Herkese saygılar, sevgiler,
Sunucu arkadaş sunuşunu yaptıktan
sonra bizleri anons etti ve sırayla gelin dedi. Şimdi biz de
Sıra Kimde İnisiyatifi olarak toplanmış vaziyetteyiz. Sıraya
baktım, Gülten Hanım milletvekili kurtarıyor, Akın Birdal
milletvekili kurtarıyor. İki kadın arkadaşla başladık, biz de
referandumda boykot yapmadık hayır dedik, herhalde bize de sıra
gelecek ama biz burada sırayı bozmak için toplandık.
Burada aslında çok fazla konuşmak da
gerekmiyor çünkü dilimiz ortak bizim. Hepimiz aynı şeyleri
söyleriz arkadaş da ifade etti zaten. Ama burada buluşmak,
burada konuşmak kuşkusuz önemli. Bir çok nedenle önemli,
biz bir aradayız, yan yanayız, düşmanlara bunu gösteriyoruz.
İkincisi içerdeki arkadaşlarımızla bir bağ kuruyoruz, onları
seviyoruz, onlara sevgiler sunuyoruz, onlarla dayanışma
içerisindeyiz. Üçüncü olarak da buradan bu hukuksuzluğu bir kez
daha kamuoyuyla paylaşmak için burada yan yanayız.
Arkadaşlar bu hukuk siyaset
ilişkisini buradaki arkadaşlara anlatmanın gereği yok, tereciye
tere satmayalım. Bir iktidar ilişkisidir, güç ilişkisidir, sınıf
ilişkisidir, o sınıf ilişkilerinden kaynaklanır zaten hukuk
siyaset ilişkisi. Buradan baktığımızda Türkiye’de bir iktidar
değişimi söz konusu, bir güç değişimi söz konusu bunu görmemiz
gerekiyor. Bunu gördüğümüzde şöyle bir tabloyla karşı karşıya
kalıyoruz. Önceleri Tüsiad vardı Müsiad diye bir olgu
yoktu, şimdi bir Tüsiad var bir Müsiad var, Sömürüde ortak
bunlar ama ortada bir Müsiad var. Demek ki servet manasında, güç
manasında Tüsiad yanında bir de Müsiad olduğu gerçeğini bir
tarafa koyacağız.
Eskiden, bizim öğrencilik
dönemlerimizde şöyleydi , bizden eski arkadaşlar hatırlar,
genelde devrimcileri teşhir eden gazeteler vardı. Siz operasyonu
nerden yiyeceğinizi daha doğrusu operasyon sırasının kime
geleceğini ve hedefin kim olduğunu bazı gazetelerden görürdünüz.
O gazeteleri izlerdiniz ve o gazeteler bir sinyal verirdi.
Mesela Hürriyet önde gelen gazeteydi açık konuşmak gerekirse,
şimdi bunu Zaman gazetesinde görüyoruz. Şimdi bu da iktidar
ilişkisinin değiştiğinin bir göstergesidir. Zaman gazetesi
devrimcileri, hakkını arayan öğrencileri, herhangi bir
mücadeleyi yürüten herkesi bir Ergenekon çuvalının içerisine
hapsetme konusunda oldukça atak yaklaşımlar içerisinde. Burada
gazeteci arkadaşlar da var, emekçilere sözümüz yok ama, herkes
gazetecilik yapsın, muhbirlik yapmasın, ihbarcılık yapmasın.
Bunu devrimcilerin her yerde söylemesi ve her yerde ifade etmesi
gerekiyor.
İktidar değişti, eskiden orduya
dokunamazdınız. Ben orduya niye dokunuluyor diye yakındığım için
söylemiyorum yanlış anlaşılmasın, siz dostsunuz yanlış
anlamazsınız ama not alan bazı arkadaşlar belki yanlış
aksettirir, eskiden orduya dokunamazdınız bazı cemaatlere
dokunabilirdiniz şimdi orduya dokunabilirsiniz ama cemaatlere
dokunamazsınız. Demek ki burada da bir iktidar ilişkisi var, bir
değişim var. Bunları bizim görmemiz gerekiyor. Fakat hukuk
siyaset ilişkisinin bu kadar aleni, açık iç içe geçtiği örnekler
daha önce yaşanmış mı bilmiyoruz, tabi 12 Eylül’ü saymayalım,
darbe dönemleri ayrı dönemler ama, bu kadar iç içe, yani hukuk
siyaseti belirliyor, şekillendiriyor, siyaset hukuku belirliyor,
karşılıklı birbirlerini şekillendiriyorlar.
Görülmekte olan davalar zaten bunun
göstergesi. Örneğin KCK davasının bir siyasi dava olduğu belli.
Burada hukuk bir araç. Siyasetin amacı ne? Zaten yazıyorlar,
söylüyorlar, deşifre etmeye de gerek yok. Orada halk özyönetim
organları kuruyor, bu özyönetim organlarını kuran, bunun için
sabah akşam didinen insanları cezaevine tıkıyorlar yani
tutuklama terörünü gerçekleştiriyorlar. Niye? Çünkü bu halkın
özyönetim organlarını budayalım ki bunlar kendi kendilerini
yönetmesinler, bizim yanımızda duran yandaş ilişkilerimiz,
cemaat ilişkilerimiz sivil toplumu örgütlesin. KCK operasyonunun
siyasi hedefi budur, toplumun öz örgütlenmesini engellemektir.
Ergenekon meselesi de siyasi bir
davadır. Şimdi biz bunlarla aynı düşünceler içerisinde değiliz
kuşkusuz ama bunun da bir siyasi dava olduğunu, bu siyasi davada
da hukuksuzluk olduğunu bizim görmemiz gerekiyor. Çeteciler var,
derin devletin deşifre olmuş kesimleri var ama AKP’ye demokratik
alanda muhalefet etmiş insanlar da var. Hepsi aynı torbanın
içerisine konulmuş vaziyette ve orada da bir siyasi tablo var,
bir siyasi dava var. Hukuki bir şey yok orada, hukuk diye bir
şey yok. Sonuç itibari ile siyasi gelişmelere bağlı Ergenekon
davası da oradan yürüyor. Bunun siyasi karşılığı ne? Sistem
yeniden yapılandırılıyor. Bu sistemi Rusya-Çin hattına sokmak
isteyen, ordudaki, bürokrasideki, şurada buradaki kesimler
tasfiye ediliyor. Bunların bir kısmı devletin bir dönem
kullandığı ama şu an son kullanma tarihi geçmiş olan insanlar,
bireyler, kesimler vb. ama derin devlet kendini inşa ediyor,
sürdürüyor, sürekli kılıyor.
Yeni bir tabloyla karşı karşıya
kaldığımız doğru çünkü AKP yeni bir devlet kurdu arkadaşlar.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurduğu devlet geride kaldı, bunu
görelim. Biz o devletle mücadele ettik kuşkusuz, bu devletle de
mücadele edeceğiz. Sürekliliklerini bir tarafa koyalım ama
önemli bir değişim olduğunu görmemiz gerekiyor. AKP öyle bildik
bir parti değil, yeni bir devleti kuran bir parti, yeni bir
devletin inşasını oluşturan bir parti. Yarın AKP olmayabilir ama
bu devletin esas noktaları AKP hükümeti döneminde, AKP iktidarı
döneminde önemli oranda kurulmuş vaziyette. MİT’in yapılanması
değişti. MİT artık bizlerle uğraşan yapıdan daha çok bölgesel
güç olma stratejisine göre işlevlenen, yapılanan bir istihbarat
teşkilatına dönüşüyor. Orduya bir misyon veriliyor, ordu artık
içerideki “düşmanlarla” uğraşan değil, bölgesel güç olma
stratejisine göre kendisini yeniden yapılandırması gereken bir
ordu. Bizimle uğraşmak açısından da, muhalefetle uğraşmak
açısından da polis teşkilatı yeniden yapılandırılıyor. Başbakan
boş yere demiyor ‘polisime dokundurtmam polis rejimin
güvencesidir’ diye. Evet polis rejimin güvencesidir. O yüzden
polis teşkilatı da yeni rejime göre yeniden yapılandırılıyor ve
şekillendiriliyor.
Şimdi AKP kriterleri var, yeni
devletin kriterleri var. Yargıda da var, poliste de var, her
yerde yeni rejimin kriterleriyle karşı karşıyayız. Yeni rejimin
yargı kriteri özel yetkili mahkemeler. Askeri mahkemeler vardı,
devlet güvenlik mahkemeleri vardı, şimdi de özel yetkili
mahkemeler var. Bunu görüyoruz. Bir tutuklama terörü var, bunu
görüyoruz. Gerçekten tutuklama bir terör haline dönüştürülmüş
vaziyette. Bir arkadaşın deyimiyle “fiili meçhul sanık” var.
Yani insanlar ne yaptığını bilmiyor, neden tutuklandığını
bilmiyor. Arkadaşlar anlatıyorlar: bize bir tane soru
soruyorlar tutukluyorlar bizi, sordukları soruyla bizi tutuklama
gerekçesi arasında dağlar kadar fark var.
Eskiden tutuklamanın bir harbiliği
vardı. Eğer silahlı bir örgüt üyesi iseniz ya silah
yakalatırdınız, ya ilişki yakalatırdınız, işkencede sizi çözmeye
çalışırlardı. Şimdi öyle değil, şimdi bir şey yapmanıza gerek
yok, son derece düzmece hikayelerle rahat bir biçimde
tutuklanabiliriz, hepimiz tutuklama terörünün bir mağduru haline
dönüşebiliriz. O yüzden ‘Sıra Kimde?’ sorusu anlamlı.
Şimdi tablo şu arkadaşlar: Bu AKP’nin
yeni kurduğu Türkiye’ye karşı Kürtler direniyor doğrudur, bunu
anlatmaya gerek yok, arkadaşlar anlattı, ifade etti.
Sosyalistler ezildi, devrimciler ezildi ama devrimciler de,
sosyalistler de yeniden ayağa kalkmaya başlıyor ve egemenler
şunu görüyorlar, şunu hissediyorlar, bu AKP’nin bu yeni rejimin
ortaya koyduğu projeye Türkiye’de Kürt halkının dışında
direnebilecek, buna karşı cesurca mücadele yürütecek güç
devrimcilerdir, sosyalistlerdir. Neden? Çünkü devrimciler az
olabilirler, sosyalistler az olabilirler ama asla teslim
olmazlar çünkü onlar zaten teslim olmayanların yolundan
yürüyenlerdir. Denizler’in, Mahirler’in, İbrahim
Kaypakkayalar’ın, Fatsa’lı Fikriler’in yolundan yürüyenlerdir. O
yüzden bize saldırmaları anlaşılırdır. Bizim yapmamız gereken bu
saldırılara karşı, bu yeni rejime karşı mücadele zeminlerimizi
ortaklaştırmaktır.
Bu duygularla sizleri ve içerideki
yoldaşlarımızı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
