Akın Birdal, Sırrı Süreyya Önder, Rıdvan
Turan'ın çağrısıyla “Türkiye’de Yerel Demokrasi ve Özerklik
Tartışmaları” konulu konferans İstanbul'da Türkiye Gazeteciler
Cemiyeti Lokalinde gerçekleştirildi.
Konferansta Sırrı Süreyya Önder, Akın Özçer, Tarık Ziya Ekinci, Ragıp Zarakolu, Zeynep Kadirbeyoğlu, Akın Birdal, Bengi Yıldız, Rıdvan Turan, Sibel Uzun, Sungur Savran, Yurdusev Özsökmenler, Sebahat Tuncel, Gençay Gürsoy, İlknur Birol, Pakrat Estukyan, Nuray Mert, İshak Karakaş, Alp Altınörs, Ahmet Tulgar, Sultan Seçik görüş ve önerilerini paylaştılar.
Yrd. Doç. Kadirbeyoğlu: BDP'li belediyeler Türkiye için model oldu
14:59 12.03.2011
İSTANBUL (DİHA) - Türkiye'de BDP'li belediyelerin, belediyeciliği sadece ihale ve mühendislik hizmetleri veren bir kurum olmaktan çıkardığını kaydeden Yrd. Doç. Dr. Zeynep Kadirbeyoğlu, özellikle kent meclislerinin yerinde yönetim için önemli bir model olduğunu söyledi.
Türkiye'de,
Kürt sorunun çözümü için BDP ve DTK tarafından ortaya konulan
'Demokratik Özerklik' projesi çeşitli kesimler tarafından
tartışılmaya devam ediyor. Yerel demokrasi ve özerklik
meselesini, güncel bir sorun olan anayasa tartışmaları ekseninde
masaya yatırmak için aralarında Emekli Diplomat Akın Özçer,
Yazar Ragıp Zarakolu, TİP Eski Milletvekili Dr. Tarık Ziya
Ekinci, Yrd. Doç. Dr. Zeynep Kadirbeyoğlu, BDP Milletvekili
Bengi Yıldız, DİP Genel Başkanı Sungur Savran, Gazeteci Altan
Öymen, Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Prof. Dr. Ayşe Buğra, Yönetmen
Sırrı Süreyya Önder, Araştırmacı-yazar Faik Bulut, Prof. Dr.
Gencay Gürsoy, Gazeteci Yurdusev Özsökmenler gibi çok sayıda
düşünür, yazar, yerel demokrasi adına bir sözü olan bilim
insanları, siyasetçiler ve sivil toplum örgütü temsilcileri
"Türkiye'de yerel demokrasi ve özerklik tartışmaları" başlığı
altında düzenlenen konferansta buluştu. Türkiye Gazeteciler
Cemiyeti Lokali'nde düzenlenen konferansın birinci oturumun
moderatörlüğünü Sırrı Süreyya Önder yaparken konuşmacı olarak
ise Akın Özçer, Ragıp Zarakolu, Tarık Ziya Ekinci ve Yrd. Doç.
Dr. Zeynep Kadirbeyoğlu katıldı.
Emekli diplomat İspanya'yı örnek verdi
İlk
konuşmayı yapan Özçer İspanya yönetim modeli üzerinde bir sunum
yaptı. Özçer, "İspanyol anayasasında özerlik statülerinin
ayrılmaz bir parçası olmasından itibaren İspanya da kendilerine
ayrı bir millet olarak gören halklar milliyet olarak
tanımlanıyor. Onlarda tek tek milletler olarak tanımlanmadığını
için özerk ve otonom olarak tanımlanıyor. Özerklik ayrımını ise
topluluk olarak ele alıyor. Özerk topluluklar deyimini
anayasanın bütünde görmek mümkün. Mesele BASK bölgesi dediğiniz
aman tepki alırsınız. Çünkü orası bölge değil, milliyet olarak
var oldukları için bu şekilde tanımlanmak istiyorlar" dedi.
İspanyol anayasansın 3 maddesinde devletin dilinin İspanyolca
olduğunun kaydeden Özçer, maddenin ikinci bölümünde ise ikinci
resmi dillerin ilgili toplulukların dâhilinde geçerli kabul
edildiğini ifade etti. Özçer, İspanyol anayasasında önemli bir
madde daha olduğuna dikkat çekti. İspanyol anayasasında bayrak
hususunun yer aldığını ve İspanyol bayrağının tarif edildiğini
belirten Özçer, özerklik statüleri, özerk toplulukların bayrak
ve işaretlerini kabul ettiğinin yer aldığını söyledi. Özçer,
"Devletin en büyük faktörleri merkezde kalmakla birlikte
basitsem şu şekilde işliyor. Bir kere özerk topluluklar kendi
özerk parlamentolarına sahip ve kendi hükümetleri var. Buna
merkezdeki partilerde dâhil olabiliyor. Devleti mekanizması
nasıl işliyorsa, aynı eylerin özerk topluluklarda olduğunu
görüyoruz" dedi.
'Kürt hareketinin demokrasiyi kurma görevi var'
Ekinci
ise ulus devletlerin modasının neden geçtiği hakkında bir
konuşma yaptı. Burjuvazinin yeni bir kavram olarak ulus devleti
ortaya çıkardığını aktaran Ekinci, Türkiye Cumhuriyeti'nin savaş
ortamının ve bu anlayışın hakim olduğu bir dönemde kurulduğunu
söyledi. Bu döneme kadar Kürtlerin kendi yönetim anlayışları ile
yönetildiğini belirten Ekinci, Lozan Konferansı'ndan sonra 1924
anayasasında özerklik kavramını çıkararak, tek, devlet, tek,
millete dayalı homojen bir toplum yaratılmaya başlandığını
aktardı. Şeyh Sait isyanına değinen Ekinci, bu isyanın provoke
edildiğini ve bunu fırsat bilen Mustafa Kemal'in bir çok kanunu
peş peşe çıkardığını söyledi. Bugünkü Kürt hareketinin temelinde
Kürt küçük burjuvazisinin olduğunu ileri süren Ekinci, bu akımın
geçmişteki Dersim, Ağrı ve Şeyh Sait isyanından çok farklı
olduğunu söyledi. Ekinci, Kürt hareketinin hem Türkiye'de
demokrasiyi sağlamak hem de evrensel normları Türkiye'ye taşımak
gibi bir mücadelenin öncülüğünü üstlendiğini belirtti.
'Türkiye'de İttihat Terakki geleneği sürüyor'
Ragıp
Zarakolu ise Osmanlı'da yerinden yönetimin hangi koşullarda
olduğu üzerine bir konuşma yaptı. Tartışılan sorunların aslında
Osmanlı'nın son dönemlerde net bir şekilde gündeme gelen konular
olduğunu söyleyen Zarakolu, o günün koşullarda bu sorunun neden
çözülmediğinin sorgulanması gerektiğini söyledi. "Tiranlık"
olarak tanımlanabilinecek bir sisteme sahip Osmanlı'da devleti
kurama önceliğinde projelerin uygulanmak konusunda ısrar
edildiğini söyleyen Zarakolu, yurttaşlık haklarının hiç
olmamasına karşın topluluklar açısından belli düzeylerde
özekliklerden söz edilebileceğini söyleyerek Kürt beylerini
işaret etti. Zarakolu, "Osmanlı'nın devamı olan Türkiye'nin de
sorunu sürekli imha ile çözmeye kalktığını kaydeden Zarakolu,
sayısız köy yakma ve 40 bine aşkın can kaybı içerisinde bırakan
bir anlayışın hala kökleri İttihat ve Terakkiye uzan bir derin
devlete geleneğini miras bıraktı" dedi. .
BDP'li belediyeler, belediyeciliği sadece mühendislik hizmeti sunmaktan çıkardı'
Yrd.
Doç. Dr. Zeynep Kadirbeyoğlu ise, Çanakkale ve Van Belediyeleri
arasında halen çalışmaları devam eden bir çalışmanın detaylarını
paylaştı. Özerklik meselesinin İspanya modelinden de
görülebileceği gibi yerel özerkliklerden bahsetmek gerektiğini
belirten Kadirbeyoğlu, bu açıdan Türkiye'de belediyecilik
anlayışı üzerinde durmak gerektiğini vurguladı. Belediyecelik
açısından ortaya çıkan sorunlarından birinin merkeze hem idari
hem de kaynak anlamında bağımlıktan kaynaklı sorun olduğuna
işaret eden Kadirbeyoğlu, ikinci önemli sorun olarak ise
yerleşik belediyecilik anlayışının temsili fakat katılımcı
olmaması olduğunu söyledi. BDP belediyelerinin bunun çok dışında
olduğunu dile getiren Kadirbeyoğlu, normal şartlar altında
belediye meclislerinin mühendis ve mimar gibi insanlardan
olduğunu, ihale işi ile ilgilendiğini ve bu açıdan da fazla bir
temsiliyet olmadığını söyledi.
'Kent meclisleri yerinden yönetim için önemli'
Kurulan kent meclisleri ile hazırlanan kent eylem planlarının bu açıdan çok önemli olduğuna dikkat çeken Kadirbeyoğlu, "Bu meclisler doğru şekilde kullanıldığı ölçüde belediyecilikte katılımı da sağlama yönünde büyük fayda sağlayabilecek bir öneri ve girişim. Çanakkale belediyesinde halkın yerinde yönetim anlayışı denemesi içerisinde ilk olarak kendi tüzüklerinde kendilerini oluşturuyorlar, kent konseyleri zorunlu hale gelmesi nedeniyle tek tüzük çıkıyor ve bu nedenle yapı daha bürokratik bir hale geliyor. Bu açıdan baktığımızda yerelde bir demokratik yapı oluşturuluyor ama merkezden gelen yönergelerle etki altında bırakılma çalışılıyorlar. Kent konseyi altında yapılan çeşitli çalışmalara belediye meclisi altında.tartışılmak zorunda. Çanakkale'deki bu yönetim anlayışlına ilk başlarda epey bir katılım olsa da bu zaman içerisinde düşmüş durumda. Bütün Türkiye'de bu değil. Mecbur olmasına rağmen çoğu yerde toplantılar yapılmadığı mevcut işleyen kent konseyinin bir uzantısı olarak ta farklı projeler hazırlanıp belediye meclisine sunulması durumu var" diye konuştu.
İkinci
oturumun moderatörlüğünü BDP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal
üstlenirken, konuşmacı olarak ise yine BDP Milletvekili Bengi
Yıldız, EHP Genel Başkanı Sibel Uzun, DİP Genel Başkanı Sungur
Savran ve Gazeteci-siyasetçi Yurdusev Özsökmenler katıldı. Yine
konferansın çağırıcıları arasında bulunan tutuklu SDP Genel
Başkanı Rıdvan Turan'ında isminin konuşmacıların masasına yazılı
olarak konulması dikkat çekti. İlk olarak söz alan Yıldız, Kürt
sorunun artık klasik bir sorun olduğunu ancak tartıştıkları
çözüm modellerinin çağdaş çözüm önerilerini olduğunu dile
getirerek konuşmasına başladı. Yıldız, bölgede yüzde 90 oranında
halkın Kütçe konuştuğu bir dili devlet yöneticilerinin
bilmediğine işaret etti. Bu örneğin ne İspanya ne de dünyanın
diğer ülkelerinde örneğinin olmadığını kaydeden Yıldız, "40 bin
inansın ben kendi kaderimi yaşayacağım diye infaz edilmiş, bu
sorunu herhangi bir yönetim sorunu olarak tartışırsak, acaba
merkezdeki sorunu yerele aktararak çözmeye kalkarsak bu sorunu
yanlış anlamış oluruz. Klasik bir problemdir diye kendi kaderini
tayin hakkımı kurayım anlayışıyla yine başka bir devlet kurma
anlayışıyla yaklaşmıyoruz soruna. Türkiye cumhuriyeti gitmiş
yerine Kürdistan gelmiş çok fazla bir şey etmez" diye konuştu.
'Kürtlerin projesi tek ve net'
Kamuoyunda
Kürtlere Demokratik Özerklik konusunda farklı projeler ortaya
koyuyor diye bir yaklaşım olduğuna da değinen Yıldız, "Sayın
Öcalan tarafından ortaya konulan 'demokratik cumhuriyet özerk
Kürdistan' tanımlaması esas tır. Tabi bu sadece Kürtlere ait
bölgeler için değil, diğer bütün bölgelerin bu özerk yapılara
devredildiği bir sitemden bahsediyoruz. Bu özerklik anlayışının
en önemli noktası Türkiye'de üniter kavramının çok sık
tekrarlanmasıdır. Özerklik, bu açıdan buna karşı rezervleri
olanlar için oldukça önemlidir. Demokratik özerkliğin hayat
bulmasının iki önemli aşaması var. Birincisi güneyde kurulan
Kürt bölgesinin Kürtlere verdiği özgüven diğeri de 'siz
kendisinizi yönetemezsiniz' anlayışına cevap veren bir
belediyecilik anlayışı ve yönetimi" sözleriyle konuşmasını
noktaladı.
Turan'ın İstanbul özerkliği okundu
Yıldız'ın
konuşmasının ardından tutuklu bulunduğu cezaevinde 'Demokratik
Özerkliği' İstanbul açısından ele alan ve bu konuda kapsamlı bir
çalışma yapan SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan'ın yazısı, Ekin
Bodur tarafından katılımcılara okundu. hitaben okundu. Turan,
çalışmasında İstanbul'da halk-belediye-merkezi irade arasındaki
olması gereken ilişkinin, kent mekanını bir değişim değeri
olarak gören ve halkı demokratik mekanizmaların dışında tutan
anlayış tarafından yeniden tanımlandığını, belediyenin halkla
olan ilişkisi zayıflatılırken, merkezi iradeyle olan ilişkisinin
artırıldığına da işaret etti. Böylece yerelin her türlü söz,
yetki, karar, süreçlere katılım ve kendini yönetme hakkı merkeze
geçtiğinin altını çalışmasında çizen Turan, çözümünü şu sözlerle
ortaya koydu: "Her şeyin bir merkezden planlanmasının, sistem
açısından merkezin rolünü vazgeçilmez kılsa da, yerel sorunların
çözümüne katkı sunamadığı açıkça izlenmektedir. Kentin
sorunlarının önemlice bir kaynağı bu idari tekçilik anlayışıdır.
O nedenle İstanbul için en azından idari düzeyde bir özerkliğe
kuvvetle ihtiyaç vardır."
'Fatsa deneyimi incelenmeli'
EHP
Genel Başkanı Sibel Uzun ise yerel yönetimler konusunun nasıl
daha fazla somutlaştırılabileceği konusunda bir konuşma yaptı.
Uzun, Demokratik Özerklikte idari işleyişin nasıl olması
gerektiğini ve yeniden oluşturulacak idari işleyişin ise genel
demokrasi anlayışıyla bulunması gerektiğini vurguladı. Yerel
yönetimlerde şekil ve deniyim olarak Fatsa deneyiminin
incelenebileceğini belirten Uzun, bu deneyimde en önemli olan
unsurlarından birisinin halkın ekonomik olarak fındık üzerinden
geçindiğini ve ilk olarak "fındıkla sömürüye son" mitingleri
düzenlenerek, genel demokrasi anlayışıyla da buluşması olduğunu
söyledi.
'Özerkliği sonuna kadar destekliyorum'
Özerkliğin
Türkiye'de kavram olarak batıdaki otonomi kelimesini karşılığı
olduğunu belirterek konuşmasına başlayan DİP Genel Başkanı
Sungur Savran, batıdaki otonominin bağımsızlık anlamına da
geldiğini vurguladı. Siyasi olarak Demokratik Özerklik talebini
sonuna kadar desteklediğini söyleyen Savran "Kürt halkı bir ulus
olarak bir talepte bulunuyorsa bunun sonuna kadar savunulması
gerekir. Bunun bir parçası olarak anadilde eğitimi ve Kürtçenin
kamusal alanda kullanılması da sağlanmalı. Yine bunların yanında
bölgesel bir bayrak olsa ne olur. Bu ülkede şantajın haddi
hesabı yok. Yine öz savunma mekanizmalarına şiddetle tepki
gösteriyor ama Filistin'in bile kendi güçleri var. Kapitalist
hegemonyanın ulus devletin bittiği yalanı ile bu nedene artık
ulus devlet kurmaya gerek yoktur anlayışını yaymak istiyor,
fakat Ulus devlet hala ezilen uluslar için bir kurtuluş aracı
olabilir" önerisinde bulundu.
Özsökmenler Bağlar deneyimini anlattı
Yurdusev
Özsökmenler ise, özerkliğin sadece üstten yaptırımlarla
sağlanmasının çok bir anlam ifade etmemesi nedeniyle bunun
tersine halktan doğru, aşağıdan yukarıya doğru bir yol
örülmesinin önemine işaret eti. Kapatılan DTP'nin Bağlar
Belediye Başkanı olduğu dönemdeki deneyimini Özsökmenler şöyle
paylaştı: "Hizmetleri Kürtçe vermeye başladık ve yargılandık.
Yasaları çiğneyerek, meşruiyeti esas olarak başarılı
olabileceğimizi gördük. İdari yapılanmalara inanılmaz derecede
bir merkeziyet baskısı var. Türkiye her zaman bir takım haklar
verilmiş gibi yaparken diğer yandan yayınladığı genelgelerle
bunların önüne geçiyor. BDP'nin oluşturduğu belediyecilik
anlayışı hiyerarşik yapıları kırıp, halkın iradesini nasıl etkin
yapabilme konusunda yani kentlinin kent üstündeki söz hakkının
elinden alınmaması için ne yapılabilir konusunda büyük çaba sarf
ediyor."
Prof. Dr. Gürsoy: Demokratik Özerklik ütopik bir model değil
İSTANBUL(DİHA) - "Ben şahsım adına Kürt hareketinden çok şey öğrendim. Başta kadınların söz söyleme hakkının öne çıkması konusunda Sol’un da çok şey öğrendiği kanısındayım" diyen Prof. Dr. Gencay Gürsoy, Demokratik Özerklik modelini ütopik bulanların halkın taleplerini anlamadıklarını söyledi. Gürsoy, "Halkta siyasilerden çok daha demokratik bir yapı var. Dolayısıyla halkı bahane etmenin bir sonucu yok, bu iş eninde sonunda olacaktır. Demokratik Özerklik hiç de ütopik ve ulaşılmaz bir model değil" dedi.
Çok
sayıda siyasetçi, aydın, yazar ve düşünürün katılımıyla
Kürtlerin tüm Türkiye için önerdiği Demokratik Özerklik
modelinin "Türkiye'de yerel demokrasi ve özerklik tartışmaları"
başlığı altında tartışıldığı konferans, oturum şeklinde planlan
iki bölümün ardından forum bölümüyle noktalandı. Kürtlerin çözüm
önerisi olarak sunduğu Demokratik Özerklik projesini tüm
Türkiye'ye ilişkin bir çözüm modeli olarak ele almak gerektiğini
belirten ve bunu görmezden gelen devletin artık bu projeyi
tartışması gerektiğini belirten BDP İstanbul Milletvekili
Sebahat Tuncel, devletin bu projeyi tartışmaya yanaşmaktan uzak
durmasının ciddi bir sorun olduğunu vurguladı. Tuncel, bu
nedenle artık gelinen aşamada biraz bunun önünü açmak ve
meseleyi devlet gündemine sokmaya ihtiyaç olduğunu söyledi. Bu
projeyi ertelemenin bir anlamda barışı ertelemek anlamına
geleceğine işaret eden Tuncel, "Devletin toplumu baskılayan bir
mekanizma olması gerçeğinden hareketle Kürtler, bunun önüne
geçmek için Demokratik Özerkliği istiyor. Sosyalist deneyim
hepimize gösterdi ki, devleti ele geçirdiğinde mekanizmayı ele
geçirmekten başka bir sonuç alınamıyor. Devlet olmadan bu iş
olur mu? meselesine gelince, bir organizasyona ihtiyaç var; ama
bunu bir devlet tanımına sokmadan gerçekleştirmek lazım. Bu
organizasyonun dünya örnekleri var ve bugün Kürdistan'da da bu
yapılıyor" dedi.
'Kürt olarak Türkler hakkında söz sahibi olmak istiyorum'
Tuncel, konuşmasında Türkiye solunun Kürtlerin verdiği demokrasi mücadelesinde "Kürtlerle dayanışıyoruz" söyleminden artık çıkması gerektiği yönünde eleştiride de bulundu. "Biz halkların kendi kaderini tayın hakkını tanıyoruz ve Kürtler bunu istiyorsa destekliyoruz" demenin artık yeterli olmadığının altınım çizen Tuncel, şunları ifade etti: "Bu meseleyi birlikte yaşam projesi olarak ele alıp, almayacağımız bu açıdan büyük önem taşıyor. Türkiye sol hareketi, Kürtler için ne istediğini artık tasavvur etmesi gerekiyor. Birlikte yaşamı nasıl sağlayacağız? Anayasa meselesinde ve yaşamdaki sözleşmemiz nasıl olacak, bunların hepsi önemli. Çünkü Kürtler buna karar verdi. Türkiye halklarıyla birlikte yaşama iradesi gösterdiler. Bu açıdan ben de artık bir Kürt olarak Türkler hakkında söz sahibi olmak istiyorum. Aynı riski almak istiyorum. Eğer bunu sağlayamazsak başarılı olamayız. Çünkü biz ne kadar parçalıysak, karşımızdaki güç tek o kadar tek parça."
'Demokratik Özerklik ütopik ve ulaşılmaz bir model değil'
Tuncel'in
hemen ardından söz alan TTB eski Genel Başkanı Prof. Dr. Gencay
Gürsoy ise, Tuncel'in eleştirilerine katıldığını belirterek,
başladığı konuşmasında, "Sol bu meseleyi kendi sorunu olarak
gördü mü?” sorusunun çok önemli olduğunu bildiklerini ifade
etti. “Türkiye solu, Kürt meselesine sahip çıkmak konusunda
duygusal olarak meselenin içerisinde olmakla birlikte, zaman
zaman üzerine vazife olmayan konularda da söz söyledi" diyen
Gürsoy, kendi adına Kürt hareketini köylü hareketi yerine koyma
gibi bir küçümseyici anlayışın tam tersinin doğru olduğunu
düşündüğünü ifade etti. Gürsoy, "Ben şahsım adına Kürt
hareketinden çok şey öğrendim. Başta kadınların söz söyleme
hakkının öne çıkması konusunda, Sol’un da çok şey öğrendiği
kanısındayım" dedi. İlk başlarda Kürt siyasi hareketinin
talepleri konusunda tereddütleri olduğunu, özellikle de bu
taleplerin Türk halkına ön yargılardan dolayı aktarmanın kolay
olmadığı konusunda çekinceleri olduğunu belirten Gürsoy, "Fakat
sonradan gördüm ki, halkta siyasilerden çok daha demokratik bir
yapı var. AKP'nin tabanı bile demokrasi açısından kendisinden
çok ileride. Dolayısıyla halkı bahane etmenin bir sonucu yok, bu
iş eninde sonunda olacaktır. Demokratik Özerklik hiç de ütopik
ve ulaşılmaz bir model değil" değerlendirmesinde bulundu.
'Kürtlerin verdiği mücadele her için uyanışın alanını yarattı'
Kürt
meselesine, cumhuriyet tarihi boyunca toplum olarak algılarına
yerleşmiş kalıplarla baktıklarını dile getiren Agos Gazetesi
Ermenice sayfalar editörü Patrak Estukyan da, bu nedenle aslında
mantıklı anlayabileceğimiz şeylere şok tepkilerle
yaklaştıklarına değindi. Estukyan, konuşmasında şunları söyledi:
"Özerklik dendiği zaman, hemen aklımıza ‘bölünme’ gibi şeyler
geliyor. Onun hemen peşinde de ‘tek tek tek'ler geliyor. Fakat
empati kurmanın zamanı geldi, çünkü empati kurmada etnik
kimliğimiz belirleyici değil, bir Ermeni, bir Kürt, Türk olarak
ta bizler bunu yapabiliriz. Bundan kurtulmamız gerekiyor; çünkü
ödediğimiz bedeller çok acı. Kaybettiklerimizin boyutu çok
korkunç. Bizler bu kaybettiklerimizi daha iyi anlıyoruz bugün.
Ama bugün son 30 yıldır sürdürülen mücadele herkes için bir
uyanışın alanı yarattı, bundan sonra alınacak mevziiyi can
kaybetmeden sağlamalıyız."
Türkiye solu, liberalizme kaydı
Siyaset
bilimci Doç. Dr. Nuray Mert ise, Kürt siyasal tartışmasının her
zaman çok karmaşık bir çerçevede tezahür ettiğini; ama bugün
daha da karmaşık hale geldiğini kaydetti. Mert, 80'lerden sonra
sol siyasetin merkezine demokrasi, insan hakları ve sivil toplum
gibi kavramların yerleştiğini, bunların Ortodoks söylemlere
zenginlik kazandırmak yerine daha merkezi bir yer teşkil etmeye
başladığının altını çizdi. Bu dönemde şahısların kim olduğundan
bağımsız olarak siyasal tartışmalar içerisinde liberalizme bir
akış olduğunu söyleyen Mert, "Bu çerçeve içerisinde de Kürt
meselesinin tartışılması, Türkiye'nin genel siyasal kısırlığı
içerisinde genel olarak sol siyasetin bir parçası olarak
değişti. Demokrasi söyleminin içerisinde, Kürt sorunu daha çok
insan hakları ve demokrasi kavramları etrafında kodlanmaya
başlandı. Bunun siyasal tartışmasının liberalizme aynılaşmasıyla
ve demokrasiye kayışla da ilgisi var. O nedenle karsımızda
birçok tutum birbirine karışmış olarak çıkıyor" sözleriyle
tartışmaya katıldı.
Konferans forum bölümünde yürütülen tartışmalarla son buldu.
Türkiye'de yerel demokrasi ve özerklik tartışıldı
Akademisyenler, sanatçılar, yazarlar,
milletvekilleri, parti yöneticileri, kurum temsilcileri
Türkiye'de yerel demokrasiyi ve özerkliği tartıştı.
İSTANBUL (ETHA) - Akademisyenler, sanatçılar, yazarlar,
milletvekilleri, parti yöneticileri ve demokratik kitle
örgütleri temsilcilerinin katılımıyla Türkiye Gazeteciler
Cemiyeti'nde "Türkiye'de Yerel Demokrasi ve Özerklik
Tartışmaları" başlıklı konferans düzenlendi.
Kürt
sorununun çözümü konusunda DTK'nin ortaya koyduğu ve 'Demokratik
Özerlik' olarak formüle edilen konu, Osmanlı'da özerklik isteyen
ulusların mücadelesi, İspanya'daki özerklik modelleri, BDP'li
belediyelerin deneyimleri ekseninde incelendi. Konferansta
demokratik özerklik modelinin bir ütopya değil, hayata
geçirilebilecek bir proje olduğu dile getirildi. Projeyle sadece
Kürt sorunun çözülmeyeceği, aynı zamanda halkın yönetime etkin
katılımının yollarının açıldığı vurgulandı.
İSPANYA MODEL OLABİLİR
Moderatörlüğünü yönetmen Sırrı Süreyya Önder'in yaptığı ilk oturumda emekli diplomat ve yazar Akın Özçer, "İspanya Özerklik Modeli" başlığı altında sunum yaptı. İspanyol Anayasasıyla birlikte Bask, Katalan gibi milletlere özerklik hakkının verildiğinin altını çizen Özçer, burada İspanyolca resmi dilin yanı sıra, diğer milletlerin dilinin yaşadıkları yerlerde ikinci resmi dil olarak tanındığını ve anayasal güvence altına alındığını belirtti. Özçer, özerk bölgelerin, İspanya bayrağının yanı sıra kendi bayraklarını veya sembollerini kullanmalarının da yine anayasal hak olduğunu söyledi. İspanya'da yerel yönetimlerin, dış politika dışında geniş yetkileri olduğunu söyleyen Özçer, İspanya modelinin Türkiye'de de özerk demokratik yönetim biçimine ışık tutabileceğini ifade etti.
'KÜRT HALKI YENİ BİR STRATEJİ ÇİZEREK YOLUNA DEVAM ETMELİ'
Siyasetçi
yazar Dr. Ziya Ekinci, "Değişim yaşamın temel dinamiğidir ve
toplumun değişim isteyen kesimiyle, bu istek karşında karşı
duran kesimin çatışması sonucunda gerçekleşir" dedi. Ekinci,
varlığı inkar edilerek yok sayılan Kürt halkının verdiği silahlı
mücadeleyle kendisini Türkiye halklarına ve dünyaya tanıttığını
ve artık hiçbir kesimin Kürt halkının varlığı konusunda farklı
birşey söylemediğini söyledi. Kürt halkının demokratik
mücadelesinin artık kendisine yeni bir strateji belirleyerek
yoluna devam etmesi gerektiğini belirten Ekinci, bu konuda
samimi olan aydınların toparlanmasını ve birlik oluşturulmasını
önerdi.
KİRLİ SAVAŞ, TARİHİN BIRAKTIĞI MİRAS
'Osmanlı'da Özerklik Tartışmaları' başlıklı bir sunum yapan yazar yayıncı Ragıp Zarakolu, Osmanlı İmparatorluğu'nun özerklik isteyen ulusların hareketi sonucunda yıkıldığını söylemenin mümkün olduğunu belirtti. Osmanlı'da Arnavutluk, Kürt ve Arap halkının özerklik taleplerini, bunun karşısında gelişen tarihsel süreci anlatan Zarakolu, tarih boyunca sorunun çözümü yerine sorunun imha edilmesi yoluna gidildiğini söyledi ve ekledi: "40 bin insanın yaşamını yitirdiği bu kirli savaştaki derin devlet, o geleneğin miras olarak bırakılmasının sonucudur."
YEREL YÖNETİMLER MERKEZDEN BAĞIMSIZ OLMALI
Akademisyen
Zeynep Kadirbeyoğlu, "Yerel Yönetimler ve Demokrasi" başlığı
altında yaptığı konuşmasında, belediyelerin yolsuzluk ve rant
alanları olduğunu belirtti. Yerel yönetimlerde iki ana sorunun
varlığına dikkat çeken Kadirbeyoğlu, bunların belediyelerin
merkeze bağlı olarak karar alması gerekliliği ve belediye
yönetimlerinin temsili olması yanında katılımcı anlayışla
yönetilememesi olduğunu söyledi. Çanakkale'de 2004'te hayata
geçirilen yerel belediyecilik örneğini anlatan Kadirbeyoğlu,
merkezden belediyelere müdahalelerin gerçekleşmeye devam etmesi
durumunda özerklik anlayışından bahsedilemeyeceğini vurguladı.
'ÖZERKLİK ÜNİTER YAPI İÇİNDE BİR ARAYIŞ'
BDP Diyarbakır Milletvekil Akın Birdal yönetiminde gerçekleştirilen ikinci oturumda 'Demokratik Özerklik' kavramsal olarak ve deneyimler üzerinden tartışıldı.
BDP Batman Milletvekili Bengi Yıldız, "Demokratik Özerklik" başlığı altında yaptığı sunumda Kürt halkı açısından demokratik özerkliğin önemine vurgu yaptı. Demokratik Cumhuriyet Özerk Kürdistan kavramının tarihten kalan bir miras olduğunu söyleyen Yıldız, özerkliğin üniter yapı içinde bir arayış olduğunu belirtti.
'İSTANBUL'DA DA ÖZERK YÖNETİM MÜMKÜN'
'Devrimci Karargah' operasyonu sonucunda tutuklanan SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan ise konferansa gönderdiği bir yazıyla katıldı. Rıdvan Turan'ın "Özerk İstanbul Üzerine Bir Deneme" başlığıyla kaleme aldığı yazıyı SDP Genel Başkan Yardımcısı Ekin Bodur okudu. Rıdvan Turan, göndermiş olduğu yazıyla İstanbul'da demokratik özerk bir yönetim mümkün olabileceğini ifade etti.
EHP Genel Başkanı Sibel Uzun, özerk yönetim konusunda Fatsa'nın incelenmesi gereken bir deneyim olduğunu söyledi ve Terzi Fikret'in başkanlığını yaptığı belediye yönetiminin deneyimini aktardı.
'ÖZ-ERKLİK; KENDİ YASANI KENDİN YAP DEMEKTİR'
"Devrimde ve Demokraside Ölçek Sorunu" başlıklı sunumu yapan DİP Genel Başkanı Sungur Savran, özerkliğin otonom kelimesinin karşılığı olduğunu belirterek, "Otonom ise kendi yasanı kendin koyman anlamına gelir" dedi. Savran, Kürt halkının demokratik özerklik talebinin sonuna kadar destekçisi olduğunu ifade etti.
'VERİLEN HAKLAR, AMA'LARLA UYGULATMIYOR'
Bağlar eski Belediye Başkanı Yurdusev Özsekmenler, Bağlar Belediyesi deneyimini aktardı. Belediyecilik hizmetleri konusunda aldıkları kararların sürekli valilikten döndüğünü ve merkezi yönetim yasalarına takıldığını ifade eden Özsekmenler, "Bu sorunları değiştirebildiğimiz yasaları değiştirerek, yasaların esnekliklerinden yararlanarak ya da yasaları çiğneme meşruluğumuzu kullanarak aşmaya çalıştık. Bu yüzden de bizi yargıladılar, biz devam ettik. Onlar yargıladı biz devam ettik ve köy isimlerinin Kürtçe adları değiştirilmesi gibi bir kazanım elde edebildik ya da başkaca kazanımlar" dedi. Özsekmenler, Türkiye'de bazı hakların veriliyormuş gibi yapıldığını, daha sonra 'ama'larla uygulatılmadığını bunun içinde yasaların engel olarak gösterildiğini söyledi.
Konferansa BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Halkevleri Başkanı İlknur Birol, Gençay Gürsoy, ESP MYK üyesi Ongun Yücel de katılanlar arasındaydı.
"Kürtleri İnkar Politikasından Vazgeçilmeli"
(Bianet) - Aralarında yazar, akademisyen, gazeteci ve politikacıların da olduğu 100'e yakın kişinin katıldığı "Türkiye'de Yerel Demokrasi ve Özerklik Tartışmaları" konferansında Kürt sorununun çözümü olarak demokratik özerklik tartışıldı, çözüm önerileri getirildi.
Aralarında yazar, akademisyen, gazeteci ve politikacıların da olduğu 100'e yakın kişinin katıldığı "Türkiye'de Yerel Demokrasi ve Özerklik Tartışmaları" konferansı, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekili Akın Birdal, sanatçı ve yazar Sırrı Süreyya Önder ve cezaevindeki Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) genel başkanı Rıdvan Turan'ın çağırısıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Lokali'nde gerçekleşti.
Dün (12 Mart) gerçekleşen konferansın ikinci oturumunda, BDP Meclis Grup başkanvekiliBengi Yıldız, SDP genel başkanı adına Ekin Bodur, Emekçi Hareket Partisi (EHP) genel başkanı Sibel Uzun, Devrimci İşçi Partisi (DİP) genel başkanı Sungur Savran ve Bağlar eski belediye başkanı Yurdusev Özsökmenler konuştu.
Yıldız: Kürtler klasik sömürge örneği
Birdal'ın moderatörlüğünü yaptığı oturumda Yıldız, "Demokratik Özerklik" başlıklı sunumunda Türkiye'de Kürtler'in nüfusunun 20 milyona yaklaştığına işaret ederek "Bu kadar büyük bir halkın sorununun yok sayılarak 21. yıla girildiği başka bir ülke yok." dedi, Kürt sorununun çözümü için devletin "inkarcı zihniyetinin" değişmesi gerektiğini savundu, "İnsanların yüzde 99'unun Kürtçe konuştuğu bir yerde orada görev yapan hakim, savcı, doktor öğretmen o halkın dilini bilmiyor. Klasik sömürgelerde olduğu gibi devlet kendi dilini o halka dayatıyor." dedi.
Bodur: İmha ver inkardan vazgeçilmeli
SDP'li Ekin Bodur ise, cezaevinde
olduğundan konferansa katılamayan Rıdvan Turan'ın gönderdiği
tebliği okudu. Bodur, Kürtler'in başka bir ulus olduğu ve
coğrafyası bilindiği halde kendi kültürünü kullandırılmaması
üzerine bir yönetim kurulmasının Türkiye'de ciddi sorunlar
yarattığını savundu.
Mektupta özetle, politik planda imha ve inkar politikasından
vazgeçilmesi, Kürtçe'nin kamusal alanda kullanılmasının önündeki
engellerin kaldırılması, bölgedeki ekolojik yıkımın durdurulması
ve eşitlikçi yapının sağlanması gerektiği vurgulandı.
Uzun: Ortak mücadele gerekli
Uzun,
"Özyönetim, Özerklik ve Demokrasi Mücadelesi" başlıklı
konuşmasında Kürt sorununun çözümünde Fatsa deneyimindeki ortak
mücadele ve kolektif çalışmanın örnek alınabileceğini söyledi.
"Fatsa'da kollektif bir bütünlük ve dayanışma kültürüyle
sorunlar halledildi. Dayanışma kültürü bir planlama içeriyor ve
merkezi bir akla dayanıyor. Bu halk hareketi Kürtler'in durumuna
benzerlik gösteriyor.
Savran: Özerkliğin finansal temelleri sağlanmalı
Savran, "Devrimde ve Demokraside Ölçek Sorunu" isimli bir sunum yaptı, Kürt halkının demokratik özerklik talebini sonuna kadar desteklediğini, ancak 'merkezi sistemler otoriterdir, yerel sistemler demokratiktir' gibi otomatik bir söyleme katılmadığını söyledi, "Demokratik özerklik isteniyorsa bunun finansal temelleri sağlanmalıdır, aksi taktirde özerklik özelleşmenin temeli olur ve bu da sadece fakirliği artırır." dedi.
Özsökmenler, "Bağlar Belediyesi Deneyimi"
isimli konuşmasında Bağlar Belediyesi örneğinden hareketle Kürt
sorunu için çözüm önerileri getirdi.
PROGRAM
I. OTURUM
Moderatör: Sırrı Süreyya Önder (sanatçı-yazar)
Akın Özçer (emekli diplomat-yazar): "İspanya Özerklik Modeli"
Dr. Tarık Ziya Ekinci (siyasetçi-yazar): "Türkiye'de Yerel Demokrasi ve Özerklik: Yol ve Yöntemler"
Ragıp Zarakolu (yazar - yayıncı): "Osmanlı'da Özerklik Tartışmaları"
Yrd. Doç. Zeynep Kadirbeyoğlu (akademisyen): " Yerel Yönetimler ve Demokrasi"
II. OTURUM
Moderatör: Akın Birdal (BDP milletvekili)
Bengi Yıldız (BDP milletvekili): Demokratik Özerklik"
Rıdvan Turan (SDP Genel Başkanı): "Özerk İstanbul Üzerine Bir Deneme"
Sibel Uzun (EHP Genel Başkanı): Özyönetim, Özerklik ve Demokrasi Mücadelesi"
Sungur Savran (DİP Genel Başkanı): "Devrimde ve Demokraside Ölçek Sorunu"
Yurdusev Özsökmenler (Bağlar eski belediye başkanı): "Bağlar Belediyesi Deneyimi)
FORUM
Moderatör: Sırrı Süreyya Önder
Sebahat Tuncel, Gençay Gürsoy, İlknur Birol, Pakrat Estukyan, Nuray Mert,
İshak Karakaş, Alp Altınörs, Ahmet Tulgar, Sultan Seçik
KONFERANS ÇAĞRI METNİ
Türkiye, 12 Eylül referandumunun ardından yönetim modellerine ilişkin bir dizi tartışmaya sahne oldu. Yeni anayasa çalışmalarının hız kazandığı bu dönemde, başkanlık sisteminden federalizme pek çok formül dile getirildi. Kürt sorununun çözümü ekseninde BDP’nin ortaya koyduğu formül ise “demokratik özerklik” olarak ifade edildi. Bu yaklaşım, “tekleyen” devlet söylemi tarafından eski “bölücülük” edebiyatıyla karşılanırken, pek çok kesim tarafından da Kürt sorununun barışçı çözümü noktasında tartışılmaya değer bir öneri olarak dikkate alındı. Tartışmanın başladığı noktada, özerklik talebinin kendisi; bir yerellik ve demokrasi sorununu da gündeme getirmektedir. Türkiye’de yerel yönetimler sorununda hiçbir zaman söylem düzeyinin ötesinde bir çözüm yöntemi geliştirilememiş, hele hele İstanbul gibi metropollerde belediyecilik, en çok oy alan partinin kontrolünde süren bir “ihalecilik” sınırında tutulmuş, “yerel demokrasi” olgusu Türkiye’de gelişim dinamiği bulamamıştır. Bu noktada, Kürtler tarafından bir demokratikleşme talebi olarak gündeme getirilen özerklik tartışmaları önemli bir ihtiyacı da açığa çıkarmıştır. Yerel demokrasi olarak dile getirilebilecek olan bu ihtiyaç, halkın kendi öz yönetim mekanizmalarını oluşturabilmesidir.
Bizler, bugün bu ihtiyacı tartışmak için bazı sorular etrafında bir araya gelmeyi hedefliyoruz: “Genel” bir demokrasi olmadan yerel bir demokrasi olabilir mi? Seçim barajının bile her türlü demokrasi talebinin karşısına set çektiği Türkiye koşullarında, yerel demokrasi anlayışının tartışılması, halkın öz örgütlülüğünü formel demokrasi anlayışı karşısında destekleyebilir mi? Özerklik, yalnızca Kürtlere mahsus bir talep midir? Başka özerk bölgelerden de söz edilebilir mi? Türkiye’de “özerkliğin batısı” olabilir mi? Küresel kapitalizm koşullarında yerel bir demokrasiden söz edilebilir mi? Kapitalizmin politikayı tek bir merkezden üretme yönelimi, kent mekanına ilişkin ne tür yaklaşımları açığa çıkarmaktadır? Merkezi politikanın yerine halk meclisleri gibi yerel demokratik inisiyatifler geçirilmesi söz konusu olabilir mi?
Bu noktalardan hareketle, yerel demokrasi
ve özerklik meselesini; güncel bir sorun olan anayasa
tartışmaları ekseninde masaya yatırmak için bu konuda düşünen,
yazan ve eyleyen, yerel demokrasi adına bir sözü olan bilim
insanlarını, yazarları, sosyalistleri bu soruları birlikte
çoğaltmaya davet ediyoruz.
