Dizi şeklinde düşündüğüm “özerklik”
yazılarıma ara vereceğim. Bu hafta köşemi tutuklu arkadaşım
Tuncay’ın (Yılmaz) eşi Gülfer’in ilettiği (yerimin sınırları
nedeniyle kısalttığım) mektubuna bırakıyorum.
***
“Dostlara,
21 Eylül 2010 sabahı TÖP ve SDP üyeleri, Red Dergisi, Bilim ve
Gelecek dergisinden on yedi kişinin evleri polis tarafından
basıldı. Gerekçe, yasadışı Devrimci Karargah Örgütü üyeliği idi.
Oysa gözaltına alınan ve tutuklananlar Devrimci Karargah
örgütüyle ilişkileri olmayan, yıllardır demokratik alanda
siyaset yapan insanlardı.
Gözaltına alınan yakınlarımız, kelepçeli halde saatlerce
evlerinin kapıları önünde tutularak mahalle halkına özellikle
teşhir edildiler.
Polis, aradığı evlerde ikamet eden diğer kişilere de kötü
davrandı. Silahlı tehdit, hakaret, özel eşyalara herhangi bir
kopyalama yapmadan keyfi olarak el koydu (defter, dijital
malzeme, kayıt cihazları, kitap, telefon defteri vb.)
En temel hakları olan avukatlarını arama hakları engellendi.
Telefonlara saatlerce el kondu.
Gözaltı süresi bir gün olduğu halde polis, ‘gözaltı süresinin
dört gün olacağı’nı söyledi. ‘Yasal gözaltı süresinin bir gün
olduğu’ hatırlatıldığında, ‘gözaltı süresi uzatıldı’ dendi.
Operasyon, sosyalistlerin toplum nezdindeki itibarlarını yok
etmeye de dönüktü. İşkenceci Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile
sosyalistlerin aynı örgüt üyesi olduğu, iktidar yanlısı medya
tarafından topluma günlerce pompalandı.
İktidar yanlısı medya bununla yetinmedi: Arkadaşlarımızın
katıldığı demokratik eylemlerde çekilen görüntülerini,
ilişkilerinin olmadığı başka eylemlerin görüntülerine
kes-yapıştır yöntemiyle monte ederek günlerce yayımladı. Kimi
köşe yazarları, benzer yazıları hâlâ kaleme alıyor, söz konusu
TV kanalları sipariş programlar yapmaya, masumiyet
karinesini çiğnemeye devam ediyor.
Tutuklu arkadaşlarımızın neyle suçlandıkları, ‘Dosya üzerinde
gizlilik kararı var’ adı altında dört ay avukatlarından ve
bizden gizlendi.
Avukatları, müvekkillerinin karşılaştıkları haksızlık ve
karalama kampanyasıyla ilgili İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne
dönük suç duyurusunda bulundu. Karşılık bulmadı.
Tutukluluklarının altıncı ayında, TÖP ve SDP’den ve diğer
yakınlarımız, avukatlarına ve kendilerine haber verilmeden
koşulları nispeten iyi olan Silivri Cezaevi’nden alınarak
Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne nakledildiler.
TÖP ve SDP üyesi bazı arkadaşlarımızın tutuklanmaları sonucu
işyerleri kapandı.
İddianamede, Devrimci Karargah Örgüt üyeliğine yönelik herhangi
bir somut delil yok. Buna rağmen TÖP ve SDP’li tutukluların bu
örgütle ilişkilendirilmeleri hukuk açısından ibretlik bir
hadise!..
Hukuk süreci oldukça ağır işlerken, uzun tutukluluk hali ek bir
cezalandırmaya dönüştü.
Tutuklamalar AKP tarafından muhalefete karşı siyasi bir taktik
olarak kullanıldı. Özellikle 12 Eylül Referandumu’ndan sonra
neredeyse her gün bir gazeteci, aydın, sosyalist, Kürt siyasetçi
evlerine düzenlenen operasyonlarla uyanır oldu. Ergenekon
üyeliğiyle suçlandı. Muhalif olan herkes bir nevi potansiyel
suçlu oldu. Tutuklu arkadaşlarımızla dayanışma için kurulan ve
14 kurumun içinde yer aldığı ‘Sıra Kimde?’ inisiyatifinin bu
sorusu, siyasi ortamı açıklama noktasında Türkiye’nin geldiği
yeri özetliyor. İleri demokrasi, hepimizi ezip ileri fırlamış
durumda.
Nisan ayında nihayet mahkemeye çıkması beklenen arkadaşlarımız
bir hukuk skandalıyla karşılaştılar. 15-16 Nisan tarihinde, hem
de iki gün sürecek olan yargılanma ne yazık ki yarım gün bile
sürmedi. Tam bir tiyatro oyunundan ibaret olan ‘iki saatlik’
kimlik tespitinden sonra savunmaya geçilmeden hakimin savcıya
dönüp ‘davanın birleştirilmesi’ kararıyla son buldu. Mahkeme ise
dört buçuk ay sonraya ertelendi.
Türkiye’de suçlu da olmak, tutuklu da olmak o kadar kolaylaştı
ki bunun için ayrıca bir sabıkaya ve eyleme ihtiyaç
duyulmuyor artık. Polisin hazırladığı fezleke yetiyor. Böylece
binlerce insan tutuklanıp hapishanelere atılıyor. Bu süreçte iki
cezaeviyle tanıştım. İlki Silivri, ikincisi insanlık dışı
uygulamalarıyla ünlü Tekirdağ F Tipi Cezaevi. İkisinin ortak
özelliği ek binalarla sürekli olarak büyüyor olmaları. En son
Tekirdağ Cezaevi’nin tabelası da değişti ‘Kampüs’ oluverdi.
İstanbul’un göbeği Çağlayan’da yapılan büyük adliye de cezaevi
öncesi son durak olarak kendini herkese göstermiyor mu?”
***
Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP), Sosyalist Demokrasi Partisi
(SDP), Red Dergisi, Bilim ve Gelecek dergisinden tutuklu
arkadaşlarımızın 11-12 Ağustos 2011 günleri saat 10.00’da
İstanbul Beşiktaş Özel Güvenlikli Mahkemesi’nde duruşmaları var.
>> Celalettin Can / Haydi Mahkemeye!, Özgür Gündem, 7 Ağustos 20111
