YAZILAR  |  GAZETE ARŞİVİ  |  HABER ARŞİVİ  |  21 EYLÜL KOMPLOSU  

Aileyi Değil Kadınları Koru!

İLKAY TANYER

Sosyalist Demokrasi, 14 Ocak 2012, Sayı: 115

 

Aile ve sosyal politikalar bakanı Fatma Şahin uzun bir dönemdir, ‘’Kadının ve Aile bireylerinin şiddetten korunmasına dair kanun’’ başlığı altında tasarı taslağı çalışmaları sürdürüyor. Başta feministlere, bağımsız kadın örgütlerine, çeşitli sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunarak başlattığı bu çalışma, şimdilerde AKP’nin politikalarına doğru kaymalar göstermeye başladı bile.  Bu durum, yeni anayasa hazırlığı için Fatma Şahin’in dernek ve kuruluşlara yapmış olduğu çağrının ne kadar samimiyetsiz olduğunu ortaya koyuyor bir yanıyla. Özellikle son günlerde yaptığı açıklamalarla Fatma Şahin, acaba ‘’Ailenin kutsanması ve evlilik kurumunun yüceltilmesine dair kanun tasarı taslağı’’  hazırlığı aşamasında mı diye endişelendiriyor bizleri.

İlk olarak tasarı halinde olan bu yasa taslağının başlığına dikkat çekmek gerekiyor. Taslağın adı: ‘’Kadının ve Aile bireylerinin şiddetten korunması’’. Kadını bir türlü aile kurumundan bağımsız düşünemeyen bir zihniyetin, kadının bir birey olarak değil yalnızca aile içerisinde var olabilen bir canlı olarak görülmesinin tezahürüdür bu başlık. ‘Kadın ve çocuk’, ‘Kadın ve aile’ ikilileri zaten otomatik olarak kadını bağımsızlaştırmayan erkek egemen dilin özellikle kullandığı vurgulardır. Bir kadın ancak ailenin içinde var olabilir, ailenin dışındaki hayat kadın için tehlikelerle doludur, bu yüzden kadın ve aile kavramlarını bir arada tutar iktidar. Bir kadın ancak anne olarak evrimini tamamlayabilir, çocuk sahibi olan kadının toplumda statüsü yükselir, o bir Anne’dir artık. Her şeyden üzerindeki bütün görevlerden, rollerden çok daha önemlidir anne olmak, işte bu yüzden kadın ve çocuk kavramlarını birbirinden ayırmaz yine aynı iktidar. Son imzalara göre 236 bağımsız kadın örgütünün imzacısı olduğu Şiddete Son platformunun yasa tasarısına göre başlık şöyle önerilmektedir: 4320 SAYILI KADINLARA YÖNELİK HER TÜRLÜ ŞİDDET ve EV İÇİ ŞİDDETİN ÖNLENMESİ, ŞİDDETLE MÜCADELEYE DAİR KANUN TASARISI TASLAĞI.

Kanun tasarısının başlığıyla birlikte gelen problem içeriğinde de devam etmekte. Kadını ve aile bireylerini korumayı hedefleyen kanun tasarısı yalnızca medeni hal olarak evli/nişanlı/ boşanmış bireyleri kapsıyor. Fatma Şahin çağrıda bulunduğu kadın örgütlerinin ‘’yakın ilişki içerisinde yaşayanlar’’ ifadesinin eklenmesi önerisini daha önce kabul edip tasarıya geçirmesine rağmen, toplantı sonrasında örgütlerden habersiz hiç de etik olmayan bir şekilde ‘’yakın ilişki içerisinde yaşayanlar’’ ifadesinin kaldırıldığını basından duyuruyor. Eğer taslak bu şekilde kabul edilirse, yasadan sadece "resmi nikahlı evliler, boşananlar ve nişanlılar" yararlanabilecek. Bu sevgilisinden ve ya nikahsız/imam nikahlı kocasından şiddet gören kadınlar ise koruma kapsamına alınmayacağı anlamına geliyor. Ancak kadınlar sadece resmi nikahlı kocalarından şiddet görmüyor. Bianet'in çetelesine göre Haziran'dan Aralık'a kadar altı aylık süreçte, 21 kadın sevgilileri ve eski sevgilileri, beş kadın imam nikahlı kocaları tarafından öldürüldü. Bir erkek resmi nikahı olmayan karısını, bir erkek sevgilisini öldürmeye teşebbüs etti; 15 erkek sevgililerini, dört erkek imam nikahlı karılarını yaraladı. Gündeminde kadın değil aile olan AKP, bu tasarıyı bu şekilde kabul ederse her şey çok daha geriye gidecek. Yine Şiddete Son platformunun yasa tasarısında ilgili madde şu şekilde öneriliyor: MADDE 2- Bu Kanun, medeni hal, aynı çatı altında yaşama, karşılıklı bir ilişki içinde olma durumlarına ve cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimine bakılmaksızın, şiddete uğrayan ya da şiddete uğrama tehlikesi altında bulunan; kadınların, çocukların, evlilik birliği ya da fiili beraberlikleri herhangi bir nedenle sona ermiş eş/nişanlı/tarafların veya yakın ilişki olsun/olmasın tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin veya ev içi şiddet mağduru olabilecek diğer bireylerin ve varsa bunların yakınlarının korunmasına ilişkin hükümleri kapsar.

Fatma Şahin’in sunduğu taslakta şiddet kavramının, toplumsal veya özel alanda meydana gelmesi hallerinden söz edilmesi, kamu alanını dışında bıraktığı anlamına gelmektedir. ‘’Toplumsal’’ kavramı, “toplumla ilgili, topluma ilişkin” şiddet türlerini içermektedir. Bunun yerine birçok uluslar arası sözleşmede de kullanılan “kamusal” kavramı önerilmektedir. TDK Büyük Sözlüğü’ne göre, “kamu” terimi, bir ülkede yaşayan halkın tümünün yanı sıra, halk hizmeti gören devlet organlarının da tümünü kapsamaktadır. Özellikle devlet organlarında yaşanan kadına yönelik şiddetin daha az yargılanıyor ve caydırıcı yaptırımlarla karşılanmıyor oluşu toplumsal-kamu kavramlarının arasındaki farkın aslında belirleyici unsurlar olduğunu gösteriyor.

Ayrıca yine aynı maddeye, ‘Türkiye’nin de taraf olduğu uluslar arası sözleşmeler ve kadına yönelik şiddet ve kadın hakları konusunda uluslar arası uygulamalar göstermektedir ki, kadınların ve kız çocuklarının erken ve zorla evlendirilmesi kadına yönelik şiddetin bir türüdür. Bu nedenle, erken ve zorla evliliklerin de kadına yönelik şiddet olarak tanımlanması gerekmektedir.’ ifadesinin eklenmesi de teklif edilmektedir. En son yaşanan Bolu’da 11 yaşındaki doğum yapan çocuk hakkında Bolu Valisinin çocuğun aslında kemik yaşının 17 olduğuna ilişkin yaptığı açıklamayla durumu normalleştirmeye çalışmasına bir de Fatma Şahin’den destek gelmesi, bu yasa maddesine ne kadar ihtiyacımız olduğunu kanıtlar niteliktedir. Küçük yaşta evlendirilme olgusunu münferit bir olay gibi izleyen Fatma Şahin, Bolu’daki kızı aradığını ve kızın 11 değil 17 yaşında olduğunu söylüyor. Ve ardından, Güney Doğu ve Doğu Anadolu’da nüfus cüzdanında yapılan yaş hatalarını dile getirerek konuya açıklama getirdiğini zannederken, aynı gün Antep’te 12 yaşındaki kız çocuğuna 16 yaşındaki başka bir çocuğun kimliğiyle doğum yaptırıldığını nasıl açıklayacaktı acaba.  

‘Çocuk Gelinler ‘ Projesi Koordinatörü Selen Doğan konuyla ilgili şunları söylüyor:  “Hiçbir yasal bağı olmadığı halde eşinin hamile kız çocuğu hastaneden çıkarıp götürmesi. Resmi ya da değil, “evliyiz” dediğinde akan sular duruyorsa, suça göz yumuluyorsa, ceza çemberi hastane yetkililerini ve hastane polisini de içine almalı. Böyle bir durumda yapılacak tek şey olayı savcılığa bildirmek olmalı.” Çocuk yaşta evlendirilme olgusuna bütünlüklü ve çözüm odaklı bakmak gerekiyor. Tıpkı Selen Doğan’ın dediği gibi, evlilik denildiğinde akan sular duruyor. Tüm sorunların çözümü hep evlilikte görülüyor. Fatma Şahin’in geçtiğimiz gün zorunlu evlilik kurslarını gündeme getirmesi de yine aynı aklın ürünü. Toplumsal sorunların ailede başladığı ve yine aile içerisinde çözümleneceğini düşünen bu akıl, son yıllarda yükselen boşanma oranlarıyla altı oyulmaya başlayan aile kurumuna yönelik tedbirler almakta.   "Sağlıklı, mutlu aile ya da evlilik" diye idealize edilenin arka planında tarihsel olarak kadını ezen, cinsiyet rollerinin ve kadın-erkek hiyerarşisinin yeniden üretildiği ve heteroseksizmi garanti altına alan bir kurum var. Bu yüzden, muhafazakârların aileyi korumak istemeleri çok da anlaşılır. Kadına yönelik şiddeti gündemlerine almalarını da yine aile kurumunun sarsılmasına yönelik önlemler alma çabası şeklinde okuyabiliriz.

Yasalar maalesef tek ve son çözüm değil. Fakat doğru pratiği harekete geçirmek açısından önümüzü açmaya yararken, yanlış varoluşuyla da o denli önümüzü tıkayan bir engel haline gelebiliyor. Feminist mücadelenin kazanımları, birçok hukuki kazanım elde etmiş olsa da, elde edilen hukuksal kazanımların uygulanması noktasında da bir o kadar mücadele vermemiz her zaman elzem durumda.   Erkek yargıya son, gerçek adalet ise şimdi demek için kadını mağdur etmeye açık kapı bırakan bu yasa tasarısına sessiz kalmamamız ve yasa önerilerimize sahip çıkmamız gerekiyor.

 


 

     
 
Loading