Sosyalist Demokrasi Partisi Merkez Yürütme Kurulu bu sabah
Ankara'da ev baskınları yapılarak yürütülen gözaltı terörünü
protesto etti. 2 SDP üyesinin de evleri basılarak gözaltına
alındığının belirtildiği SDP açıklamasında "başbakanın adalet
derken neyi kastettiğini de ayrıca açıklaması gerekmektedir"
denildi.
AKP “adaleti” iki gün sabredemedi!
Ankara’da bu sabah, yaklaşık 30 kişi hakkında çıkarılan yakalama
emri üzerine evlere baskınlar düzenlenmiş ve gözaltına alınanlar
Terörle Mücadele Şubesine götürülmüşlerdir. Gözaltına alınanlar
arasında Sosyalist Demokrasi Partisi üyesi iki üniversite
öğrencisi de bulunmaktadır.
Gözaltıların, Hopa’da polisin sıktığı gaz nedeniyle devrimci
öğretmen Metin Lokumcu’nun yaşamını yitirmesini protesto
eylemiyle bağlantılı olduğu belirtilmektedir. 31 Mayıs’ta
Ankara’daki emek ve demokratik kitle örgütlerinin düzenlediği
basın açıklaması eyleminde kitlenin AKP il başkanlığı önüne
yürümesine polisin izin vermemesi üzerine çıkan olaylarda 60
kişi gözaltına alınmış, aralarında bir SDP üyesinin de bulunduğu
beş kişi tutuklanarak Sincan Cezaevine gönderilmişti.
Gözaltına alınanlar özel yetkili savcılığa çıkarılmış, tutuklama
kararını özel yetkili ağır ceza mahkemesi vermiş ama
tutuklamalar “terör/örgüt suçundan” değil 2911 sayılı “toplantı
ve gösteri yürüyüşleri” yasasından yapılmıştır. Bu hiçbir yoruma
yer bırakmayacak kadar açık bir hukuksuzluktur ve “yargı”nın
değil “yürütme”nin doğrudan bir tasarrufudur.
Aralarında avukatların ve sendikacıların da bulunduğu gözaltına
alınanlar, düzenledikleri bir basın toplantısında emniyet
aracında ve emniyet bahçesinde gördükleri işkenceyi
ayrıntılarıyla anlatmışlardır. Yani Hopa’da işlenen ve
Başbakanın üstünü örtmeye çalıştığı cinayeti Ankara’dan
görenlerin gözleri morartılarak AKP tarzı bir “milli birlik”
dersi verilmek istenmiştir.
Metin Lokumcu’nun öldürülmesinin ardından Hopa polis ablukasına
alınarak fiilen olağanüstü hal ilan edilmiş, gözaltına alınanlar
Erzurum’a götürülmüş ve 12 kişi özel yetkili mahkemece, yine bu
mahkemelerin görev alanına girmeyen yasa maddelerinden
tutuklanmıştır. Öldürenlerin değil, öldürülenin dostlarının ve
mücadele arkadaşlarının zindana atıldığı yerde adaletten
sözedilebiliyorsa, Başbakanın “adalet” derken neyi kastettiğini
de ayrıca açıklaması gerekmektedir.
Bu sabah evi basılanlar arasında, 31 Mayıs’ta sivil ve resmi
polisler tarafından linç edilircesine dövülerek kalça kemiği
kırılan ve şu anda hastanede yatan Halkevleri MYK üyesi Dilşat
Aktaş da vardır. Böylece Başbakanın “balkon” konuşmasında
“yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” derken neyi
kastettiği kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmıştır:
Aktaş’ı altı ay yürüyemeyecek hale getirenler “başbakanın
polisi” oldukları için ellerini kollarını sallayarak
dolaşacaklar ama hastanede yatan Aktaş için yakalama emri
çıkartılacaktır!
AKP hükümeti Hopa’daki cinayetin üstünü örtmek için başlattığı
baskı ve saldırı politikasını 12 Haziran sonrasında artırarak
sürdürmektedir. Başbakanın seçim gecesi yaptığı konuşmadan içi
boş demagojik sözcükleri cımbızla seçerek, adaletten, huzurdan,
demokrasiden, özgürlükten dem vurmak için iki gün dahi
sabredilememiştir. 12 Haziran’ı “Batı Şeria kazandı, Gazze
kazandı” diye yutturmaya kalkmanın ardında Hopa’ya kaybettirmek,
emekçi halka kaybettirmek hayalinin yattığı şimdiden ortaya
çıkmıştır.
SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ
MERKEZ YÜRÜTME KURULU
15 Haziran 2011
