![]() |
||
| YAZILAR | GAZETE ARŞİVİ | HABER ARŞİVİ | 21 EYLÜL KOMPLOSU | ||
|
Feyyaz Yaman: “Devletin hukuk sürecinde izlediği politika deşifre edilmeli” Söyleşi: AYLİN MERT Gelecek, 28 Ocak 2012, Sayı: 8
Sizin deneyimlerinizden de yararlanarak başlarsak, bize biraz 90’lı yılların politik atmosferinden bahsedebilir misiniz? O dönemlerin politik atmosferi, yetmişli yıllara göre birdenbire çok fevri değişen bir atmosferdi. Yetmişli yılların sonuna doğru, özellikle 1977 1 Mayıs katliamından sonra zaten sıkıyönetim sürecine evrilen dönemde ölüm olayları, baskılar artmış ve tüm bunların karşısında da direniş ruhu yükselmişti. Fakat Maraş, Çorum olayları ile belli oluyordu ki, devlet daha radikal bir tavır izliyordu. Demokratik bir ortama tahammülleri yoktu, onlara göre bütün hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması gibi bir zaruret vardı.12 Eylül katliamı zaten bunu bir anlamıyla becermişti. O zamanki generallerin sözlerini hatırlıyorum, sorguda, işkencede “Sizi otuz yıl içeride tutacağız, çıktığınız zaman siz de kendinizi tanıyamayacaksınız, dışarıdakiler de tanıyamayacak.” derlerdi. Genel politika, bu sindirme ve unutturma politikasıydı. Tekrar doksanlara geldiğimizdeyse söylediğim gibi, muhalefet olarak genç kuşak canlanmaya başladığında devlet bu sefer daha radikal ve daha fevri bir sistem tutturdu. Artık baskılar çok aleniydi. Çok sayıda gencecik insanın ağır makineli silahlarla öldürüldüğü bir dönemdi. Ayhan Çarkın’ın itiraflarında ifade ettiği gibi; “Biz makineli tüfeklerle evi bastığımızda, evdekilerin çayı bile hala sıcaktı” gibi sözler, o dönemki kontrolsüz şiddet ortamını gösteriyor. Bence karşılaştırdığımızda doksanlı yılların en önemli farkı buydu. Öncesinde devlet terörünün düzenli ve sistematik bir yapısı vardı, ama doksanlarda bağımsız, sistemsiz bir şiddet politikası söz konusuydu. Ben bunu özellikle böyle yaptıklarını düşünüyorum. Osmanlı’daki başıbozuklar ve deli bölükleri gibi devletin kendi içinde kontrolsüz bir yapı ortaya çıkmıştı. Bu da tabi, devletin, PKK ile mücadele sürecinin başlamasının ardından o bölgede görev yapan kadroları Ankara’ya ve İstanbul’a çekmesi ile de ilgiliydi. Yani bölgede olabildiğince pisliğe bulananlar, bütün pislikleri bünyelerinde taşımaya devam etmişlerdi.
Hüsamettin esasında çok aktif militan bir kimlik değildi. Ama tabi okulda boykot varsa boykota, işgal varsa işgale katılırdı. 21 yaşındaydı. Marmara Üniversitesi’nde cam üzerine 2 yıllık eğitim görmüştü, Paşabahçe’de staj görmüştü. Bir yandan da yazları çalışıyordu. Sadece bir kere pankart taşımaktan Bayrampaşa’da 15 gün kalmıştı, bunun dışında herhangi bir gözaltı işlemi yaşamamıştı. Hakkında tutulmuş bir rapor da yoktu.
Gözaltına alınmasıyla başlayan süreci anlatır mısınız? 92 Mayıs’ıydı. Hüsamettin’le yaşları yakın olan bir kardeşim daha var, o zaman genelde ikisi de bizde kalırlardı. Hüsamettin o akşam, kardeşimin evinden çıkarken bize geleceğini söylemişti. Pazartesi kardeşimle haberleştiğimizde, Hüsamettin’in Pazar sabahı çıktığını, bir daha da dönmediğini öğrendik. O akşam bir telefon geldi, Hüsamettin’in Fındıkzade’de bir ekip otosu tarafından gözaltına alındığı, hayatından şüphe edildiği bilgisini aldık. Ertesi sabah avukatla görüşüp hemen Gayrettepe’ye gittim. Avukat, “Yanında içeri verilecek bir şey götür, onu bahane edersen belki görüştürürler,” demişti. Ben de iki paket sigara almıştım, benden gizli içerdi, o paketleri de hala saklarım. Beni içeri almadılar. Ertesi gün tekrar gittiğimde daha ön kapıdan önümü kesip, beni de tartakladılar. Karakollardan sonuç alamayınca hukuki olarak süreci hızlıca başlattık. O dönemde AİHM’e bireysel başvuru yolu açılmıştı, biz de bu fırsatla AİHM’e başvurduk. Ardından Ankara’ya gittim, birkaç milletvekili ile görüştüm, yardımcı olmaya çalıştılar. Kişisel ilişkiler sayesinde ulaşabildiğimiz tüm imkanları değerlendiriyorduk, ancak zaman aleyhimize işliyordu, hala Hüsamettin’den haber alamıyorduk. Aradan 2 ay geçti. O dönem diğer kardeşim Marmara Üniversitesi’nde İngilizce dersi veriyordu, okula gelip onu da gözaltına almak istediler, ancak okul yönetiminin müdahalesi ile bunu yapamadılar. Bundan 15 gün sonra emniyetten Reşat Altay aradı, görüşmek istediğini söyledi. Gittim, bazı ipuçları bulduklarını, kardeşimin güya kaldığı evi bulduklarını söyledi. Bir torba içinde kardeşimin ceketini, pantolonunu, bazı eşyalarını gösterdiler. Bahsettiği evi görmeye keşfe gittik. Eyüp tarafında bir gecekondu bölgesiydi. Küçük bir avlu etrafında tek odalı daireler vardı, her odanın tek penceresi vardı. İçeriye girdiğimizde, duvarda acelece yazılmış “Tek Yol Devrim” yazılamaları, kenarda kirli bir yatak, yerde ise Hüsamettin’e ait birkaç kitap vardı. Mal sahibini şahit olarak göstererek, (o evde Hüsamettin’le birlikte bir genç daha yaşıyormuş) onların “örgüt evi” olduğunu söylediler. Evi de kendilerini 2 kardeş olarak tanıtarak tutmuşlar. Bana göre bu bir senaryoydu. Mal sahibi dedikleri adam da zaten polis emeklisiydi. Bunu gerekçe gösterip, “sizin bahsettiğiniz tarihte onlar hayattaydı” diyerek mal sahibinin tanıklığı sayesinde hem AİHM’deki davayı, hem de meclis içi soruşturmaları düşürdüler. Devamında biz artık hukuki yönden değil başka yönden aramalarımızı sürdürdük.
O dönem ne hissettiniz peki, ailenizin ruhsal durumu nasıldı? Annemin psikolojisi çok bozuldu, hala öldüğünü kabul etmiyor. Son gelişmelerden haberdar etmiyoruz. Önceleri inanmamasına rağmen hacı-hocadan medet ummaya başladı. Bizse, kötü olanı değil hep en olumlu senaryoları umut ettik, belki Ortadoğu’ya gitmiştir, mücadeleyi orada sürdürmeyi tercih etmiştir diye umduk, ancak araştırdık, orada da izine rastlayamadık.
Devletin o dönemki fevriliklerinin demokratikleşmeyi durdurmanın ötesinde garip sapkın bir yanı olduğunu düşünüyorum. En basitinden bir insan bir kişiyi öldürür, ancak ardından bunu eğer uzun süre aynı soğukkanlılıkla tekrarlayabiliyorsa insan karakteri bakımından müthiş bir erozyon var demektir. Bu hayvanlaşmak bile değildir, çünkü hayvanlar bile karınları doyduklarında öldürmeyi durdururlar. Böyle manyakları kullanmak devletin işine geliyordu başından beri, şimdi gördüğümüzde bununla ilişkilenmeme konusunda unsur olarak kullanılıyorlar. Ayhan Çarkın zaten eroinmandır, İbrahim Şahin zaten akıl hastasıdır gibi noktalara çekmeye çalışıyorlar ve işi biraz deliliğe vurmaya çabalıyorlar. Ben diğer yandan gerçekten de bu bahsi geçen insanların öyle olduklarını düşünüyorum. Benim Hüsamettin ile ilgili, “Tamam, bu iş bu adamların işi” dediğim an, onların ünlü bir düğün fotoğrafları vardır, o fotoğrafı gördüğüm andır. Çatlı, İbrahim Şahin, hepsi beraber oyun oynuyorlar. O fotoğraf çok şeyi anlatıyor bence. Çünkü devlet kadrosu içerisindeki bir yapı, kamuda bazı şeyleri bu tarzda deşifre etmez. Bunlarınki tamamen pervasızlıktı.
Bugün eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın’ın itirafları ile başlatılan bir soruşturma var. Ne söyleyeceksiniz bu ifadeler, dava hakkında? Bugün üzerinden 20 yıl geçtikten sonra konuşacak olursak, şimdi oyunun ikinci perdesi oynanıyor. Ayhan Çarkın’ın ifadelerini takip ediyorum. Yaklaşık 2 ay önce İstanbul’da bu davayla ilgilenen özel savcı beni ve Ayhan Efeoğlu’nun ailesini görüşmek için çağırdı. Bunları delil göstererek, bu adamlar hakkında dava açacağını söyledi. Sonra dava Ankara’ya alındı. Ayhan Çarkın’ın yer gösterme durumları falan başladığında biz de hemen Hüsamettin’le ilgili bir talepte bulunduk. Talebimiz çeşitli bahanelerle reddedildi. Sonuçta baktığımızda şu anda bu dava da örgüt davasından bireysel bir davaya dönüştürüldü. Bu şekilde hem Ayhan Çarkın üzerinden işi bitirmek, hem de kamuoyu önünde “Bizler adaletin peşindeyiz” görüntüsü yaratmanın planını yapıyorlar. Bir diğer önemli şeyse milletvekili Hüseyin Aygün’ün Ayhan Çarkın’la görüşmesiydi. Hüseyin Aygün ile ben de görüştüm. Bana anlattığı, Ayhan Çarkın’ın bu infazları gerçekten üstlendiğini, ancak bunu resmi ifadesinde dile getirmediğini, yalnız olmadığını, diğerlerinin de tutuklanması ile resmi ifade olarak altına imza atacağını söylediğiydi.
Siz Ayhan Çarkın’a inanıyor musunuz? Ben açıkçası Ayhan Çarkın’ın üzgün olduğuna, gerçekten pişman olduğuna inanmıyorum. Hüsamettin ve arkadaşı için, tetiği çekmeden önce “‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ sloganını attılar, ben de çok etkilendim” diyor, ancak hemen akabinde başka cinayetler işleyebiliyor. Ama bir itirafta bulunma isteğinde olduğu ve buna imkan yaratıldığı zaman, toplu şekilde gidildiği zaman evet diyeceği doğru olabilir. Bununla ilgili görüşmeler sürüyor. Eğer Meclis Komisyonu bu konu ile ilgili toplanırsa, meclise gidip müdahale etmeyi planlıyoruz. Yine yurt dışından davalar tekrar açılabilir. Ama benim kısa vadede bu meclisten bir beklentim yok.
Peki siz tüm bunlardan sonra neticede olumlu bir sonuç alınabileceğini düşünüyor musunuz? Yakın zamanda böyle bir sonuç alınabileceğine inanmıyorum. Artık zaten 20 yıl geçti. Bizler mezar yahut kemik arayışında değiliz. Esas gerçekten devletin yapması gereken bir yüzleşme varsa, demokrasi, hak ve özgürlükler üzerinden, devlet suçları üzerinden olmalı. Yoksa bu saatten sonra kardeşimin kemikleri gelse bir önemi yok ki bizim için. Artık öyle bir süreçteyiz ki, mezarlıklar dünyasında yaşıyoruz, her taraftan kemik, ceset çıkıyor. Bu coğrafyanın son 40 yılı devlet ile vatandaşlık ilişkileri açısından devletin gerçek yüzünün alenileştiği bir ortamda geçti. Esas önemli olan bunların ortaya çıkması. Bağlantılar tarih içinde kurulur, kurulmayabilir de. Ama esas olarak halk bu devlet ile hesaplaşmasını yaptı ve bitirdi. Eskiden olsa “Halk Mahkemelerinde bu iş neticelenir” derdik. Vicdanlar yönünden toplumun hiçbir kesimini yatıştıramazlar. Çünkü devletin işlediği suçun vebali çok ağır. 1 Mayıs katliamları, Maraş, Çorum olayları, Madımak katliamı, hala devam etmekte olan Doğu’daki ölümler bana göre zincirleme olarak birbirine bağlı şeyler. Devletin mutlakiyetçi kadroları hala çok canlı ve dinamik. Ben bunların değiştiğine hiç inanmıyorum. Genelkurmayından hukukuna kadar hala her şey yerli yerinde. Devletin hukuk sürecinde izlediği politika deşifre edilmeli. Üniversiteli 3 gencin herhangi bir protestosunu örgüte bağlayan mantık, öbür tarafta istediği davalar için bu anlayışı sistematik bir şekilde reddediyor. Hüsamettin’in davasında, Hrant Dink’in davasında olduğu gibi.
|
||
Loading
|