Ankara
Kadın Platformu, Barış İçin Kadın Girişimi, Denizli
Kadın Dayanışma Platformu, Eskişehir Demokratik Kadın
Platformu, İstanbul Bağcılar'da kaçırılarak şiddet
uygulanan DÖKH üyesi K.S'ye yapılan saldırıyı kınadılar.
Ankara'da pankart yerine üzerinde yazı olmayan beyaz bir
bez açan kadınlar "Her
gün, devletin maaş ve silah verdiği korucuların,
devletin resmi görevlileri olan polislerin, müdürlerin
ve bunlar gibi üniformalı erkeklerin kadınlara ve
çocuklara yönelik yeni bir tecavüz haberi daha geliyor.
Bunların buz dağının görünen yüzü olduğuna şüphe yok."
dediler.
BASIN AÇIKLAMASI:
Demokratik Özgür Kadın Hareketi
üyesi bir kadın arkadaşımız, sivil polis olduklarından
şüphelenilen kişiler tarafından kaçırılarak, cinsel
şiddete maruz bırakılmıştır. BDP kadın meclisi
çalışmaları yürüten DÖKH üyesi K.S. 17 Haziran 2010
tarihinde Bağcılar ilçesi Fevzi Çakmak mahallesinde
akşam 21:00 civarında bir arkadaşının evine giderken
sivil giyimli iki şahıs tarafından zor kullanarak beyaz
renkli bir doblo marka araca bindirilmiştir. Araca
bindirildiğinde şoförle birlikte bir kişinin daha
bulunduğunu, araçta önce gözlerinin bağlandığını sonra
kokulu bir bez parçasının burnuna tutularak bilincinin
kaybettirildiğini belirten K.S. bu zaman diliminde
yanında oturan şahıslardan birisinin 'SEN KENDİNİ NE
ZANNEDİYORSUN? İKİ AYDIR SENİ TAKİP EDİYORUZ' dediğini,
diğerinin 'NİYE KONUŞUYORSUN BUNLARI SÖYLEME ' diyerek
uyardığını duyduğunu bu andan sonrasını hatırlamadığını
belirtmektedir. Kendisine geldiğinde ertesi gün saat
sabah 06.00 civarı olduğunu fark eden K.S. yıkık dökük
harabe bir evde olduğunu, tüm kıyafetlerinin üzerinden
çıkartıldığını, bulunduğu mekanda bir çekyat, birkaç
battaniye olduğunu, çantasının karıştırılıp, cep
telefonu ve parasının alındığını görmüştür. Arkadaşımı,
bulunduğu mekandan çıkarak yaklaşık 1 saat yürüyerek
Bağcılar tramvay durağına geldiğini ve buradan Taksim’e
gelerek yaşadıklarını arkadaşına anlattığını, arkadaşı
ile birlikte TİHV’ e başvuru yaptığını ve özel bir
hastaneden rapor aldığını belirtmektedir. Raporda da
tecavüze uğradığına dair bulgular olduğu
belirtilmektedir. Yine 20 Haziran itibariyle Bakırköy
savcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.
Bildiğiniz
gibi, örgütlü kadınlara karşı geliştirilen bu saldırı
ilk değil. Özgürlük mücadelesi yürüten örgütlü kadınlara
saldırı her dönemde olabildiği gibi savaşın/çatışmanın
arttığı dönemlerde kadınlar, militarist erkek egemen
sistemin ve bu sistemin aktörleri olan erkeklerin
tacizine, tecavüzüne ve her türlü şiddetine daha fazla
maruz kalmaktadırlar.
Çatışma ve savaş ortamında kadınlar
daha fazla yok sayılmakta, bedenleri savaş alanı haline
getirilmekte ve savaş ortamındaki şiddet arttıkça
kadınlara yönelik her türlü şiddetin dozu artarak
yaygınlaşmaktadır.
Kadına yönelik şiddet yeni değil,
her gün yüzlerce kadın tecavüze uğruyor, günde en az 3
kadın öldürülüyor. Son zamanlarda ülkenin değişik
yerlerinden ve Kürt illerinden gelen haberlerle,
aralarında üniformalıların da bulunduğu toplu taciz ve
tecavüz olaylarının görünürlüğü arttı. Her gün, devletin
maaş ve silah verdiği korucuların, devletin resmi
görevlileri olan polislerin, müdürlerin ve bunlar gibi
üniformalı erkeklerin kadınlara ve çocuklara yönelik
yeni bir tecavüz haberi daha geliyor. Bunların buz
dağının görünen yüzü olduğuna şüphe yok.
Yatılı
bölge okullarındaki çocuklar okul ve il yöneticilerinin
bilgisi dahilinde tecavüz çetelerinin kurbanı olurken,
Siirt’te devletin valisi' taş atacaklarına fuhuş
yapsınlar' diyerek cinsiyetçi- ırkçı yüzünü gösterdi ve
bunun bir devlet politikası olduğunu itiraf etmiş oldu.
Bu vahşeti, erkek iktidarının,
erkek egemenliğinin pervasız ve sınır tanımaz tahakküm
kurma karakterini biz kadınlar çok yakından tanıyoruz.
Sistemin yıldırma, aşağılama, köleleştirme taktikleri
bizi eksiltmez ve mücadelemizden vazgeçirmez.
Yaşananlar, sistemle mücadele etmekte ne kadar haklı
olduğumuzu göstermektedir.
Biz kadınlar kadın dayanışması ile
büyüttüğümüz mücadelemizde yine kadın dayanışmasının
gücüne inanarak arkadaşımıza yapılan saldırıyı
kınıyoruz. Tacizin, tecavüzün, kadına yönelik şiddetin
ve bunları besleyen militarist devlet politikalarının
son bulması için sesimizi yükseltmeye devam ediyoruz.
Giderek artan çatışma ortamına ve savaşı körükleyen
savaş tellallarına inat barış talebimizi yineliyoruz.
Biz hayatız, biz özgürlüğüz, biz değişimin gücüyüz.
SÖZ BİTMİŞTİR, SABRIMIZ
TÜKENMİŞTİR.
ARTIK SAVAŞIN GÜNDEMLERİYLE DEĞİL
BARIŞ UMUTLARIYLA UYANMAK
İSTİYORUZ.