Komplonun 3. ayında hâlâ iddianame yok!


21 Aralık 2010


Sıra Kimde İnisiyatifi, SDP Genel Başkanı Dr. Rıdvan Turan ile TÖP sözcüsü Oğuzhan Kayserlilioğlu'nun, SDP ve TÖP yöntici ve üyelerinin tutuklanmalarının üzerinden 3 ay geçmesine rağmen hala iddianamenin hazırlanmaması protesto etmek için Meclis kapısı önünde oturma eylemi yaptı. 

Sıra Kimde İnisiyatifi, cezaevinde tutuklu bulanan SDP ve TÖP yöneticileri için her ayın 21'nde gerçekleştirdikleri protesto eylemini Meclis Dikmen kapısı önünde yaptı. Üzerinde tutuklanan Kürt siyasetçilerin, SDP ve TÖP yöneticilerinin resmi olan ve "İşte AKP demokrasisi" yazılı pankart açılan açıklamaya, BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata ve BDP Dersim Milletvekili Şerafettin Halis de katıldı. "Tutuklular serbest bırakılsın", "Komplolar sökmedi, sökmeyecek" sloganları atan grup, "Sıra kimde" yazılı dövizler taşıdı. Tutuklanan SDP ve TÖP yöneticilerin durumuna dikkat çeken BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata, "Tutuklanan yöneticiler 3 aydır hala neyle suçlandıklarını bile bilmiyorlar. Çünkü iddianameleri hala hazırlanmadı, tıpkı 14 Nisan operasyonlarında alınıp aylarca iddianame hazırlanmasını bekleyen Kürt siyasetçiler gibi" dedi. Darbe niteliğinde siyasi soykırımlarla karşı karşıya olduklarını belirten Ata, sol, sosyalist, Kürt ve muhaliflere yönelik yapılacak hiçbir soykırımın seslerini susturamayacaklarını ifade etti.

Ata'nın konuşmasından sonra oturma eylemine başlayan grup, basın açıklaması yaptı. Basın metnini okuyan TÖP sözcüsü Turgay Yılmaz, "Bakanın elinde olduğunu söylediği dosya gibi dosyalarla bu ülkede sabahın köründe siyasi parti başkanlarının, yasal platform sözcülerinin evleri basılmakta, o dosyalarla tutuklanmaktadırlar. Ama nedense bu dosyalardan bir iddianame çıkarabilmek o kadar kolay olmamakta, tutukluluk hali aylarca sürmekte, kendiliğinden bir cezaya dönüşmektedir." dedi.

Oturma eylemine yazar Temel Demirer, İHD Ankara Şube Başkanı Gökçe Otlu, KESK MYK üyeleri Hüseyin Gölpınar ve Songül Morsümbül, EğitimSen Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik, 78'liler Girişiminden Hüseyin Gevher ve ESP, EHP, TÖP, SDP temsilcileri katıldı.

 

Basın Açıklaması Metni:

Basına ve Kamuoyuna

AKP iktidarının tüm tehditlerine, yaratmaya çalıştığı korku imparatorluğuna karşı, ‘benim gibi olmayanı tutuklarım’ dayatmasına karşı, her ay Meclis önünde olacağız ve keyfi tutuklamalara, toplumu sindirme operasyonuna karşı buradan “demokrasi” diye haykıracağız demiştik, yine buradayız.

21 Eylül sabahı SDP Genel Başkanı Dr. Rıdvan Turan ile Toplumsal Özgürlük Platformu sözcüsü Oğuzhan Kayserilioğlu’nun, SDP ve TÖP yönetici ve üyelerinin evlerinin basılıp uydurma suçlamalarla cezaevine atılmalarının üzerinden üç ay geçti. İddianame hala hazırlanmadı. Aynı iftira ve karaçalma yöntemleriyle şimdi de öğrenci gençliğe karşı operasyonlar düzenlemek için hazırlık yapıldığına dair pis kokular geliyor. Hükümet, Cemaat, Polis, Yandaş Medya ortak yapımı ikinci sınıf bir propaganda filmi izliyor gibiyiz.

Başbakanın Dolmabahçe’de üniversite rektörleri ile üniversitelerin sorunlarını konuştuğu gün İstanbul polisinin üniversite öğrencilerine uyguladığı şiddet medyada yer bulup toplumsal tepkiyi tetikleyince başbakanından bakanlarına, Emniyetin eylem görüntüleri arşivcisinden AKP basınında “yazar” kadrosundan istihdam edilmiş fikir fukarası “sivil”lere uzanan bir koronun, sanki ortada fol yok yumurta yokken herkes birdenbire AKP’ye karşı birleşmiş de iktidarları elden gidiyormuş paniğine kapılarak polis şiddetini haklılamak için ürettikleri bahaneler, AKP’nin “ileri demokrasisinin”  alametifarikası olarak şimdiden siyasi literatürde yerlerini aldılar.

Öğrencilerin taşıdığı flamalar, başbakanın gözüne kasatura ve molotof olarak göründü diye, “davetsiz misafir” olarak Dolmabahçe’yi basmaya geldikleri vehmine kapılmasının ne kadar iler tutar bir yanı varsa,  polisin darp etmesi sonucu bir kadın öğrencinin bebeğini düşürmesinin, bir öğrencinin sağlam gözaltına alınıp burnu kırılarak serbest bırakılmasının, “polis demokrasisi” sınırları içersinde olağan görülerek göz ardı edilmeye, üstü örtülerek geçiştirilmeye çalışılmasının da o kadar anlamı vardır.

Başbakanın Emniyete “ortaya gerekli tavrını koyması” talimatı vermesi üzerine Emniyetin yıllardır özenle arşivlediği ve tasnif ettiği fotoğraflar Emniyetçe kaleme alınmış bir metin eşliğinde basına servis edildi ve bazı yayın organlarında “haber” süsü verilerek yayınlandı,  iki öğrenci adları verilerek hedef haline getirildi. Bu fotoğraflar IMF protestolarından, Tekel işçilerinin direnişine destek eylemlerinden, Sıra Kimde İnisiyatifinin basın açıklamalarından alınmaydı.

İçişleri Bakanı dün Meclis kürsüsünden, öğrenci eylemlerinde polisin kullandığı şiddeti aklamak için, polis dayağına maruz kalan öğrenciler için “ekran görüntüsü vermek için kendini yere atanlar” diyebilmiştir. İçişleri Bakanı ayrıca “Biz bunları tespit ettik, dosyamda var benim. Bunlar öğrenci ama her yerde bu tür şeylerin içerisinde olan belli bir grup var. Bunların kim olduğu, nereden geldiği biliniyor.” diyerek, öğrencilere yönelik bir operasyon tezgahlanmakta olduğunun sinyallerini vermiştir.

Bakanın elindeki dosyada neler olduğunu tahmin etmek hiç de zor değildir. Geçen hafta Emniyet tarafından yandaş medyaya servis edilmiş olan dosyada, Sıra Kimde İnisiyatifinin basın açıklamasından fotoğraflar yeralmakta, bu basın açıklamasına katılan öğrenciler “Devrimci Karargaha Destek” eylemine katılmışlar gibi lanse edilmekteydi. Bakanın elinde olduğunu söylediği dosya gibi dosyalarla bu ülkede sabahın köründe siyasi parti başkanlarının, yasal platform sözcülerinin evleri basılmakta, o dosyalarla tutuklanmaktadırlar. Ama nedense bu dosyalardan bir iddianame çıkarabilmek o kadar kolay olmamakta, tutukluluk hali aylarca sürmekte, kendiliğinden bir cezaya dönüşmektedir.

Emniyete göre en demokratik hakların kullanımı bile fotoğraflanıp arşivlenecek ve zamanı geldiğinde “illegal eylem” kanıtı olarak polis bülteni gibi çıkan gazetelere servis edilecek bir “suç”tur. Başbakana ve bakanlarına bu antidemokratik uygulamayı normalmiş gibi göstermek için yalan üstüne yalan üretmek düşmektedir.

Başbakan kendi sorup kendi yanıtlıyor: “Kim bunlar? İllegal örgüt mensupları. Kim bunlar? Bütün illegal olayların içinde yer alanlar.”
Başbakan yanıt vermelidir: “İllegal örgüt” dediğin SDP midir? TÖP müdür? “İllegal olaylar” dediğin Sıra Kimde İnisiyatifinin basın açıklamaları mıdır? Tekel işçilerinin eylemleri midir?

Başbakan kendisi gibi düşünmeyen herkesi illegal örgüt mensubu, AKP’nin düzenlemediği her eylemi illegal eylem mi sanıyor?

Hükümet ifade ve örgütlenme özgürlüklerini daha da kısma stratejisini yoğunlaştırmakta, darbe  dönemlerini aratmayacak bir baskıyla, TMK ve Özel Yetkili Mahkemeler eliyle özgürlükleri yok etme yolunda ilerlemektedir. Faşist rejimlerin yöntemlerinden devşirilmiş pespaye taktiklerle, muhalefeti ve öğrencileri faşistlikle suçlayarak kendisine ve yandaşlarına dikensiz gül bahçesi yaratabileceğini sanmaktadır. Önce sahte bir suç yaratılmakta ardından da tüm muhalif kesimler tutuklama terörü ile susturulmaya çalışılmaktadır.

Bizler hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulan arkadaşlarımızın serbest bırakılması için, her ayın 21’inde burada olacağız.

Susmayacağız. Tutuklamalarınız, medya yoluyla yaydığınız terör dalgası bizleri korkutmuyor

Saldırı hepimizedir. Birlikte püskürteceğiz.

Komploların boşa çıkartılması görevimizdir.

Mevzilerimizi terk etmeyeceğiz.

SIRA KİMDE İNİSİYATİFİ






















Loading