Hukuksuz 'demokrasi' tartışılıyor


15 Ocak 2011


Sıra Kimde İnisiyatifi tarafından düzenlenen "Türkiye'de Hukuk ve Demokrasi" sempozyumu Ankara'da, siyasi parti genel başkan ve temsilcilerinin, hukukçuların, yazar ve hak savunucularının katılımıyla gerçekleştirildi. Ekin Sanat Tiyatrosu'nda gerçekleştirilen sempozyum, Sultan Seçik'in açılış konuşmasıyla başladı. 21 Eylül komplosuyla tutuklanan SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan ile Toplumsal Özgürlük tutsaklarının cezaevinden, Mahir Sayın'ın yurtdışından gönderdiği selamlama mektuplarını Mehmet Özer sundu.  

Türkiye’de Hukukun İşleyişi ve Örnek Davalar başlıklı 1. Oturumun moderatörü Sibel Özbudun LAİK POLİS DEVLETİ”NDEN “CEMAATÇİ POLİS DEVLETİ”NE" başlıklı sunuşunu yaptı. Hukuk sisteminin "12 Eylül referandumuyla gerçekleştirilen Anayasa değişiklikleriyle birlikte, AKP (ve cemaat) tarafından zapt u rapt altına alınma süreci"nin tamamlanmakta olduğunu belirten Özbudun, "İslâmcı bir arkaplandan kalkınarak neo-liberalizme eklemlenen AKP"nin iktidar olabilmek için medya ve Silahlı Kuvvetlerden sonra hukuk sistemine de hakim olduğunu vurguladı. (>>Sibel Özbudun'un Konuşmasının Tam Metni)

İkinci konuşmayı "Cezaya Dönüşen Tutuklamalar ve ‘Terör’ Tanımı" başlığında yapan Ercan Kanar, burjuva hukukun bir ihlali olarak "düşmanla savaş hukuku"nu bir sapma olarak niteleyerek, terör kavramının tarihsel olarak büründüğü anlamları ele aldı.11 Eylül 2001'den sonra terörle savaşım adı altındake yeni yasal düzenlemelerin yeni suç tipleri yarattığını vurguladı. Düşmanla savaş hukukunda tutuklamanın tam bir rehin alma olduğunu, şantaj hapsi olduğunu belirten Kanar, özgürlük mücadelesinin bu haritayı yırtacağını, suç ve cuzanın olmadığı bir toplum mücadelesinin ezilenlerin mücadelesiyle açımacak bir sayfa olduğunu belirtti.

Av. Gülizar Tuncer, 21 Eylül Komplosuna ilişkin sunuşunda, somut hiçbir delil olmaksızın yasal örgütlerin hedefe alındığını ve uydurma kanıt yaratıldığını vurguladı. TÖP sözcülerinin ve SDP genel başkanının ve MYK üyelerinin sabaha karşı evlerinin basıldığını ve elleri kelepçelenerek mahkemeye çıkarıldıklarını anlattı. SDP ve TÖP operasyonunda Devrimci Karargah bağlantısı üzerine kirli bir propaganda yürütüldüğünü belirten Tuncer, Hanefi Avcı'yla ilişkilendirilmeye çalışıldığını söyledi. Bostancı&daki operasyondan sonra Orhan Yılmazkaya'yı tanıyan tanımayan herkesin Devrimci Karargah torbasına doldurulduğunu belirten Tuncer, PKK'nin solu bu örgüt aracılığıyla toparlamaya çalıştığının iddia edildiğini aktardı. Savcılık sorgusunda sürekli DBH ile ilgili sorular sorulduğunu, Kürt sorununa yakınlığın sorgulandığını, ama Devrimci Karargah'la ilgili soru sorulmadığını vurgulayan Av. Gülizar Tuncer, uydurma gerekçelerle tutukluluk halinin sürdürüldüğünü ekledi.

Av. Levent Kanat "Özel Yetkili Mahkemeler" konulu sunuşunda, İstiklal mahkemelerinden örnekler vererek özel yetkili mahkeme süreçlerini anlattıktan sonra, yalnızca AKP'ye muhalefetle ÖYM'lere karşı mücadele yürütülemeyeceğini vurguladı. Bu mahkemelerin belirttiği rejimi koruma anlayışına toptan karşı çıkmak gerektiğini ekledi. Bir basın açıklamasına katılmanın örgüt üyesi suçlamasıyla yargılanmak için yeterli olduğunun Yargıtay içtihadıyla kesinleştiğini söyleyen Av. Kanat, bunun ceza hukukuna aykırı bir anlayış olduğunu vurguladı.

Av. Meral Danış Beştaş, KCK Davalarının ilk operasyonunun 14 Şubat 2007'de Diyarbakır'da başladığını hatırlatarak, bu davanın, siyaseten tasfiye edilemeyen muhalefeti tasfiye arayışı olduğunu belirtti. "Bu davanın açılmasının, devamının, sonlandırılmasının, hiçbirinin kararı Diyarbakır'da verilmedi" diyen Beştaş, KCK davalarında her şeyin yargılandığını, 8 Martın, 21 Martın bile bu davada yargılandığını belirtti. 7.500 sayfalık iddianamenin iletişimlerin kopyala/yapıştırı olarak oluşturulduğunu vurgulayan Beştaş, "suç unsurları" olarak DTP genel başkan yardımcısının Diyarbakır belediye başkanı ile konuşmasının "talimat" diye iddianamede yer aldığını nakletti. DÖKH üyesi kadınların kota için çalışma yapmalarının bile suç sayıldığı iddianamede buna benzer bir çok garip iddianın yer aldığını söyleyen Av. Beştaş, bu iddialarla herkesin yargılanabileceğini belirtti. "Davanın başından beri hiçbir talebimiz kabul edilmedi" diyen Beştaş, duruşma tutunaklarının bile kendilerine verilmediğini ekledi. Beştaş konuşmasını "Böyle giderse hiçbirimiz dışarıda kalmayacağız" diyerek bitirdi.

Av. Özlem Gümüştaş, ESP Davası ile ilgili bilgi verdiği konuşmasında, Emniyet Müdürlüğünün gönderdiği fezlekede Ezilenlerin Sosyalist Platformunun faaliyetinin yasadışı olmadığının kabul edildiği ama söylemlerinin Marksist-Leninist bulunduğunu aktaran Gümüştaş, Gaye Operasyonları iddianamesinde açık alan çalışmalarının örgüt faaliyeti gibi gösterildiğini belirtti. Yasaların özel olarak örgütlenme zeminine saldırarak toplumsal muhalefeti susturmak için yorumlandığını belirten Gümüştaş, mahkeme salonlarında ezilenlerin toplumsal muhalefetinin meşruluğunu savunmanın önemli bir eylem olduğunu vurgulayarak sözlerini tamamladı.

Av. Erdal Doğan, Ergenekon davasında, somut cinayetlerin yargılanmadığını belirterek, Santora, Malatya Zirve, Hrant Dink olaylarında devlet yetkililerin dahli olduğunu ancak bürokratların yargılanmasından kaçınıldığını vurguladı. Malatya Zirve davasının somut cinayet olarak Ergenekon davasıyla birleştirilmesni talep ettiklerini belirten Av. Doğan, solun Türkiye'de mağdur olan kesim olarak Malatya Zirve davasına destek vermesi gerektiğini söyledi.

Sempozyumda verilen öğle arasından sonra II. Oturuma geçilmeden önce Sincan Cezaevinden Deniz Tepeli'nin mesajı okundu.

 

 

 

 

 


>> Sempozyumun I. Oturumu

>> Sempozyumun II. Oturumu

>> Sempozyumun III. Oturumu

>> SDP Genel Başkanı Dr. Rıdvan Turan'ın selamlama mektubu

>> Toplumsal Özgürlük tutsaklarının selamlama mektubu

>> Sosyalist Parti MYK Danışmanı Mahir Sayın'ın selamlama mektubu

>> Türkiye'de Hukuk ve Demokrasi Sempozyumu programı

>> Bora Balcı'nın objektifinden sempozyum fotoğrafları

>> Tüm Konuşmaların Ses Kayıtları



Loading