TEKEL İŞÇİLERİ TÜRK-İŞ'İ İŞGAL ETTİ


24 Mayıs 2010




Tekel işçileri, 26 Mayıs'taki genel grevin iptal edilip, bir saatlik iş bırakma eylemine dönüştürülmesini protesto amacıyla, Türk-İş 1'inci Bölge Temsilciliği'ni işgal etti. İşçiler iki gün boyunca binayı terk etmeyeceklerini söyledi. Bugün öğle saatlerinde Gümüşsuyu'ndaki temsilciliğe gelen 40 Tekel işçisi, bina içinde yaptıkları toplantı sonrasında balkona çıktı. Başlarına siyah bant takan işçiler, üzerinde "Sorumsuz Türk-İş yönetimi ve Mustafa Kumlu İstifa" ve "İşçiler Ölüyor, Sendikalar Susuyor, 26 Mayıs’ı Satan Türk-İş’ten Hesap Soracağız" yazılı pankartlar açarak Türk-İş ve hükümet aleyhine sloganlar attı. Eylem devam ederken, aşağıda toplanan bir grup da alkışlarla işçilere destek verdi. Konfederasyon başkanlarının aldığı kararı protesto ettiklerini ve 26 Mayıs kararını uygulamayanları istifaya çağırdıklarını belirten Durdu, “Sendika başkanları tarafından işçinin hakkını savunmak ve yaptırım için 26 Mayıs'ta genel grev duyurusu yapılmıştı. Ancak 4 konfederasyonun başkanları genel grev kararının içini boşaltarak bir saatlik yemek boykotuna dönüştürdüler. Şube başkanları olarak 26 Mayıs'taki kararı uygulamayanların istifasını istiyoruz. İki gün boyunca bu binada işgalimizi devam ettireceğiz. 15 sendika başkanı ile yapacağımız toplantı sonunda iki gün boyunca binadaki eylemimizin sonunda 26 Mayıs günü bunu binlerce kişi ile bina dışında kutlayacağız” dedi.  Sendika binası önüne gelen çevik kuvvet ekipleri, güvenlik önlemi alırken işgale müdahale etmedi.

 

Tekel işçilerinin mücadelesi Ankara’daki 78 günlük direnişten sonra devam ediyor

Sosyalist Demokrasi'den Aylin Mert'in sorularını yanıtlayan işçiler 26 Mayıs Genel Grev Gününe kadar binayı terk etmeyeceklerini ve açlık grevine başladıklarını belirttiler.

26 Mayıs’taki genel grevden çekilme kararı alan Türk-İş yöneticilerinin ve başkan Mustafa Kumlu’nun istifasını isteyerek sendika binasını işgal ettiniz.  Süreç nasıl gelişti, sendika yöneticilerinin tutumu neydi bu süreçte?
 
METİN ARSLAN:


Ankara ‘da başlattığımız mücadele en başından beri sendika tarafından sahiplenilmedi, bizler direnişteki işçiler olarak Ankara’daki çadırkent sürecini tırnaklarımızla ördük ve 78 gün direndik. Bizler, o çadırları kaldırırken, mücadelemizi sonlandırmamıştık. Sendika ile olan görüşmelerimizde alınan kararlar hayata geçmedi. Örneğin 4 Şubat grevi gerçekleşmedi. 26 Mayıs’ ta  genel grev kararı almıştık, 12 maddelik bir dizi talepler listesini içeriyordu bu grev. Fakat yaklaşık üç aydır bunun için hiçbir çalışma yapılmadı sendika tarafından. 1-2 Nisan da Ankara’da gerçekleştirmek istediğimiz miting, çok sert müdahalelerle engellendi, işçileri Türk- İş binasına almadılar. Ardından  1 Mayıs’ta sendika yöneticileri tarafından çeşitli provokasyonlar yapıldı, Mustafa Kumlu kürsüden, işçilere saldırdı.Tüm bu saldırılar sendika yöneticilerinin, biz işçilere karşı yönelttiği teşhir-tehcir ve imha politikalarının bir parçasıdır.

26 Mayıs için grevi için Şubat ayında alınan bir karardı. Fakat son süreçte Türk- İş'in genel toplantısında ezici çoğunlukla, bu grevin şartlarının oluşmadığı kararı çıktı. Kumlu bu kararı bizlere açıklamadı. Bu 26 Mayıs Genel Grev kararını 4 konfederasyon birlikte almıştı,ama Kumlu buna uymadı. Burada söylenmesi gereken bir başka şeyse, Disk ve Kesk’in çelişkili tutumları. Disk ve Kesk yönetimleri; bir yandan genel grevi hep birlikte örgütleyelim derken, bir yandan da Türk-İş’e  “sen imza at ama uygulama grevi” dedi. Özetle,  hep birlikte örgütlenmesi kararlaştırılan bu grevden çekilen Türk-İş’ den hesap soracağına, çelişkili bir tavır takındı.

Bizlerin Ankara direnişinden sonra dile getirdiğimiz 12 maddelik talepler listesiyle yapmayı planladığımız genel grev eylemimizin üstü karalandı. Sendika yöneticileri bize diyor ki; “Genel grev  yapmayın, 26 Mayıs günü herkes iş yerlerinde öğle arasında 1 saatlik bildiri dağıtsın.” Bizler bunu kabul etmiyoruz. Bizler haklarımız için aylarca mücadele ettik, bugün de hükümetin danışmanı gibi çalışan Mustafa Kumlu’ ya ve sendika yöneticilerine  tepkimizi , sendika binamızı işgal ederek gösteriyoruz.

Bugün buradaki işgal eylemi de, tıpkı daha öncekiler gibi tabandan örgütlenen bir eylemdir. Bugün burada yalnız değiliz. İtfaiye işçileri, İSKİ işçileri, Esenyurt Belediyesi’nden işçiler, UPS çalışanları, ATV-Sabah grevcileri ve daha pek çok işçi yoldaşımız yanımızda. Sendikanın gerçek sahibi bizleriz. Sendika yöneticileri gelip geçicidir. Biz bugün bunu gösterdik herkese. Birazdan açlık grevine başlayacağız ve eylemimiz 26 Mayıs Genel Grev gününe kadar sürecek.

SONGÜL:

Tekel sürecinde hep birlikteydik sizlerle, Ankara’dan ayrılırken Genel Grev kararı ile ayrılmıştık. 12 maddelik taleplerimiz vardı ve bu talepler sadece Tekel işçileri için değildi tüm sınıfı, emekçileri ilgilendiren taleplerdi. Genel grev eylemimizin içi boşaltıldı. Bu taleplerin hiçbirisinin karşılığını almadık biz, hangi gerekçeyle genel grevi iptal edebiliriz ki? Bizim mücadelemiz sürüyor, sürecek.

Ben işsizim, açım. Evde beni bekleyen çocuklarım da açlar, evimin kirasını, faturasını ödeyemiyorum kaç zamandır. Mustafa Kumlu 70 yaşında, her gün evine milyarlar götürüyor, ben 38 yaşındayım, evimde ekmek bekleyen çocuğumun karnını doyuramıyorum.

Bizler şimdiye kadar hükümete, devlete karşı mücadele yürütüyorduk, bundan böyle sarı sendikacılığa, sendika ağalarına karşı da mücadele yürüteceğiz. 26 Mayıs grevinden çekilme kararı alan yöneticiler, hiç olmazsa, geçtiğimiz günlerde Zonguldak’ta katledilen 30 işçinin anısına saygı gösterselerdi.

Tekel direnişinin bizlere öğrettiği pek çok şey var kuşkusuz. Ama bunların arasında belki de en önemlisi bu mücadele içinde öne çıkan kadınlar. Kadın işçilerin direniş sürecine yön vermeye başlamasıyla, en önlere çıkmasıyla beraber mücadele hattı daha da militanlaştı, gelişti. Siz de bu direnişin en ön saflarında duran kadınlardan biri olarak neler söylemek istersiniz?

Evet, biz kadın işçiler; Tekel eylemlilikleriyle beraber pek çok kazanım elde ettik hayatlarımızda. Bizlerin yanımızdaki erkek yoldaşlarımıza göre sorumluluklarımız çok daha fazla, evde bekleyen bebeklerimiz var, çekip çevirmek zorunda olduğumuz evlerimiz var. Koşullarımız çok daha zorlu. Ama biz bugün de emzikli bebeklerimizi evimizde bıraktık geldik, ekmeğimiz için savaşıyoruz. Biz başından beri kadınlar olarak en ön saflarda direnmeye and içtik, ve bu sözümüzü tutmaya devam ediyoruz. Tekel direnişiyle beraber fark ettik görünmeyen emeğimizin gücünü, mücadele içinde büyüttük, sürdüreceğiz de…