Celalettin Can

Haydi Mahkemeye!


 7 Ağustos 2011


 

Dizi şeklinde düşündüğüm “özerklik” yazılarıma ara vereceğim. Bu hafta köşemi tutuklu arkadaşım Tuncay’ın (Yılmaz) eşi Gülfer’in ilettiği (yerimin sınırları nedeniyle kısalttığım) mektubuna bırakıyorum.

***

“Dostlara,

21 Eylül 2010 sabahı TÖP ve SDP üyeleri, Red Dergisi, Bilim ve Gelecek dergisinden on yedi kişinin evleri polis tarafından basıldı. Gerekçe, yasadışı Devrimci Karargah Örgütü üyeliği idi. Oysa gözaltına alınan ve tutuklananlar Devrimci Karargah örgütüyle ilişkileri olmayan, yıllardır demokratik alanda siyaset yapan insanlardı.

Gözaltına alınan yakınlarımız, kelepçeli halde saatlerce evlerinin kapıları önünde tutularak mahalle halkına özellikle teşhir edildiler.

Polis, aradığı evlerde ikamet eden diğer kişilere de kötü davrandı. Silahlı tehdit, hakaret, özel eşyalara herhangi bir kopyalama yapmadan keyfi olarak el koydu (defter, dijital malzeme, kayıt cihazları, kitap, telefon defteri vb.)

En temel hakları olan avukatlarını arama hakları engellendi. Telefonlara saatlerce el kondu.

Gözaltı süresi bir gün olduğu halde polis, ‘gözaltı süresinin dört gün olacağı’nı söyledi. ‘Yasal gözaltı süresinin bir gün olduğu’ hatırlatıldığında, ‘gözaltı süresi uzatıldı’ dendi.

Operasyon, sosyalistlerin toplum nezdindeki itibarlarını yok etmeye de dönüktü. İşkenceci Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile sosyalistlerin aynı örgüt üyesi olduğu, iktidar yanlısı medya tarafından topluma günlerce pompalandı.

İktidar yanlısı medya bununla yetinmedi: Arkadaşlarımızın katıldığı demokratik eylemlerde çekilen görüntülerini, ilişkilerinin olmadığı başka eylemlerin görüntülerine kes-yapıştır yöntemiyle monte ederek günlerce yayımladı. Kimi köşe yazarları, benzer yazıları hâlâ kaleme alıyor, söz konusu TV kanalları sipariş programlar yapmaya,  masumiyet karinesini çiğnemeye devam ediyor.

Tutuklu arkadaşlarımızın neyle suçlandıkları, ‘Dosya üzerinde gizlilik kararı var’ adı altında dört ay avukatlarından ve bizden gizlendi.

Avukatları, müvekkillerinin karşılaştıkları haksızlık ve karalama kampanyasıyla ilgili İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne dönük suç duyurusunda bulundu. Karşılık bulmadı.

Tutukluluklarının altıncı ayında, TÖP ve SDP’den ve diğer yakınlarımız, avukatlarına ve kendilerine haber verilmeden koşulları nispeten iyi olan Silivri Cezaevi’nden alınarak Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne nakledildiler.

TÖP ve SDP üyesi bazı arkadaşlarımızın tutuklanmaları sonucu işyerleri kapandı.

İddianamede, Devrimci Karargah Örgüt üyeliğine yönelik herhangi bir somut delil yok. Buna rağmen TÖP ve SDP’li tutukluların bu örgütle ilişkilendirilmeleri hukuk açısından ibretlik bir hadise!..

Hukuk süreci oldukça ağır işlerken, uzun tutukluluk hali ek bir cezalandırmaya dönüştü.

Tutuklamalar AKP tarafından muhalefete karşı siyasi bir taktik olarak kullanıldı. Özellikle 12 Eylül Referandumu’ndan sonra neredeyse her gün bir gazeteci, aydın, sosyalist, Kürt siyasetçi evlerine düzenlenen operasyonlarla uyanır oldu. Ergenekon üyeliğiyle suçlandı. Muhalif olan herkes bir nevi potansiyel suçlu oldu. Tutuklu arkadaşlarımızla dayanışma için kurulan ve 14 kurumun içinde yer aldığı ‘Sıra Kimde?’ inisiyatifinin bu sorusu, siyasi ortamı açıklama noktasında Türkiye’nin geldiği yeri özetliyor. İleri demokrasi, hepimizi ezip ileri fırlamış durumda.

Nisan ayında nihayet mahkemeye çıkması beklenen arkadaşlarımız bir hukuk skandalıyla karşılaştılar. 15-16 Nisan tarihinde, hem de iki gün sürecek olan yargılanma ne yazık ki yarım gün bile sürmedi. Tam bir tiyatro oyunundan ibaret olan ‘iki saatlik’ kimlik tespitinden sonra savunmaya geçilmeden hakimin savcıya dönüp ‘davanın birleştirilmesi’ kararıyla son buldu. Mahkeme ise dört buçuk ay sonraya ertelendi.

Türkiye’de suçlu da olmak, tutuklu da olmak o kadar kolaylaştı ki bunun için ayrıca bir sabıkaya ve eyleme ihtiyaç  duyulmuyor artık. Polisin hazırladığı fezleke yetiyor. Böylece binlerce insan tutuklanıp hapishanelere atılıyor. Bu süreçte iki cezaeviyle tanıştım. İlki Silivri, ikincisi insanlık dışı uygulamalarıyla ünlü Tekirdağ F Tipi Cezaevi. İkisinin ortak özelliği ek binalarla sürekli olarak büyüyor olmaları. En son Tekirdağ Cezaevi’nin tabelası da değişti ‘Kampüs’ oluverdi. İstanbul’un göbeği Çağlayan’da yapılan büyük adliye de cezaevi öncesi son durak olarak kendini herkese göstermiyor mu?”

***

Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Red Dergisi, Bilim ve Gelecek dergisinden tutuklu arkadaşlarımızın 11-12 Ağustos 2011 günleri saat 10.00’da İstanbul Beşiktaş Özel Güvenlikli Mahkemesi’nde duruşmaları var.

 

>> Celalettin Can / Haydi Mahkemeye!, Özgür Gündem, 7 Ağustos 20111


 



Loading