AKP 'adaleti' iki gün sabredemedi!


 15 Haziran 2011


Sosyalist Demokrasi Partisi Merkez Yürütme Kurulu bu sabah Ankara'da ev baskınları yapılarak yürütülen gözaltı terörünü protesto etti. 2 SDP üyesinin de evleri basılarak gözaltına alındığının belirtildiği SDP açıklamasında "başbakanın adalet derken neyi kastettiğini de ayrıca açıklaması gerekmektedir" denildi.

AKP “adaleti” iki gün sabredemedi!


Ankara’da bu sabah, yaklaşık 30 kişi hakkında çıkarılan yakalama emri üzerine evlere baskınlar düzenlenmiş ve gözaltına alınanlar Terörle Mücadele Şubesine götürülmüşlerdir. Gözaltına alınanlar arasında Sosyalist Demokrasi Partisi üyesi iki üniversite öğrencisi de bulunmaktadır.
Gözaltıların, Hopa’da polisin sıktığı gaz nedeniyle devrimci öğretmen Metin Lokumcu’nun yaşamını yitirmesini protesto eylemiyle bağlantılı olduğu belirtilmektedir. 31 Mayıs’ta Ankara’daki emek ve demokratik kitle örgütlerinin düzenlediği basın açıklaması eyleminde kitlenin AKP il başkanlığı önüne yürümesine polisin izin vermemesi üzerine çıkan olaylarda 60 kişi gözaltına alınmış, aralarında bir SDP üyesinin de bulunduğu beş kişi tutuklanarak Sincan Cezaevine gönderilmişti.
Gözaltına alınanlar özel yetkili savcılığa çıkarılmış, tutuklama kararını özel yetkili ağır ceza mahkemesi vermiş ama tutuklamalar “terör/örgüt suçundan” değil 2911 sayılı “toplantı ve gösteri yürüyüşleri” yasasından yapılmıştır. Bu hiçbir yoruma yer bırakmayacak kadar açık bir hukuksuzluktur ve “yargı”nın değil “yürütme”nin doğrudan bir tasarrufudur.
Aralarında avukatların ve sendikacıların da bulunduğu gözaltına alınanlar, düzenledikleri bir basın toplantısında emniyet aracında ve emniyet bahçesinde gördükleri işkenceyi ayrıntılarıyla anlatmışlardır. Yani Hopa’da işlenen ve Başbakanın üstünü örtmeye çalıştığı cinayeti Ankara’dan görenlerin gözleri morartılarak AKP tarzı bir “milli birlik” dersi verilmek istenmiştir.
Metin Lokumcu’nun öldürülmesinin ardından Hopa polis ablukasına alınarak fiilen olağanüstü hal ilan edilmiş, gözaltına alınanlar Erzurum’a götürülmüş ve 12 kişi özel yetkili mahkemece, yine bu mahkemelerin görev alanına girmeyen yasa maddelerinden tutuklanmıştır. Öldürenlerin değil, öldürülenin dostlarının ve mücadele arkadaşlarının zindana atıldığı yerde adaletten sözedilebiliyorsa, Başbakanın “adalet” derken neyi kastettiğini de ayrıca açıklaması gerekmektedir.   
Bu sabah evi basılanlar arasında, 31 Mayıs’ta sivil ve resmi polisler tarafından linç edilircesine dövülerek kalça kemiği kırılan ve şu anda hastanede yatan Halkevleri MYK üyesi Dilşat Aktaş da vardır. Böylece Başbakanın “balkon” konuşmasında “yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” derken neyi kastettiği kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmıştır: Aktaş’ı altı ay yürüyemeyecek hale getirenler “başbakanın polisi” oldukları için ellerini kollarını sallayarak dolaşacaklar ama hastanede yatan Aktaş için yakalama emri çıkartılacaktır!
AKP hükümeti Hopa’daki cinayetin üstünü örtmek için başlattığı baskı ve saldırı politikasını 12 Haziran sonrasında artırarak sürdürmektedir. Başbakanın seçim gecesi yaptığı konuşmadan içi boş demagojik sözcükleri cımbızla seçerek, adaletten, huzurdan, demokrasiden, özgürlükten dem vurmak için iki gün dahi sabredilememiştir. 12 Haziran’ı “Batı Şeria kazandı, Gazze kazandı” diye yutturmaya kalkmanın ardında Hopa’ya kaybettirmek, emekçi halka kaybettirmek hayalinin yattığı şimdiden ortaya çıkmıştır.
 
SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ
MERKEZ YÜRÜTME KURULU
15 Haziran 2011

 




Loading