Alper Taş

'Yeni Rejimin Yargı Kriteri Özel Yetkili Mahkemeler'


15 Ocak 2011


15 Ocak 2011'de Ankara Ekin Sanat Merkezinde gerçekleştirilen "Türkiye'de Hukuk ve Demokrasi" sempozyumunun "Demokrasi Mücadelesinde Hukuk Siyaset İlişkisi ve Tutuklama Terörü" başlıklı II. Oturumunda ÖDP Genel Başkanı Alper Taş'ın yaptığı konuşma:

Herkese saygılar, sevgiler,

Sunucu arkadaş sunuşunu yaptıktan sonra bizleri anons etti ve sırayla gelin dedi.  Şimdi biz de Sıra Kimde İnisiyatifi olarak toplanmış vaziyetteyiz. Sıraya baktım, Gülten Hanım milletvekili kurtarıyor, Akın Birdal milletvekili kurtarıyor. İki kadın arkadaşla başladık, biz de referandumda boykot yapmadık hayır dedik, herhalde bize de sıra gelecek ama biz burada sırayı bozmak için toplandık.

Burada aslında çok fazla konuşmak da  gerekmiyor çünkü dilimiz ortak bizim. Hepimiz aynı şeyleri söyleriz arkadaş da ifade etti zaten. Ama burada buluşmak, burada konuşmak kuşkusuz önemli. Bir çok  nedenle önemli, biz bir aradayız, yan yanayız,  düşmanlara bunu gösteriyoruz. İkincisi içerdeki arkadaşlarımızla bir bağ kuruyoruz, onları seviyoruz, onlara sevgiler sunuyoruz, onlarla dayanışma içerisindeyiz.  Üçüncü olarak da buradan bu hukuksuzluğu bir kez daha kamuoyuyla paylaşmak için burada yan yanayız.

Arkadaşlar bu hukuk siyaset ilişkisini buradaki arkadaşlara anlatmanın gereği yok, tereciye tere satmayalım. Bir iktidar ilişkisidir, güç ilişkisidir, sınıf ilişkisidir, o sınıf ilişkilerinden kaynaklanır zaten hukuk siyaset ilişkisi. Buradan baktığımızda Türkiye’de bir iktidar değişimi söz konusu, bir güç değişimi söz konusu bunu görmemiz gerekiyor. Bunu gördüğümüzde şöyle bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz.  Önceleri Tüsiad vardı Müsiad diye bir olgu yoktu, şimdi bir Tüsiad var bir Müsiad var, Sömürüde ortak bunlar ama ortada bir Müsiad var. Demek ki servet manasında, güç manasında Tüsiad yanında bir de Müsiad olduğu gerçeğini bir tarafa koyacağız.

 Eskiden,  bizim öğrencilik dönemlerimizde şöyleydi , bizden eski arkadaşlar hatırlar, genelde devrimcileri teşhir eden gazeteler vardı. Siz operasyonu nerden yiyeceğinizi daha doğrusu operasyon sırasının kime geleceğini ve hedefin kim olduğunu bazı gazetelerden görürdünüz. O gazeteleri izlerdiniz ve o gazeteler bir sinyal verirdi. Mesela Hürriyet önde gelen gazeteydi açık konuşmak gerekirse, şimdi bunu Zaman gazetesinde görüyoruz. Şimdi bu da iktidar ilişkisinin değiştiğinin bir göstergesidir. Zaman gazetesi devrimcileri, hakkını arayan öğrencileri, herhangi bir mücadeleyi yürüten herkesi bir Ergenekon çuvalının içerisine hapsetme konusunda oldukça atak yaklaşımlar içerisinde. Burada gazeteci arkadaşlar da var, emekçilere sözümüz yok ama, herkes gazetecilik yapsın, muhbirlik yapmasın, ihbarcılık yapmasın. Bunu devrimcilerin her yerde söylemesi ve her yerde ifade etmesi gerekiyor.

İktidar değişti, eskiden orduya dokunamazdınız. Ben orduya niye dokunuluyor diye yakındığım için söylemiyorum yanlış anlaşılmasın, siz dostsunuz yanlış anlamazsınız ama not alan bazı arkadaşlar belki yanlış aksettirir, eskiden orduya dokunamazdınız bazı cemaatlere dokunabilirdiniz şimdi orduya dokunabilirsiniz ama cemaatlere dokunamazsınız. Demek ki burada da bir iktidar ilişkisi var, bir değişim var. Bunları bizim görmemiz gerekiyor. Fakat hukuk siyaset ilişkisinin bu kadar aleni, açık iç içe geçtiği örnekler daha önce yaşanmış mı bilmiyoruz, tabi 12 Eylül’ü saymayalım, darbe dönemleri ayrı dönemler ama, bu kadar iç içe, yani hukuk siyaseti belirliyor, şekillendiriyor, siyaset hukuku belirliyor, karşılıklı birbirlerini şekillendiriyorlar.

Görülmekte olan davalar zaten bunun göstergesi. Örneğin KCK davasının bir siyasi dava olduğu belli. Burada hukuk bir araç. Siyasetin amacı ne? Zaten yazıyorlar, söylüyorlar, deşifre etmeye de gerek yok. Orada halk özyönetim organları kuruyor, bu özyönetim organlarını kuran, bunun için sabah akşam didinen insanları cezaevine tıkıyorlar yani tutuklama terörünü gerçekleştiriyorlar. Niye? Çünkü bu halkın özyönetim organlarını budayalım ki bunlar kendi kendilerini yönetmesinler, bizim yanımızda duran yandaş ilişkilerimiz, cemaat ilişkilerimiz sivil toplumu örgütlesin. KCK operasyonunun siyasi hedefi budur, toplumun öz örgütlenmesini engellemektir.

Ergenekon meselesi de siyasi bir davadır. Şimdi biz bunlarla aynı düşünceler içerisinde değiliz kuşkusuz ama bunun da bir siyasi dava olduğunu, bu siyasi davada da hukuksuzluk olduğunu bizim görmemiz gerekiyor. Çeteciler var, derin devletin deşifre olmuş kesimleri var ama AKP’ye demokratik alanda muhalefet etmiş insanlar da var. Hepsi aynı torbanın içerisine konulmuş vaziyette ve orada da bir siyasi tablo var, bir siyasi dava var. Hukuki bir şey yok orada, hukuk diye bir şey yok. Sonuç itibari ile siyasi gelişmelere bağlı Ergenekon davası da oradan yürüyor. Bunun siyasi karşılığı ne? Sistem yeniden yapılandırılıyor. Bu sistemi Rusya-Çin hattına sokmak isteyen, ordudaki, bürokrasideki, şurada buradaki kesimler tasfiye ediliyor. Bunların bir kısmı devletin bir dönem kullandığı ama şu an son kullanma tarihi geçmiş olan insanlar, bireyler, kesimler vb. ama derin devlet kendini inşa ediyor, sürdürüyor, sürekli kılıyor.

Yeni bir tabloyla karşı karşıya kaldığımız doğru çünkü AKP yeni bir devlet kurdu arkadaşlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurduğu devlet geride kaldı, bunu görelim. Biz o devletle mücadele ettik kuşkusuz, bu devletle de mücadele edeceğiz. Sürekliliklerini bir tarafa koyalım ama önemli bir değişim olduğunu görmemiz gerekiyor. AKP öyle bildik bir parti değil, yeni bir devleti kuran bir parti, yeni bir devletin inşasını oluşturan bir parti. Yarın AKP olmayabilir ama bu devletin esas noktaları AKP hükümeti döneminde, AKP iktidarı döneminde önemli oranda kurulmuş vaziyette. MİT’in yapılanması değişti. MİT artık bizlerle uğraşan yapıdan daha çok bölgesel güç olma stratejisine göre işlevlenen, yapılanan bir istihbarat teşkilatına dönüşüyor. Orduya bir misyon veriliyor, ordu artık içerideki “düşmanlarla” uğraşan değil, bölgesel güç olma stratejisine göre kendisini yeniden yapılandırması gereken bir ordu. Bizimle uğraşmak açısından da, muhalefetle uğraşmak açısından da polis teşkilatı yeniden yapılandırılıyor. Başbakan boş yere demiyor ‘polisime dokundurtmam polis rejimin güvencesidir’ diye. Evet polis rejimin güvencesidir. O yüzden polis teşkilatı da yeni rejime göre yeniden yapılandırılıyor ve şekillendiriliyor.

Şimdi AKP kriterleri var, yeni devletin kriterleri var. Yargıda da var, poliste de var, her yerde yeni rejimin kriterleriyle karşı karşıyayız. Yeni rejimin yargı kriteri özel yetkili mahkemeler. Askeri mahkemeler vardı, devlet güvenlik mahkemeleri vardı, şimdi de özel yetkili mahkemeler var. Bunu görüyoruz. Bir tutuklama terörü var, bunu görüyoruz. Gerçekten tutuklama bir terör haline dönüştürülmüş vaziyette. Bir arkadaşın deyimiyle “fiili meçhul sanık” var. Yani insanlar ne yaptığını bilmiyor, neden tutuklandığını bilmiyor.  Arkadaşlar anlatıyorlar: bize bir tane soru soruyorlar tutukluyorlar bizi, sordukları soruyla bizi tutuklama gerekçesi arasında dağlar kadar fark var.

Eskiden tutuklamanın bir harbiliği vardı. Eğer silahlı bir örgüt üyesi iseniz ya silah yakalatırdınız, ya ilişki yakalatırdınız, işkencede sizi çözmeye çalışırlardı. Şimdi öyle değil, şimdi bir şey yapmanıza gerek yok, son derece düzmece hikayelerle rahat bir biçimde tutuklanabiliriz, hepimiz tutuklama terörünün bir mağduru haline dönüşebiliriz. O yüzden ‘Sıra Kimde?’ sorusu anlamlı.

Şimdi tablo şu arkadaşlar: Bu AKP’nin yeni kurduğu Türkiye’ye karşı Kürtler direniyor doğrudur, bunu anlatmaya gerek yok, arkadaşlar anlattı, ifade etti. Sosyalistler ezildi, devrimciler ezildi ama devrimciler de, sosyalistler de yeniden ayağa kalkmaya başlıyor ve egemenler şunu görüyorlar, şunu hissediyorlar, bu AKP’nin bu yeni rejimin ortaya koyduğu projeye Türkiye’de Kürt halkının dışında direnebilecek, buna karşı cesurca mücadele yürütecek güç devrimcilerdir, sosyalistlerdir. Neden? Çünkü devrimciler az olabilirler, sosyalistler az olabilirler ama asla teslim olmazlar çünkü onlar zaten teslim olmayanların yolundan yürüyenlerdir. Denizler’in, Mahirler’in, İbrahim Kaypakkayalar’ın, Fatsa’lı Fikriler’in yolundan yürüyenlerdir. O yüzden bize saldırmaları anlaşılırdır. Bizim yapmamız gereken bu saldırılara karşı, bu yeni rejime karşı mücadele zeminlerimizi ortaklaştırmaktır.

Bu duygularla sizleri ve içerideki yoldaşlarımızı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. 

 


>> Sempozyumun I. Oturumu

>> Sempozyumun II. Oturumu

>> Sempozyumun III. Oturumu

>> SDP Genel Başkanı Dr. Rıdvan Turan'ın selamlama mektubu

>> Toplumsal Özgürlük tutsaklarının selamlama mektubu

>> Sosyalist Parti MYK Danışmanı Mahir Sayın'ın selamlama mektubu

>> Türkiye'de Hukuk ve Demokrasi Sempozyumu programı

>> Bora Balcı'nın objektifinden sempozyum fotoğrafları

>> Tüm Konuşmaların Ses Kayıtları





Loading