SDP MYK Basın Açıklaması:
12 HAZİRAN'DA YAPILACAK OLAN ARTIK BİR "SEÇİM" DEĞİLDİR
Yüksek Seçim Kurulu, aralarında Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğunun adayları Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Hatip Dicle, Leyla Zana, Ertuğrul Kürkçü’nün ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin desteklediği Çiçek Otlu’nun da bulunduğu 12 bağımsız milletvekili adayının adaylıklarını “veto” etti. YSK ayrıca Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin de seçimlere katılmasını engelledi.
Yüksek Seçim Kurulunun “sabıka kayıtları” bulunduğu gerekçesiyle adaylıklarını iptal ettikleri arasında şu anda milletvekili olan ve 2007 seçimlerinden bu yana hukuki durumlarında bir değişiklik olmayan vekillerin de olması, bu kararın “siyasi” bir karar olduğunun açık göstergesidir. Bu kararla BDP’nin birinci parti olduğu Diyarbakır’da aday sayısı üçe düşürülmekte, birçok ilden hiç milletvekili çıkaramamasına yol açılmakta, siyasi yasaklı adaylar da hesaba katıldığında, oylarını çok artırmış olmasına karşın BDP’nin grup kuramaması hedeflenmektedir.
YSK’nın bu kararıyla, seçim barajı ve her türlü fiili devlet entrikalarıyla zaten “demokratik” olduğunu iddia edebilmenin mümkün olmadığı seçimlere Kürtlerin ve sosyalistlerin katılması da engellenerek 12 Haziran seçimleri bir “seçim” olmaktan çıkarılmıştır. Seçimlere kimlerin katılıp kimlerin katılamayacağını düzen adına belirleyen “veto” sistemi bir 12 Eylül cuntası uygulamasıdır ve 12 Eylül askeri diktatörlüğü altında yapılan seçim ne kadar “seçim”se, 12 Haziran seçimleri de artık o kadar “seçim”dir.
Bu kararın siyasi anlamı, ezilenlerin ve emekçilerin taleplerini dillendirecek iradenin sesini meclis dışında tutmak için, Kürtlere demokratik siyaset yolunu kapatmak için verilmiş bir karar olduğudur. Böylece yeni Anayasayı yapacak meclisin toplumsal muhalefet olmaksızın oluşturulması için bir devlet komplosu tezgahlanmıştır.
Bu kararın siyasi anlamı, ikibini aşkın Kürt siyasetçinin iki yıldır hukuksuz tutuklama terörüyle, dayanaksız ve düzmece iddianamelerle, anadilde savunma hakları engellenerek cezaevlerinde tutulduğu “KCK davalarıyla” baskı altına alınmaya çalışılan halk iradesinin, bu engellemeleri de aşacağı korkusuyla verilmiş bir karar olduğudur. Bu mahkemeler Kürtleri, sosyalistleri, muhalifleri yargılamak için değil yargılamamak için kurulmuştur. Önceden başka yerlerde gizlice verilmiş mahkumiyet kararlarının sanıklara söz hakkı bile verilmeden yıllarca uygulanabilmesi için kurulmuştur. Şimdi bu sahte mahkemeler gibi sonucu önceden belirlenmiş bir sahte “seçim” yapılmaya çalışılmaktadır.
Bu kararın siyasi anlamı, Kürt sorununda demokratik çözüm için değil, Kürt sorununda demokratik çözüm için bastıran özneyi çözmek için, Kürt özgürlük hareketini tasfiye etmek için yıllardır akla gelebilecek her türlü yolu deneyen ve başarısız olan AKP hükümetinin, siyaseten bükemediği bileği Osmanlı oyunlarıyla bükmeye çalışma aczini tescil eden bir karar olduğudur. Başbakan Erdoğan bu karar açığa çıkmadan saatler önce “bu ülkede Kürt meselesi artık yoktur” derken bu aczinden başka bir şeyi dışavurmamıştır.
Görünen köy kılavuz istemez. Bu karar devletin savaş istediği ve Türkiye’yi karanlık bir dehlize sürüklemekte olduğu anlamına gelmektedir. Halkların iradesini bastırmak için her gün yeni bir kaba güldürü örneği icat etmek zorunda kalan egemenlerin bu çabaları özgürlük mücadelesini durduramayacaktır. Çünkü o mücadele parlamento salonlarından doğmadı, hiçbir zaman da meclis duvarlarının içine hapsolmadı.
SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ
MERKEZ YÜRÜTME KURULU
19 Nisan 2011
>> SDP: Kürtlere Siyaset Yasağı Kararı Siyasi ve Planlı / Bianet
>> SDP: YSK kararıyla seçim "seçim" olmaktan çıkarıldı / soL
>> YSK'nın veto kararına tepkiler sürüyor / Atılım
>> SDP: 12 Haziran’da yapılacak olan artık bir “seçim” değildir / Jiyan
