|
|
8 MART 2010
6 MART 2010
5 MART 2010
4 MART 2010
3 MART 2010
1 MART 2010
|
||
|
06.03.2010 - 1910’dan bugüne, 8 Mart’lar yalnızca işçi kadınların çalışma koşullarının değişmesi talebiyle sınırlı kalmadı. Kadın ezilmişliğine karşı bayrak açan her kadının taleplerini en güçlü şekilde dile getirdiği gün oldu. Tüm kadınların birlik, mücadele ve dayanışma günü haline geldi. 100 yıl sonra bugün bizler, 8 Mart’ta “Emeğimiz, Bedenimiz, Kimliğimiz Bizimdir” diyerek alanları dolduruyoruz. Hem kapitalizmin bizi ucuz işgücü olarak sömürmesine karşı çıkıyor, hem de ev içinde harcadığımız görünmeyen emeğimize sahip çıkıyoruz. Ve bu ikisi arasında bağlar kuruyor, kapitalizmin erkek egemenliğiyle iç içe geçerek bu hayatın her alanında bizi ikincil rollere hapsettiğini teşhir ediyoruz.
KÜRT KURUMLARINA OPERASYONLAR PROTESTO EDİLİYOR 05.03.2010 - Avrupa ülkelerinde Kürtler, Belçika polisinin Roj Tv ve KNK'ye yaptığı operasyonu protestoya hazırlanıyor. Almanya'dan binlerce kişi de Belçika'ya doğru harekete geçti. Belçika Federal Savcılığı, Kürt kurumlarına yönelik bugün gerçekleştirilen baskınlara Türk asılı polislerin de katıldığını doğrulayarak, 20 kişinin gözaltına alındığını söyledi. Kürt kurumlarına yapılan operasyonlara tepki gösteren BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, ''Kürtlerin diyaloga yönelik çağrılarının bu operasyonla cevaplandırılması tarihi bir hatadır. Türk hükümeti çok büyük bir diyalog fırsatını geri tepti'' dedi. Roj Tv stüdyoları, KNK ve BDP temsilciliğine düzenlenen baskında ABD’nin girişimlerinin etkili olduğu ortaya çıktı. Yeşiller Partisi Senatörü Geert Lambert, ABD'nin Roj Tv’yi susturması için uzun süredir Belçika'ya baskı yaptığını söyledi.
04.03.2010 - Sabah erken saatlerde ülke çapında Kürtlere ait ev ve kurumlara baskın düzenleyen Belçika polisi Brüksel’deki Kürdistan Ulusal Kongresi binasına baskın yaptı. Baskın sırasında KNK binasında bulunan Kongra-Gel Başkanı Remzi Kartal ile Kongra-Gel başkanlığı üyesi Zübeyir Aydar gözaltına alındı. Roj Tv’ye program yapan Roj NV ve Sterk production stüdyolarına yapılan baskına 300'den fazla polisin katıldığı bildirildi. Baskında şimdiye kadar, Roj NV müdürü Gülşen Emsiz, gazeteciler Burhan Erdem, Devrim Akçadağ ve Murat Yaklav ile bazı misafirlerin bulunduğu 10’u aşkın kişi gözaltına alındı. Roj TV'nin yayını kesildi. Baskınla ilgili kısa bir açıklama yapan Roj Tv yayın kurulu, baskının anti demokratik olduğunu belirtti ve baskın sırasında yayın araçlarının tahrip edilmesini kınayarak, uygulamaya derhal son verilmesini istedi. KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, Roj Tv ve KNK başta olmak üzere Kürt kurumlarına düzenlenen operasyonu sert bir biçimde kınayarak, Kürtleri protesto eylemleri yapmaya çağırdı. Açıklamada ''düşmanca saldırılar karşısında Avrupa'da yaşayan tüm Kürtler Brüksel'de bir araya gelerek bu haksız, anti-demokratik saldırıya karşı protesto eylemlerini yükseltmeli bu haksız uygulamanın sona ermesini istemelidirler'' denildi.
02.03.2010 - Tekel işçilerinin direnişinin 78. gününde, Tek Gıda-İş'in kararıyla çadırlar kaldırıldı. Genel Başkan Mustafa Türkel, eyleme 15-20 gün mola verileceğini, 1 Nisan'da 1000 Tekel işçisinin Ankara'da toplanarak hazırlanacak eylem takvimini açıklayacağını söyledi. "4C gibi bir ucube ortadan kalkmadan mücadelemizi bırakmayacağız" diyen Türkel'in açıklaması sırasında işçiler "Dayatma değil görüşme istiyoruz" sloganı attılar. İzmir, İstanbul ve Diyarbakır çadırlarında işçiler çadırları sökmemeyi tartıştı. Çadırlar toplanırken dünkü coşku yerini buruk bir hüzne bıraktı. İşçiler daha sonra Sakarya caddesindeki esnafa karanfil dağıtarak desteklerinden dolayı teşekkür etti.
DANIŞTAY KARARI TEKEL İŞÇİLERİNİN DİRENİŞ ÇADIRLARINI BAYRAM YERİNE ÇEVİRDİ 01.03.2010 - Tekel işçilerinin direnişi, AKP hükümetinin 'ya 4C'yi kabul et ya işsiz kal' dayatmasında sürenin dolmasına bir gün kala Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararıyla kritik bir dönemeci büyük bir moral üstünlükle aştı. Danıştay kararı haberi Tekel işçilerinin çadırlarına ulaştığı andan itibaren direniş alanı bayram yerine döndü. İşçiler gözyaşları içinde birbirlerine sarılarak direnişin 77. gününde mücadelelerinin üzerine çöker gibi olan kara bulutların dağılışını sevinç gösterileriyle kutladılar. AKP BİNASINA GİREN TEKEL İŞÇİLERİNE GAZ 26.02.2010 - Dün sabah trafik kazasında hayatını kaybeden Tekel işçisi Hamdullah Uysal'ın cenazesini Tekel işçilerinden kaçırarak memleketi Amasya'ya gönderen polis bugün de AKP il binasına giren işçilere gaz sıkıp coplayarak 13'ünü gözaltına aldı. Cuma namazı başladıktan sonra AKP il binası önüne gelen Tekel işçileri "Katil AKP hesap verecek" sloganları atarak polis barikatını zorladılar. Hazırlıksız yakalanan polis bazı işçilerin içeriye girmesini engelleyemedi. Güvenliğin şiddetine maruz kalan işçiler Çevik Kuvvet tarafından gözaltına alınıp Çankaya Emniyet Amirliğine götürüldü. ADANA'DA TÖP ve SDP'DEN ORTAK EYLEM 'SERMAYEYE KARŞI TEK-EL TEK YUMRUK' 25.02.2010 - Adana'da bugün öğlen saatlerinde İnönü parkı karşısı Teknosa önünde TÖP ve SDP üyeleri zincirli eylem gerçekleştirdiler. 6 kişi Teknosa'nın önünde bulunan demirlere kendilerini zincirledi. Tekel işçilerinin direnişini selamlayan sloganlar attılar. Aynı zamanda 3 kişi de Teknosa'nın çaprazında bulunan binanın üst katından "Sermayeye Karşı Tek-el Tek yumruk" pankartı açtılar ve kuşlama yaptılar. Yaklaşık yarım saat süren eylemde emniyet güçleri zincirleri kırarak eylemcileri gözaltına aldı. Ardından pankart açanlar da gözaltına alındı. Çarşının orta yerinde iki ayrı koldan yapılan eyleme çevreden alkışlarla destek verildi. 8 MART ANKARA KADIN PLATORMU '8 MART'IN 100. YILINDA DAYANIŞMA İLE GÜÇLENİYORUZ' 24.02.2010 - 8 Mart Ankara Kadın Platformu ile yapılan bir basın toplantısı ile 8 Mart programı basına açıklandı. Bu 8 Mart'ta emeğe yapılan saldırıların teşhir edildiği, barış taleplerinin kararlılıkla yükseltileceği ve bu 8 Mart'ta Tekel işçisi kadınların direnişinden alınan güçle mücadele vurgusunun ön plana çıkarıldığı bir konsept belirlendi. Platform, 8 Mart'ın 100. yılında dayanışma ile güçleniyoruz, mücadele ile değiştireceğiz vurgusuyla tüm kadınları 8 Mart'ta saat 12'de Kolej Meydanına çağırdı. TEKEL YÜRÜYOR DİRENİŞ BÜYÜYOR 'MADENCİLERİ KATLEDEN ÜCRETLİ KÖLELİK DÜZENİDİR' 24.02.2010 - Tekel işçileri sendikaya rağmen eylemlerine devam ediyor. Her akşam 18’de çadırlarından çıkan işçiler Kızılay sokaklarını özgürleştiriyor. Direniş sokağında, Şubat ayının sonuna yaklaştığımız şu günlerde hakim olan belirsizlik ve gerginlik, Tekel işçilerinin sendikadan bağımsız olarak ele aldıkları eylem inisiyatifiyle dağılıyor. Her akşam kurulan eylem korteji çadırları tek tek gezerek işçileri yürüyüşe davet ediyor. Bugünkü eylemlerini Balıkesir’de grizu patlaması sonucu yaşamını yitiren 13 maden işçisi için gerçekleştiren Tekel işçileri sık sık ‘maden işçileri ölümsüzdür’ sloganları attı. "Tekel İşçileri" imzalı "Bizi 4/C Köleliğine Zorlayan, 17 Madenciyi Katleden Ücretli Kölelik Düzenidir!" pankartı taşıyan işçiler Sakarya Meydanı’nda yapılan 1 dakikalık saygı duruşunun ardından 10 dakikalık oturma eylemi gerçekleştirdiler. Buradan ‘4-C’ye imza atmayacağız’, ‘Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz’ sloganları eşliğinde çadır-kente geri dönüldü. ESKİŞEHİR'DE TÖP ve SDP'DEN ORTAK EYLEM: 'TEKEL ÇADIRLARINA UZANAN ELİ KIRARIZ' 24.02.2010 - Bugün saat 16'da Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP) ve Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) üyesi 4 kadın 3 erkek Eskişehir Adalar'da Burger King'in çatısına çıkarak "Tekel çadırlarına uzanan eli kırarız..." pankartı açtılar. Sloganlar ve ajitasyonlarla Tekel direnişini selamladılar ve işçilere yönelik bir saldırının her an her yerde gerekli cevabı alacağını haykırdılar. Yarım saat süren eyleme güvenlik güçleri, çevrede bir çok sivil ve çevik kuvvet polisi bulunmasına rağmen müdahale etmedi. ERDOĞAN'A İSPANYA'DA 'VIVA KURDISTAN' PROTESTOSU
DBH KONFERANSI 'ORTAK BİR ÇATI ALTINDA DEMOKRATİK BİRLİKTELİK İÇİN'
“Demokratik Çözüm, Demokratik Türkiye” kampanyasını Ankara Ekin Tiyatrosu'nda gerçekleştirilen “Demokratik Çözüm, Demokratik Türkiye Konferansı” ile sonlandırdı. Konferansın birinci oturumunda sosyal dinamikler kendi alanlarına ilişkin sorunları, bunlara ilişkin çözüm önerilerini ve demokrasi mücadelesinin nasıl ortaklaşabileceğine ilişkin perspektiflerini paylaşarak sunumlarını gerçekleştirdiler. Bu oturumda Kürt Hareketi, Emek Hareketi, Kadın Hareketi, Ekoloji Hareketi, Alevi Hareketi, Demokrat Müslüman Hareket, Gençlik Hareketi, Çiftçi Hareketi, Azınlık Hareketleri ve LGBTT Hareketinden temsilciler sunum yaptılar. İkinci oturumumda ise çeşitli siyasi parti ve hareketlerden temsilciler Türkiye'nin demokratikleştirilmesi çerçevesinde nasıl bir mücadele perspektifleri olduğunu içeren sunumlarını gerçekleştirdiler. Program dahilinde yapılan konuşmaların yanı sıra Abdullah Öcalan'ın Konferansa iletilen mesajında "Kürt Sorununun demokratik temelde çözümü için Türkiye’yi demokratikleştirmek gerekiyor." vurgusu yer aldı. Öcalan’ın mesajında "Türklerin, Kürtlerin ve tüm halkların, inançların, emekçilerin demokratik birlikteliğine hayati derecede ihtiyaç var. Ortak bir çatı altında bir araya gelmek gerekiyor. Çatı Partisi ya da Demokrasi İçin Birlik Hareketi olabilir. Hangi isim altında olursa olsun önemli olan ortak mücadele hattının örülmesi ve pratikleştirilmesidir." denildi. BÜYÜK BULUŞMA 'BİZ HAKLIYIZ BİZ KAZANACAĞIZ' 20.02.2010 - Türkiye'nin dört-bir yanından binlerce emekçi Ankara'ya aktı. Direnişlerinin 68. gününde Tekel işçileriyle buluştu. Kolej kavşağından yürüyerek gelen DİSK, KESK, TMMOB ve sosyalist örgütler ile Sakarya'da toplananlar 40.000'i buldu. Ankara Valiliğinin yasadışı ilan ettiği eyleme polis müdahale edemedi. Sakarya Caddesindeki kürsüden Tek Gıda-İş genel başkanı Mustafa Türkel, Türk-iş'in önünden 4 konfederasyonun başkanları kitleye seslendi. İşçi çadırları destek ziyaretleri ile doldu taştı. Dayanışma eylemine katılanlar Tekel işçileriyle birlikte sabahlıyor. Pazar günü 12'de kitlesel basın açıklamasıyla dayanışma eylemi sonlanıyor. Tekel işçilerinin direnişi ise yenilmezliğini bir kez daha kanıtlayarak haklar elde edilene kadar sürecek. POLİS ZOR KULLANARAK SDP BURSA İL ÖRGÜTÜ BİNASINA GİRDİ
Polisin bu tavrını kınayan SDP MYK Sekretaryası tarafından yapılan açıklamada "Hiçbir güç hiçbir bahaneyle emekçi halkın kurtuluş mücadelesini engelleyemeyecek. SDP bu kavgada üzerine düşen sorumluluğu sonuna kadar yerine getirmeye kararlıdır. Baskılar bizi yıldıramayacak, mücadelemiz büyüyerek sürecektir. Gözaltına alınan parti üyelerimiz ve devrimci dayanışma gereği il binamızda bulunan BDSP, ESP, TÖP üyeleri derhal serbest bırakılmalıdır." denildi. Dün SDP üyesi Dev-Gençliler Tekel işçilerinin direnişini desteklemek için Sönmez İş Sarayının üst katından pankart sarkıtma eyleminin ardından gözaltına alınmış ama gece serbest bırakılmışlardı. SDP Bursa İl Örgütünün polis tarafından basılması üzerine akşam saat 20'de Orhangazi parkında dost kurumlarla bir basın açıklaması düzenlendi. Basın açıklamasını okuyan SDP üyesi Ayşegül Havuz, "Bu olanlar devrimci kurumların yaptıklarını devletin hazmedememesindendir. Bizi fabrikalarımızdan, evlerimizden, parti binalarımızdan ve hatta sokaklarımızdan kovmakla tehdit ediyorlar" dedi. SDP Bursa İl binasından gözaltına alınan ESP, TÖP, BDSP ve SDP üyeleri akşam saatlerinde serbest bırakıldı. ■ Polis, SDP binasına gaz bombası attı, gözaltına aldı Atılım BURSA'DA DEV-GENÇ'LİLERİN TEKEL DİRENİŞİNE DESTEK EYLEMİNDE 6 GÖZALTI 18.02.2010 - Bursa'da Sönmez İş Sarayında pankart açıp sloganlarla Tekel işçilerinin direnişine destek veren 6 Dev-Genç'li gözaltına alındı. İş merkezinin üst katından "Onların anlayacağı dilden konuşacağız - Tekel işçisine uzanan eli kırarız! - Dev-Genç" yazılı pankart sarkıtan Dev-Genç'liler ile özel güvenlik görevlileri arasında arbede yaşandı. Sloganlar atan ve 20 Şubat Ankara eylemine katılım çağrısı yapan Dev-Gençliler polis tarafından gözaltına alındı. Gözaltılar hakkında bilgi almak için karakola giden Dev-Genç temsilcisi de saldırıya uğradı ve kelepçelenip nezarete alındı. BASKILARA GÖZALTILARA İNAT TEKEL DİRENİŞİ KAZANACAK
CERVANTES EYLEMCİLERİ ADLİYEDE
■ Cervantes eylemcileri adliyede Star SDP ve TÖP'ten Tekel direnişine destek için İspanyol Kültür Merkezini işgal eylemiBeyoğlu Tarlabaşı'ndaki enstitüyü işgal eden Sosyalist Demokrasi Partisi ve Toplumsal Özgürlük Platformu üyeleri pankart ve sloganlarla Tekel işçilerine destek verdi. 1,5 saat süren eylemin sonunda 34 eylemci gözaltına alındı.
Tekel işçilerine destek amacıyla bu sabah İstanbul Tarlabaşı'nda bulunan Cervantes Enstitüsü’ne giren Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) ve Toplumsal Özgürlük Platformu üyesi 34 eylemci önce asansörleri kulllanılmaz duruma getirdikten sonra merdivenlere de engeller koydular. Eylemciler, binanın balkonundan "Tekel Kazanırsa Hepimiz Kazanırız - Sermayeye Karşı Tek-el Tek Yumruk" yazan bir pankart sarkıttı. Sınıflarda bulunan öğrenciler binadan çıkarken göstericiler kültür merkezinin balkonunda "El pueblo unido jamas sera vencido" (Örgütlenmiş bir halk asla yenilmez) sloganı attılar. Polisin müdahalesi öncesi İspanya'nın İstanbul Büyükelçisi Enrique Romeu Ramas ensititüye gelerek işgalcilerle 15 dakika boyunca görüştü. Bu görüşme sürerken çevik kuvvet ekipleri içeri girerek eylemcileri çıkarmaya başladı. Ekip otobüslerine bindirilen eylemcilerden 34'ü gözaltına alındı. Olay sırasında binada olan kursiyer Ömer Akarca, Bianet'e, saat 10.50'de ders arasında sınıfa giren üç kişinin "Biz bu binayı işgal edeceğiz" dediğini; eylemin Tekel işçileriyle ilgili olduğunu söylediklerini aktardı. "Çok kibarlardı, sertlik göstermediler." Bir diğer kursiyer Görkem Pınar da eylemcilerin "İspanya'nın Latin Amerika'yı sömürmesi nedeniye burayı seçtiklerini" söyledi. Eylemle ilgili SDP Genel Başkan Yardımcısı Yeşim Ergün ntvmsnbc'ye yaptığı özel açıklamada, "Bu eylem üyelerimizin doğal bir refleksidir. Tekel işçilerinin eylemi 65. gününe girdi ve artık bir tepkisellik yarattı" dedi. ■ VİDEOLAR
17.02.2010 - Bugün saat 15.30 da Dev-Genç'liler Kocaeli'nde kentin merkezi olan Cumhuriyet parkında bulunan otobüs durağının üzerine çıkarak 'Anlayacakları dilden konuşuyoruz. TEKEL işçisine kalkan eli kırarız. SDP Dev-Genç' yazılı pankartı açıp sloganlar attılar. Yaklaşık yarım saat eylemlerini sürdüren Dev-Genç'liler polisin sert müdahalesi sonucunda duraktan indirilip gözaltına alındılar. 3 Dev-Genç'li 1,5 saat göz altında tutulduktan sonra serbest bırakıldı. ■ Dev-Gençli gençler, durak üzerine çıkıp izinsiz gösteri yapmak istedi
Yunanistan’ın Eleftherotypia gazetesinden Chronis Polychroniou, Kaliforniya Üniversitesi Sosyoloji Profesörü William I. Robinson ile Venezüella’daki sürece dair bir söyleşi gerçekleştirdi. Profesör Robinson, Venezüella’daki süreci sona erdirmek isteyen ABD’nin, Devlet Başkanı Hugo Chavez’i “rejimi otoriterleştirmesi” için kışkırtmaya çabaladığını ifade ederek, Kolombiya’nın da bölgede gerçekleştirilmek istenen karşı devrimin merkez üssü haline geldiğine dikkat çekti. Robinson ayrıca Venezüella’nın hâlâ artı-değer yasasını uygulayan kapitalist bir ülke olduğunu vurgulayarak, ülke burjuvazisinin de ekonomik kontrolü büyük oranda elinde tutmaya devam ettiğini belirtti.
Loading
|
TEKEL İŞÇİLERİNİN 78 GÜNLÜK DİRENİŞİ Tekel işçilerinin 78 günlük direnişi yeni mücadele deneylerine sahne olmuştur. Danıştay’ın verdiği kararın sadece hukuksal olarak değerlendirilmesi, 78 günlük direnişi ve dayanışmayı neredeyse ortak komünal bir yaşam olarak ören Tekel işçilerine büyük haksızlık olacaktır. 78 günlük direnişin ülke sathında yaydığı “mücadele değiştirir” fikrini küçümseme eğilimlerinin, işçi sınıfından kaçışın bir diğer adı olarak değerlendirilmesi hiç de yanlış olmayacaktır. HER YERDEN KADIN MÜCADELESİNİN FOTOĞRAFLARI Her yerden kadın mücadelesinin fotoğrafları... Kadın evde var olan hegemonyayı yıkmaya çalışırken, kadın fabrikada emek sömürücülerini avlarken, kadın sokakta hakkını son kuruşuna kadar ararken... Ve kadın 8 Martlarda özgürlüğü için yürürken... 8 Martının 100. yılıyla büyürken mücadelesinde... AKP hükümetinin Kürt sorununda demokratik açılım adı altında başlattığı süreç yeni baskılar, gözaltılar ve tutuklamalarla sürüyor. Bugüne kadar taş atan çocuklara verilen onyıllarca hapis cezaları, DTP’nin kapatılması, seçilmişlerin kelepçelenmesi ve daha birçok uygulamayla içi boş olduğu anlaşılan sözde açılım sürecindeki antidemokratik uygulamalara bir yenisi eklendi. Türk devletinin Kürt halkını örgütsüzleştirme ve politik temsilcilerini tasfiye etme projesi çerçevesinde Avrupa'da eş zamanlı olarak operasyonlar başlatıldı.
İnsanların büyük marketlere yönelik yağma hareketleri ‘yağmacılar
felaketi fırsata çevirdiler, komşularının marketlerine saldırdılar’ şeklinde
sunuluyor. Haiti ardından Şili depremleri yağma kavramının güncelleşmesini
de beraberinde getirdi. Aslında söz konusu görüntülere pek yabancı değiliz.
İstanbul’u göle çeviren ve minibüs içinde kadın işçilerin ölmesiyle
sonuçlanan sel sırasında selin denize sürüklediği eşyaları almaya
çalışanlara da aynı isim takılmıştı: ‘yağmacılar’. III. ENTERNASYONAL VE 'TARİHİN TEKERLEĞİ' YA DA 'TEKERLEĞİN TARİHİ'
Bundan tam 91 yıl önce, 6 Mart 1919 yılında kurulan III. Enternasyonal
kuşkusuz pek çok açıdan ele alınabilecek, tarihsel önemi olan bir dönemdir.
Bugün bu yazı bağlamında öne çıkarmayı düşündüğüm mesele ise III.
Enternasyonal’in her şeyden daha çok
‘tarih
ve sınıf öznesini’
yorumlamada bir dönüm noktasına işaret etmesidir. III. Enternasyonal bu açıdan sınıfı tarihin nesnesi
konumundan öznesi konumuna yükseltmiştir.
Bundan tam 100 yıl önce, yani
1910’da Kopenhag’da düzenlenen İkinci Uluslararası Sosyalist Kadınlar
Konferansı’da Alman sosyalist delege Clara Zetkin, 8 Mart’ın “Uluslararası
Kadınlar Günü” ilan edilmesi için önerge verdi ve önergesi kabul edildi.
Çünkü 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde yüzlerce kadın tekstil
işçisi, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını
protesto etmek için greve gitmişti. Çünkü devlet, şiddetle karşılık
vermişti. Tıpkı Tekel işçisi kadınlara olduğu gibi… 8 Mart’ın 100. yıldönümü nedeniyle, dünyada ve Türkiye’de kadınlar meydanları dolduracak; erkek egemenliğinin, her türlü baskı ve şiddetin, militarizmin yok edildiği, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya özlemini haykıracaklar. Böyle anlamlı bir günün arifesinde yazı yazmak yerine, bugün de tüm dünyada devrimcilere ilham kaynağı olmayı sürdüren kahraman bir genç kadının gerçek hikâyesini bilmeyenlere aktararak, bilenlere de anımsatarak, yoldaşların mücadele belleğine küçük bir katkıda bulunmak istedim. Bizler 21. yüzyılın ilk çeyreğini tüketirken, Hollywood antik çağınkinden fazla mitoloji üretmiş bulunuyor. Okurlar, Avatar’daki yerli halkı, Na’vileri, hatırlayacaktırlar. Daha da kötüsü var: bu retro-mitoloji öğeleriyle kendi kültürlerindeki öğeleri birleştirenler; insanları iki kere daha fazla sömürenler. Buna prim üzerinden prim yapmak denir ve çok ahlaklıcadır. Biz ise, Na’vileri mitolojik bir öğe olarak görmemekte, tersine gerçeklikle olan ilişkilerini çözümlemeye devam etmekte ısrarcıyız. EKONOMİK KRİZİN YAPISINA BİR BAKIŞ Türkiye’de ve dünyada yaklaşık iki yıldır ekonomik kriz ‘uzmanları’, krizin ortaya çıkış nedeni üzerine son derece ‘teknik’ terimler içeren ‘derin’ yorumlar yapmaktalar. Sözgelimi Yunanistan’ın krizden kurtuluş reçetesi olarak Türkiye’den gelecek turizm gelirinin çözüm olabileceği tartışılıyor. Bu liberal ekonomistler, krizin gerekçesi olarak ABD’deki emlak bunalımını öne sürmekteler. İŞÇİ DEMOKRASİSİ KARŞISINDA DEVLET ORGANI SENDİKALAR Tekel direnişi, sınıfın ölmediği, hâlâ istenildiği zaman oligarşinin karşısına dikilebileceği ve işçi sınıfı içindeki militan gücün giderek Kürtleştiği gibi birçok sosyal ve sınıfsal realiteyi önümüze sürerken, bir gerçekliği daha kör göze parmak sokarcasına gösteriyor. Bu da sendikal hareketin uzun yıllardır büyümekte olan krizinin doruk noktasına ulaşmış olduğudur. BU PARTİDE REKABETÇİ SİYASAL İLİŞKİLER YASAKLANMIŞTIR! Kapitalistler rekabeti insan doğasının ayrılmaz bir parçası olarak görürler. Eşitliği savunmanın anlamsızlığına vurgu yaparken, toplumumuzun eşit olmayanların bileşimi olduğunu ve bu eşit olmayanlar arasında da rekabetin olağan bir durum olduğunu söylerler. Bu tespitler yetmez, antropolojik kanıtlar da ararlar. Rekabetin, ilkel insanın besin kaynaklarına ulaşımını sağlayan, yaradılıştan gelen bir faktör olduğunu iddia ederler. Güçlü olanın hayatta kalmasına, güçsüzün yok olmasına ilişkin doğadan örnekler verirler. Bunların tümü palavradır, insan bugünlere rekabet ederek değil, birbiriyle dayanışarak gelmiştir. MÜCADELE İÇİN GÜÇLENEREK BİRLEŞELİM, BİRLEŞEREK GÜÇLENELİM Türkiye’de sosyalistler üç temel mesele etrafında saflaştı: Kürt sorunu, egemen blok arasındaki çatışma (Darbecilik, AKP-Ordu çekişmesi), işçi sınıfı mücadelesi. Bu konular etrafında liberal ve ulusalcı yaklaşımlar her ne kadar ilk bakışta birbirlerine karşıt gibi görünseler de, gelinen süreç onları tuttukları saf itibarıyla birbirlerine yaklaştırdı. Bu unsurlar utangaçça egemen güçlere yaslandılar. Kimi uluslararası egemen güçlerin lafazanlığına kimileri ise “memleketteki milli güçlerin” avukatlığına soyundu.
Tekel işçisinin direnişi sosyalistler arasında ve sendikalarda
sınıfa bakış açılarında bir tür dizilişlere de sahne oldu. Bunun en çok göze
çarpanı sınıfın birer üyesi olmasına rağmen yani sınıfın içinde olmasına
rağmen dışındaymış gibi ‘destek’ kelimesini bolca kullanan sendikalar ve
sınıf örgütleri, bir diğeri de eleştirirken içinde olmadığını düşündüğü
halde içindeymiş gibi eleştirenler.
77 gün. Dile kolay. Bir günlük iş bırakmaların bile layıkıyla
yapılmadığı zamanların çocuklarıyız biz. 89’un büyük madenci yürüyüşü,
90’ların sendika mücadeleleri, harç karşıtı eylemler anlatılınca zamanın
tanıklarınca inanamıyoruz. Biz öyle zamanlarda mı yaşadık diyoruz. Kendimizi
masal çağlarını görmüş efsanevi insanların arasında sanıyoruz, o günleri
örgütleyenleri görünce. Herhalde bundan yıllar, yıllar sonra da kendimizi
efsanevi şahıslar olarak görecek, ona göre ihtimam bekleyeceğiz. HÜKÜMET-ORDU İLİŞKİLERİ ÜZERİNE Hatırlanacağı üzere cumhurbaşkanlığı seçimlerinde cumhuriyet mitingleriyle başlayan süreç 367 krizi ve e-muhtırayla devam etmişti. Dönemin genelkurmay başkanı Büyükanıt cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak “Cumhuriyetin temel değerlerine, devletin üniter yapısına, laik demokratik devlete sözde değil özde bağlı bir cumhurbaşkanının seçileceğini umut ediyorum” açıklamasını yapmış, Mart 2007’den o yana gerçekleşen cumhuriyet mitinglerine açıktan desteğini sürdürmüştü. YAŞANAN GERÇEKLER DOĞRUYU SÖYLETİR, YALANI ALIR, EŞEKLİK BAKİ KALIR! Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel dün akşam televizyonda programa çıktı, gazetecilerle söyleşti. Tekel işçileri ile ilgili 3 önemli soruya 3 önemli cevap verdi. Gazeteciler “konfederasyonlar ve sendika olarak şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordular; “yapılabileceklerin hepsini yaptık” dedi. Gazeteciler “ay sonunda hükümetin verdiği süre dolunca ne yapacaksınız?” dediler; “biz –işçileri kastederek– oradan ayrılmayacağız, direniş pasif eylemle devam edecek” dedi. Gazeteciler son olarak bir de genel durumu kapsayan bir soru sordular; “bu sendikal yapılarla bu mücadele nasıl yürütülecek?” Mustafa Türkel bu soruya “bu yapılarla bu mücadelelerin yürütülmesi mümkün değil; bu da işçilerin sorunu, onların kaderlerini kendi ellerine almaları, bu yapıları baştan aşağı değiştirmeleri lazım!” diye cevap verdi!! GENEL GREV GENEL DİRENİŞ ZAMANI
İlk bakışta yazının başlığı işçi sınıfı mücadelesi içinde çok
bilindik bir sloganın tekrarı gibi görülse de bu argümanın bugün salt
ajitasyondan çok daha öte bir şey olduğunu yaşadığımız tarih bize çok güzel
özetlemekte. Neden mi? Uzakta aramaya gerek yok. Hemen yanı başımızda: 'MADENCİLER BUNUNLA YAŞAMAK ZORUNDA' MI?
Aralık ayında Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde meydana gelen ve
19 maden işçisinin ölümü ile sonuçlanan grizu faciası hafızalarımızdaki
yerini korurken 23 Şubat günü yine çığlıklar yükseldi bir başka maden
ocağından. Balıkesir’in Dursunbey İlçesi’ne bağlı Odaköy’de özel bir şirkete
ait olan kömür ocağında dün saat 18 sıralarında grizu patlaması gerçekleşti
ve derinliği 500 metre olan madenin 250’inci metresinde meydana gelen
patlama 13 cana sebep oldu, 18 işçi de ciddi şekilde yaralandı. Öcalan 15 Şubat’ta uluslararası bir komplo sonucu Kenya’dan Türkiye’ye getirildi. 11 yıldır bir adada ve kötü koşullarda yaşamak zorunda bırakılıyor. Kötü koşullarda yaşamak zorunda bırakılan yalnız Öcalan değil, bir bütün olarak Türkiye toplumu aslında. Türkiye’de yıllardan bu yana Kürt sorunu çözülemiyor. Ne açılan paketler, ne açılım adımları sorunu çözebildi. Kürt sorununun çözümsüzlüğü toplumsal yaşamımızı içten içe bir ağaç kurdu gibi kemiriyor. SANAT İÇİNDE GELECEĞİ BARINDIRAN SİLAHTIR Filmin adı Noviembre. Kasım anlamına geliyor İspanyolcada. 1999’da İspanya’da bir konservatuardan hocalarının basmakalıp kurallarından sıkılan ve sanatın satıldığına inandığı için ayrılan bir grup tiyatrocunun sokakta kendi gösterilerini düzenlemeye başlamasını ve sonrasında gelişen olayları konu ediniyor. Kimseden maddi yardım almamayı temel ilke kabul eden bu grup sokakta doğaçlama oyunlar oynamaya başlar.
Münevver Karabulut cinayetini
bilirsiniz. Artık bilmemek mümkün değil zaten. Medya her geçen gün yeni bir
gelişmeyle gündeme getiriyordu bu olayı. Medyamız, sağ olsun, çok duyarlı bu
konularda. Nefret cinayetleri, kadın cinayetleri, namus kisvesi altında
katledilen neredeyse çocuk yaştaki kadınlara karşı ilgi ve alakasını hiç
yitirmedi. Her zaman gündeminde tuttu. Ama nasıl bir ilgi, nasıl bir gündem?
“Yaşanan sürecin değerlendirmesi
yalnız kadınların değil, partinin ve partili erkek yoldaşların da önünde
görev olarak durmaktadır. Yaşanan hataları değerlendirmek ve eleştirmek,
buradan sonuçla kolektif bir biçimde yol alabilmek devrimci olabilmenin
gereğidir. Kadın Konferansıyla bunun ilk adımı kadınlar tarafından
atılmıştır. Önümüzdeki dördüncü olağan Parti Konferansımız bu adımın
ikincisi olmalıdır.”
Türkiye ilk kez Enver Aydemir’le
dindar bir yurttaşın, zorunlu askerliğe direnişine tanık oluyor. Türkiye
Cumhuriyeti anarşistlerin, sosyalistlerin vicdani reddine alışamamışken
şimdi de devlete dindarlar ‘baş belası’ oluyor. ‘Büyük Türk Devleti’ vicdani
retçilerin direnişine ve AİHM kararlarına rağmen şimdiye kadar bu konuda
vicdana gelmedi. Enver Aydemir’in işi çok daha zor olacak. O ‘Büyük Türk
Devletini’ hem vicdana hem imana getirmeye çalışıyor. Süreç nasıl işleyecek;
hep birlikte izleyip göreceğiz.
Bu güne kadar hep tartıştık homoseksüelliği, biseksüelliği.
Biyolojik mi, yoksa toplumun sapkınlığı(!)
mı? Herkesin bir fikri, söyleyecek bir şeyi vardı. Uğur gerilla ise ne değişir? Ne yazık ki ülke gerçeği 12 yaşındaki çocukları savaşın içine çekiyor diye üzülmek gerekmez mi? Ceylan’ı havan topunun değil basılan bir mayının öldürmüş olması kimi suçtan kurtarır? Küçük çocukları mayınlarda öldürmek de bu ülkenin kahrolası bir gerçeği ve hepimizin suçu değil mi? Sevgi sözcüğünün ölüme götürdüğü Meryem'in öldürülmüş olması ya da intihar etmiş olması bir şeyi değiştirir mi? KURTULUŞ SAVAŞÇILARI ÖLÜMSÜZDÜR! Zeki Erginbay 1948 yılında İstanbul'da doğdu. 1967 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi İnşaat Bölümüne girdi. Bir yıl burada öğrenim gördükten sonra, yeniden sınava girerek İTÜ İnşaat Fakültesine kayıt yaptırdı. Zeki Erginbay 12 Mart 1971 darbesinden sonra tutuklandı. DEV-GENÇ ve THKP-C davalarından yargılandı. Tutuklu kaldığı sırada Sağmalcılar Davutpaşa Selimiye ve Maltepe cezaevlerinde kaldı.1974 affıyla serbest bırakıldı.TİP kökenli olan Zeki Yoldaş 1976’da Kurtuluş Hareketine katıldı. GELECEĞİN ÖRGÜTLÜ SINIFI İÇİN BUGÜNDEN MÜCADELE Ankara öğrenci gençliği ilk günden itibaren direnişin önemli destekçilerinden. Direniş alanına her gittiğinizde ellerinde kitap sırtlarında yeşil parkalarıyla işçilerin arasında dolaşıp, onlarla sohbet eden devrimci gençleri görmeniz mümkün. Gençlerin işçilerle her sohbetinde duyduğumuz bir cümle ‘siz bizim umudumuzsunuz.’ Gençliğin cevabıysa hemen hemen hiç değişmiyor: ‘siz de bizim umudumuzsunuz.’ TEKEL İŞÇİLERİNİN ÖĞRETTİKLERİ Ankara’da 50 gündür grev çadırları kurulu. Kim ne derse desin 50 gündür grev davulları çalıyor, Meclis’in iki adım berisinde. Grev dayanışması gerçekleştiriyor Ankaralılar. Gençler çok şaşkın çünkü 18-20 yıllık hayatlarında grev görmemişler. Belki işçi bile görmemişler. Çünkü 80 darbesi bırakın grevleri, grev sözünü ağzımıza almamızı bile yasakladı. Hatta öyle ki Türk İş yönetimi “genel grev” yerine “iş bırakma” “bir günlük uyarı eylemi” demeyi tercih etti.
KALDIRIM TAŞLARININ ALTINDA KUMSAL VAR
'DEVLET DEMOKRATİK'LEŞİRKEN 'TOPLUM FAŞİST'LEŞİYOR MU?
KAPİTALİZMİN YAPMASI GEREKEN 100 ŞEY GÜVERTEDEN KAN DAMLIYOR BAKSANA... SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞI İLE KADIN HAKLARI ANLATILABİLİR Mİ? ÖLÜM DOĞANIN EMRİ, EZBERLERİMİZ OLMASA... |
|||