İstanbul - Kısa
bir süre önce cezaevinden çıkan SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan,
AKP’nin belirlediği yeni konsept kapsamında istediği herkesi
suçlayıp içeri attırabileceğini söylüyor. Turan, artık teknik
takipler ve dinlemeler sayesinde hiçbir gerekçe sunulmadan
herkesin tutuklanabileceğini belirterek, ''Bir sürü Ergenekon
türetebilirler” dedi.
Devrimci Karargah ve Hanefi Avcı ile bağlantısı olduğu
gerekçesiyle tutuklanarak, SDP davasından yargılanan Rıdvan
Turan, yaşananları ANF’ye anlattı.
DÜŞMAN ASKERİ MUAMELESİ
*Öncelikle cezaevinde yaşadıklarınızı anlatır mısınız?
Cezaevi koşulları nasıldı?
-Ben ilk kez cezaevine girdim. Bu zamana kadar bilinen her şey,
muazzam bir devlet projesi olarak gerçekleşti. Her gün yeni
engellerin ortaya konduğu bir ortam oralar. Zaten tek kişilik
hücrelerde kalıyordu insanlar. Cezaevine gittiğimizde üçümüzü
tek kişilik hücrelere koydular. Oralara ağırlaştırılmış
müebbetlik olanlar konuyor. Tek bir yatak var içerde, ikinci bir
kişi içeri girdiğinde ayakta duracak yer kalmıyor.
Ağırlaştırılmış müebbetlerin havalandırmayı kullanmaları çok
kısıtlı. Her bir gelişmede bu hak daha da kısıtlanıyor. Her ne
kadar Türkiye ‘idam cezasını kaldırdım’ dese de müebbet cezası
idamdan daha ağır. Çünkü insanı yaşarken öldürmekle yüz yüze
tutuyorlar. Diğer cezaevlerine göre Tekirdağ çok ağırdı.
İzolasyon sadece üç kişinin bir arada kalmasıyla olmuyor,
örneğin koridorda bir başka insanla sizi asla birbirinizi
göreceğiniz şekilde götürüp getirmiyorlar. Başka bir insanın
görüntüsünü sizden kaçırmaları falan var. Haberleşme
özgürlüğünün kısıtlanmasından tutun, beslenme, sağlık, sorunları
hesaplanamayacak düzeyde. Yani tam bir düşman askeri muamelesi
görüyorsunuz.
*Siz gerçekte bizim bildiklerimizin dışında ne ile
suçlandınız? Devrimci Karargah ve Hanefi Avcı ile bağlantılar ne
üzerinden kuruluyor?
-Şimdi kamuoyu bir miktar popüler yönüyle meseleyi tartışıyor.
Yer yer bazı magazinel şeyler işin içine giriyor. Ama tabi şöyle
bir şey var; Hanefi Avcı’yı biliyoruz, bir polis şefi, işkenceci
falan. Şimdi her ne kadar pişman olduğunu söylese de geçmişini
biliyoruz. AKP iktidarı biliyoruz ki Hanefi Avcı ve gibileri
üzerine kurulu. Dün Avcı ile çalışıyorlardı, bugün bu durum
değişti ve egemen güçler arasındaki iktidar mücadelesine geldi.
Dün yan yana gelenler bugün ayrı düştüler. O yüzden Hanefi Avcı
gitmeliydi. Hanefi Avcı’nın bürokrasi içinde rahatsız ettiği
kesim, şimdi Avcı’dan intikam alıyor. Bir iktidar hırsı. Bu
onları ilgilendiren yönü. Ancak bizi ilgilendiren taraf ise
Hanefi Avcı ile birlikte yargılanıyor olmamamız. Bu yanlış. Biz
devrimciyiz. Hanefi Avcı ile bir tek düşmanlık üzerine ilişkimiz
olabilir. Ama işte onu da işin içine dahil edip bizimle
bağlantılandırarak, bir taşla birkaç kuş birden vurulmuş oluyor.
Bir taraftan Avcı’yı tasfiye ediyor, diğer taraftan bizi
kamuoyundaki devrimcilerin saygınlığını, itibarsızlaştırma
operasyonu yapıyor.
‘6 SPD’Lİ PKK DAVASINDAN YARGILANIYOR’
*Peki bunun için neden SDP seçildi?
-Tabi ki burada Kürt sorunu devreye giriyor. Eskiden beri Kürt
devrimci muhalefetinin doğuşundan çok önce, Kürt sorunu ile
ilgili görüşleri olan bir devrimci gelenekten geliyoruz.
Bedelini ödüyoruz gerektiğinde. Şu anda ceza evinde yatan 6
arkadaşımız SDP değil, PKK davasından yargılanıyor. İşte bütün
bu etkenler var. Başbakan diyor ya ‘terör örgütü ve yanında yer
alan uzantıları’, işte biz ‘yandaş’ oluyoruz sanırım. Öbür
taraftan Devrimci Karargah ile hiçbir bağlantımız yok. Onlar da
Kürt sorunu konusunda bazı hassasiyetler taşıyor SDP de taşıyor.
Son derece ciddi bir muhalefet oluşturmaya başlamıştık.
Muhalefeti bir çatı altında toplama gibi bir projemiz vardı.
Birileri diyebilir ki ‘ya kim sosyalistleri ciddiye alıyor ki’
hiç de öyle değil. Bu yeni konsept politikada herkesin çok
önemli yeri var.
Mesela referandumdan sonra başbakan DSİP’e teşekkür etti.
Onların çok önemli bir gücü mü vardı, hayır. Dolayısıyla
sosyalistleri, küçük yada büyük, güçlü yada güçsüz olsun, yan
yana gelmelerini engellemeye çalışıyorlar. Başka bir neden ise
biz her türlü etkinliğimizde meşruiyeti sağlamaya çalışıyoruz.
Yani tamamen siyasi partiler kanununu çerçevesinde kalan, ama bu
sınırı zorlayan bir siyasetimiz var. SDP’nin yaptığı aslında
budur. Pek çok hak ihlali ve Kürt meselesinde bu yolu izliyoruz.
Bir de bu neden var işte. Egemenler ezilenlerin yan yana
gelmesine izin vermemek için çeşitli projelere girişiyor. Ama
işte derler ya kusursuz cinayet yoktur. Bu davada da öyle oldu.
“İDDİANAMEYİ KENDİLERİ BİLE SAVUNAMIYOR”
*İddianameyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Hiçbir mantığı olmayan bir iddianame hazırlamışlar. Ama bu
iddianame mahkeme sürecinde darmadağın oldu. O kadar mantıksız
şeyi gerekçe yapmışlar ki kendileri savunamayacak hale geldi
iddianame. Son derece yakıştırma biçiminde yan yana eklenmiş bir
iddianame. Ama önemli, çünkü yarın ne olacağı çok belli değil.
Aynı gerekçe ile yeniden insanlar alınabilir. Çünkü iddianın
sınırı yok. İddialarının içinde her şey var. Dolayısıyla gönlü
demokrasiden yana olan herkes yarın cezaevine girebilir. Artık
bir ölçüt yok. Yani örgüt üyeliği denen şey yasa da son derece
objektif tanımlarla belirlenmiş. Ancak görüyoruz ki özel yetkili
mahkemelerde bu ölçüt yerle bir olmuş. Onlar için şimdi mesele
şu, gerekçeyi sunmak yerine, ‘Ben senin örgüt üyesi olduğunu
biliyorum’ diyorlar. Yani nereden biliyorsun? ‘E ben biliyorum’
oluyor cevabı.
“GEREKÇE AYNI ŞEYDEN BAHSETMEK”
*Sizi Hanefi Avcı ve Devrimci Karargah ile hangi kanıtlar
üzerinden aynı kefeye koyuyorlar?
-Örneğin Çatı Partisi meselesi. ‘Devrimci Karargah da çatı
partisinden bahsetmiş’ diyor. İşte ‘Öcalan da çatı partisi
diyor. İkiniz de aynı şeyden bahsediyorsunuz’ diyorlar. Yok SDP
devrim demiş, cephe demiş kurtuluş demiş, yani Devrimci Karargah
da aynı şeyleri demiş bu bağlantı gerekçemiz oluyor. Ben de
mahkemede aynen şunu dedim: Yani bizim Moğolistan Komünist
Partisi ile bir bağlantımız yok ama siz artık bizi orayla da
bağlantılandırabilirsiniz. Tabi bu basit bir acemilik yada
rastlantısal bir iddiada bulunma işi değil. Bu bir konsept
artık. Bilinçli tercih edilen bir yöntem. Herkesi zan altında
bırakabilme durumu. Teknik takiplerle dinlemelerle senin
konuşmalarından kendince istediği sonucu çıkarabiliyor. Bizim
bir yoldaşımızı dinliyorlar, teknik takip var, görüştüğü kişiler
‘X’ olarak geçiyor. Ve bu kişileri soruyorlar, oysa ki o kişi
yoldaşımızın birlikte okey oynadığı kişiler başka bir şey yok.
“DEVLETİN ŞERRİNDEN KORKARIM”
*Bu şekilde ne yapılmak isteniyor?
-Maksat bir korku cumhuriyeti yaratmak. Bir bulanık durum
yaratıp, herkesi suçlamak. Bu işte böyle bir şey aslında. Ama
biz devrimciyiz. Yani Karargah üyesi olsaydık, orada SDP
savunması yapmazdık. Çıkar Karargah savunması yapardık.
Devrimciler, yurtseverler bu güne kadar kendilerini onurlarıyla
savundular. Biz de Devrimci Karargah ile bağlantılı olsaydık
eğer, bunu onurumuzla savunurduk. O insanlar çıkıp kendilerini
bu şekilde savundular. Katılırsın katılmazsın, ama çıkıp
kendilerini Devrimci Karargah üyesi oldukları şeklinde
savundular. Yani böyle bir bulanık ortamda herkesi herkesle
bağlantılandırıp zan altında bırakma durumu söz konusu. SDP ile
devlet bir hesap görmek istiyordu, Avcı ile de görmek istiyordu
bu şekilde yaptı. Ben devletin şerrinden korkarım. Karşımıza
açıktan çıksa neyse, yani durum bu.
“AVCI’NIN TAHLİYESİ TEPEDEKİLERE BAĞLI”
*Hanefi Avcı’nın durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-‘Devrimci Karargah ile bir alakam yok’ diyor, ‘SDP ile de
alakam yok’ diyor Hanefi Avcı. Zaten çıktığı anda herkes ‘bu
katili buraya neden getirdiniz’ diyor mahkemede. Ama avukatı
mahkemede çok iyi bir savunma yaptı. Kendisi de iyi bir savunma
hazırlamıştı. Hukuki açıdan sağlam bir savunma verdi. Tabi
devrimcileri tasfiye etmenin bir parçası haline getirildi. Bir
sürü argümanı orada belgeleriyle çürüttü. Hukuk gözüyle
bakılırsa iyi bir savunma yaptı. Hanefi Avcı gibilerinin buradan
tahliyesi yada bırakılması, tepedekilerin kararına bağlı.
Mahkeme göstermelik. Yani onun da Devrimci Karargah ile
bağlantılandırılması konusunda mantıklı bir gerekçe sunulmuş
değil. Ama bakarsın kendisi devletle uzlaşır, çıkar cezaevinden.
“MAGAZİN DAVASINA DÖNÜŞTÜ”
*Bir yandan KCK, bir yandan Devrimci Karargah, bir yandan
Ergenekon davaları devam ediyor. Siz neler düşünüyorsunuz bu
üçlü dava hakkında?
-Bir kere problem olan şey şu; Kürtler KCK’ye bağlı. Bütün Kürt
muhalefetini KCK ile, devrimcileri Karargah ile, ulusalcıları da
Ergenekon ile tasfiye etme planlarıdır bunlar. Kimsenin SDP’yi
Ergenekon ile birlikte tartışmaya gücü yetmez. Genel Başkanımız
Akın Birdal Ergenekon tarafından kurşunlandı. SDP’yi SDP yapan
temel şey, Kürt sorununun çözümü konusudur. Biz biliyoruz ki
bunlar olmadan devrimci olunmuyor. Askeri vesayetin kabulü de
aynı şekilde. Yani bu kadar bedel ödemişken nasıl Ergenekoncu
olabiliriz? Ergenekon süreci bende göründüğü gibi basit süreçler
değil. Burada belli bir operasyonel durum var. Tamam, bir darbe
girişimi durumu söz konusu, bir sürü şey ortada. Kabul ettikleri
infazlar var. Ama bu kadar önemli bir dava öyle bir hale geldi
ki, magazin davasına dönüştü. İçini boşalttılar. O davadan
herkesi yargılayabilirler. Ahmet Şık nasıl bunun içine
konulabilir mesela. Magazinel tarafa kaydıkça dava, bir sürü
kişi daha eklenebilir.
“AKP BİR SÜRÜ ERGENEKON TÜRETEBİLİR”
*Süreç nasıl devam eder sizce?
-Bence AKP, kendilerinin ustalık dönemi diye tarif ettikleri
dönemde bu tutumlarını derinleştirecek. Bir sürü Ergenekon
türetebilirler. Bir yandan askeri vesayeti ortadan kaldırırken,
öbür taraftan kendi vesayetini kuruyor. Askeri vesayet kalksın
bunda sorun yok. Ama bunun karşılığı tek başına eşittir
demokrasi olmuyor. AKP bu toprakla tarım yapmaya devam ediyor.
Niye polis ordusu kuruyor. Neden polise ağır silahlar veriyor.
Çünkü AKP militer bir partidir. Görece demokratikleşme adımları
sayılabilir bazı adımları, ancak kendi militarizmini kurduğunda
başka bir durum çıkıyor ortaya. Yani öyle bir şey yaratırsın ki,
askeri çekersin ama kurduğun sistem binlerce insanı yok eder. O
zaman diyebilir misin bunlar demokrasi ile geldi falan?
ÖCALAN’IN SELAMI
*PKK Lideri Öcalan size seçimler sonrasında selam yollamıştı.
Bu da mahkemede bir gerekçe olarak soruldu mu size? Bununla da
suçlandınız mı?
-Hayır bunu kullanmadılar. Mahkemede hiç söz konusu olmadı.
Sadece Çatı Partisi ve Öcalan direktifi şeklinde bir soru
soruldu. Sanki olsa ne olur. Onun dışında bir şey sormadılar.
Ama tabi selam bizim için çok anlamlıydı. Bizim baktığımız nokta
sosyalistlerin ve devrimcilerin birliği meselesidir. Bunun için
çabalamaya devam edeceğiz. Öcalan selamını da bu çerçevede
değerlendiriyoruz. Bizim için elbette ki büyük değere sahip.
“BDP’DEN AÇIKLAMA BEKLİYORUZ”
*Seçimlerde adaylık için adınız geçiyordu. Düşünceleriniz
neler, bir kırgınlığınız var mı?
-Yani elbette bir kırgınlık küskünlük durumumuz yok ama açıklama
beklediğimiz durum var. O açıdan Öcalan’ın selamını önemsiyoruz.
BDP’nin kendi içinde bu konuyla ilgili bir çalışması devam
ediyor. Bunun sonucunu bekliyoruz. Ama tabi bizim için ‘Kürtler
ile ilgili tutumumuz acaba karşılıksız bir aşk mıydı’ diye de
sormuyor değiliz kendimize. Yetkili kurullarımızla bu meseleyi
daha konuşup tartışmadık. BDP içindeki çalışmanın sonucunu
bekleyeceğiz.
ANF NEWS AGENCY

