bağlamda mevcut yasalarda yapılan değişiklikleri ve yeni uygulamaları şöyle sıralayabiliriz. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, uygulandığı süre ve infaz koşulları açısından, ölünceye kadar infazın cezaevinde tamamlanmasını düzenlediğinden, şartlı salıverme imkânını ortadan kaldırmakta, bu özelliğiyle de dünyada başka bir örneği bulunmamaktadır. Ayrıca bu durum, mahpuslar açısından “kazanılmış hakların ortadan kaldırılması” anlamına gelmekte ve Ceza Hukuku’nun en temel prensiplerinden olan “aleyhe yasa geri yürümez” ilkesine de aykırılık teşkil etmektedir. 4771 sayılı yasadan önce, idam cezası verilmiş hükümlüler 36 yılı, müebbet hapis cezası verilmiş olanlar ise 30 yılı tamamladıklarında infazını doldurmuş kabul ediliyorlardı. Ancak 4771 sayılı yasayla birlikte, TMK Madde 17’deki şartla salıverilmeye ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı ve idam cezasına mahkûm edilenlerin infazının ölünceye kadar süreceği hükmü getirilmiştir. Ayrıca, idam cezaları müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen “terör suçluları” hakkında şartla salıverilme uygulanmaz ve müebbet ağır hapis cezası ölünceye kadar devam eder. 4771 sayılı yasanın getirdiği bu düzenleme, şartla salıverme hükümlerini ortadan kaldırdığı gibi, Ceza hukukunun en temel prensiplerinden “aleyhe yasa geri yürümez” ilkesine (Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun hükümlerinin uygulanacağı, sonradan çıkarılan kanun hükümleri farklı ise ancak lehe olan kanun hükümlerinin uygulanacağı) de açıkça ters düşmektedir. Hem 765 sayılı TCK’nın 2. hem de 5237 sayılı TCK’nın 7. maddesinde ifadesini bulan aleyhe yasa geri yürümez ilkesi adeta bir hukuk hilesiyle bertaraf edilerek, 29.06.2005 tarih ve 5377 sayılı kanunla, 5237 sayılı TCK’nın 7/3 maddesi, “infaz rejimine ilişkin hükümler derhal uygulanır” şeklinde değiştirilmiş ve yasanın amacına aykırı bir şekilde aleyhe yasanın geri yürümesine olanak sağlanmıştır. Görüleceği gibi, F tiplerinde uygulanan tecritin yanında, ağırlaştırılmış müebbet mahpusların infaz koşulları; onlara F tipinin içinde yeni bir tecrit yaratıldığını ve bu açıdan bakıldığında idam cezasından daha ağır olarak, onlar açısından ölümün zamana yayılarak infazın gerçekleştirildiğini ortaya koymakta. 2005 yılında yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve
Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 25. maddesiyle,
ağırlaştırılmış müebbet mahpusların infaz koşulları da kabul edilemez
ölçüde ağırlaştırıldı.
|
||
Loading
|