Bir maça gidiyorsunuz hakem her fırsatta çaldığı düdükle bir takımı kayırıyor. Diğer takım oyuncularını verdiği kararlarla tahrik ediyor. Tahrik olup tepki veren oyuncuları da cezalandırıyor. Taraftar olmanıza gerek yok. Sıradan bir sporsever bile olsanız; olan biteni eleştirir, belki de isyan edersiniz. Belki de bu bir spor deyip öfkenizi bir şekilde yatıştırabilirsiniz. Sonuçta herkes yaşantısına olduğu gibi devam edebilir; fakat o hakeme artık güvenmezsiniz.
Ya yaşanılan bir spor olayı değil ama yine de kuralsız bir oyun oynanıyorsa. Hakem heyetinin yerinde mahkeme heyeti varsa; adında adalet olan bir sistemin aktörleri varsa. Verilen kararlar insanların hayatlarını parçalıyorsa; haksızlığa uğratılanlar spor oyununda olduğu kadar bile tepki gösteremiyorsa; siz de olan bitenin tanığı iseniz ne hissedersiniz? Dahası ne yaparsınız? Adında adalet olan o sisteme unvanında adalet olan o bakana, bakanlığa ve hükümete-siyasal sisteme güvenmeye devam edebilir misiniz?
13 Nisan günü Devrimci Karargâh örgütü üyesi olmakla suçlanan Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkanı Dr. Rıdvan Turan ve arkadaşlarının duruşmasını izlemek için İstanbul’daydım. Turan ve arkadaşları 21 Eylül günü evleri basılarak gözaltına alınmış; Devrimci Karargâh örgütü üyesi olmak iddiasıyla tutuklanmışlardı. İddiaya göre Devrimci Karargah örgütü üyeleri SDP’ye girmişler ve SDP’yi ele geçirerek bu partiyi eylemlerine kamuflaj olarak kullanmışlardı. Gözaltına alınanların siyasi tarihi incelendiğinde tamamının BSP, ÖDP sürecinden geldikleri ve SDP’nin de kurucu üyeleri olduğu görülecektir. Yani SDP’yi ele geçirenler değil SDP’yi kuranlardır.
Kanıt olarak ileri sürülenler mizaha konu olabilecek şeyler. Bunlardan birisi Orhan Yılmazkaya’nın anmasına katılmak. Oysa bu anmaya İstanbul’da başka sosyalist gruplar da katılmıştı. Anmada dile getirilen ölü ele geçirmeye yönelik tepkidir. Bir diğer kanıt fiziki takipte MYK üyesinin il binasına girmesidir. Parti yöneticisinin partisine girmesinin suç olduğu nerede görülmüş. Bir diğeri parti yöneticilerinin birlikte yemek yemeleri, aralarında telefon görüşmesi yapmaları, IMF karşıtı eylemlere katılmaları…
Rıdvan Turan ve arkadaşlarının yedi ay sonra hâkim karşısına çıkarak; kendilerini savunmaları beklenirken bu gerçekleşmedi. Hâkim heyeti kimlik tespitinden sonra sadece dava adları aynı olan iki dosyayı, iddianameyi okutmadan hiçbir savunmaya ve itiraza fırsat tanımadan birleştirme kararı aldı. Duruşma 11 Ağustos’a bırakıldı. Bunun anlamı savunmaya fırsat vermeden peşinen bir yıl ceza kesmektir. Savunma hakkının kutsal olduğunu sanırdım; meğerse kuralsız şekilde dokunulan ve engellenen bir şeymiş. Mahkeme heyetinin kararını avukatlar cüppe çıkararak; Turan ve arkadaşları da sloganlarla protesto etti. Duruşma salonundaki askerler bu esnada sanıklara saldırdı. Mahkeme heyeti saldırıya müdahale etmeksizin kararını okumaya devam etti.
Böylesi gelişmeler 12 Eylül mahkemelerinde olurdu. Sanıklar mahkeme salonlarında bile dövülürdü. Otuz yılı aşkın zaman geçmesine rağmen adalet sistemi ötekileştirmek istediği sosyalistlere aynı muameleyi reva görmeye devam ediyor. Bunlar olurken sesi çıkmayan bir Adalet Bakanı ve Hükümet’in olanlardan sorumsuz olması düşünülebilir mi?
Rıdvan Turan ve arkadaşlarının tutuklanmasından sonra ‘Sıra Kimde’ platformu oluşturulmuştu. Kimileri bunun abartılı bir ifade olduğunu söylüyordu; fakat gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in gözaltına alınıp tutuklanmaları sıranın herkese gelebileceğini gösterdi. Gerekçelerin akla uygun olması da gerekmiyor üstelik. Ahmet Şık henüz yayınlanmayan kitabı nedeniyle suçlu olabiliyorsa bu ülkede herkes suçlanabilir, tutuklanabilir. Hepimizle gözümüze baka baka alay ediyorlar. Ahmet Şık araç yetersizliği nedeniyle, sonuçlanacak bir duruşmaya getirilmiyor. Cezaevinin aracı yetişmemişse devletin bir kişiyi nakledecek aracı kalmadı mı?
Sıcak gelişme olarak BDP’nin bağımsız milletvekili adaylarından yedisinin adaylığının YSK tarafından ikna yeterliliği olmayan gerekçelerle engellenmesini de ekleyelim. Adalet beklenen kurumların verdiği kararlar adil değilse ve her geçen gün adalet beklentimiz aşınıyorsa sormak gerekir: Bu kimin adaleti? Adalet dağıtması gereken kurumlar hukuka hile yaparsa; adalet duygularını yok edecek tutumlar sergilerse bunun sorumluluğu öncelikle AKP’ye aittir. Çünkü bu AKP’nin adaletidir!
>>Nurettin Aldemir / Bu Kimin Adaleti? / Sonhaber 20 Nisan 2011
