Dev-Lis'e
yönelik baskılar TBMM kürsüsünden dile getirildi. BDP Diyarbakır
Milletvekili Akın Birdal Meclis Genel Kurulunda şöyle konuştu:
"bir şiddet ve çatışma kültürü Meclisin çatısı altında oluşturuluyor,
besleniyor. Örneğin paralı eğitime karşı çıkan, üniversitelerin parasız
olmasını isteyen, özel dershanelerin kapatılmasını isteyen, son bir
haftadır, DEV-LİS’li çocukların uğradığı saldırıya hepimiz tanık olmadık
mı? Şimdi, Polis Vazife ve Salahiyetleri Yasası’nı çıkarıyorsunuz üç yıl
önce ve üç yıldır 255 kişinin ölümüne neden olan bu uygulamanın, bu
tutumun sorgulanmasını istemiyorsunuz. Böyle bir demokratikleşme olur
mu? Böyle bir sivil toplum olur mu? Böyle bir hukuk devleti olur mu?
Açlık, yoksulluk ve korku üreterek bir imparatorluk kurmaya çalışmanın
adı “demokrasi” olamaz, “hukuk devleti” olamaz." Öte yandan Dev-Lis'lilere
eğitim kurumlarında uygulanan baskılarla ilgili olarak Akın Birdal'ın
Milli Eğitim Bakanına yönelttiği soruyu bakan yazılı olarak
cevaplayacağını belirtti.
Akın Birdal'ın 19 Nisan 2010'da Mecliste
yaptığı konuşmanın TBMM tutanaklarına göre tam metni:
BAŞKAN –Değerli milletvekili arkadaşlarım, Barış ve
Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde, Diyarbakır Milletvekili
Sayın Akın Birdal. Buyurun Sayın Birdal. (BDP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır efendim.
AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
güvenlik güçlerinin gösteri, toplantı ve yürüyüşler üzerinde çocuklara
yönelik yaklaşımlarının ve onun sonuçlarının araştırılması için bir
Meclis araştırma komisyonunun oluşturulması için Barış ve Demokrasi
Partisi olarak verdiğimiz öneri üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi
saygıyla selamlarım.
Kuşkusuz, herkesin gündemi kendine. Örneğin, İktidar Partisinin gündemi,
17’nci kez değişiklik yapılacağı görüşüyle, 12 Eylül darbe anayasasının
ruhunu koruyan vesayetçi bir anayasa değişikliğini bize getirmektedir ve
bu değişikliklerin toplumun beklenti ve gereksinmelerine karşılık verici
bir değiştirme olmayacağını düşünüyoruz.
Ayrıca, bugün yeni bir gündem belirleniyor, başkanlık sistemi. Yani,
şimdi, toplumun, gerçekten halkımızın beklentileriyle Sayın Başbakanın
beklentileri farklı. Örneğin, temel hak ve özgürlüklere gereksinme duyan
ezilen emekçi halkların gereksinmeleri ve beklentileri ile AKP’nin ve
Sayın Başbakanın beklenti ve gereksinmeleri çok farklı.
O nedenle, bizim Barış ve Demokrasi Partisi olarak da gündemimiz
eksiksiz bir demokrasidir, barıştır, temel hak ve özgürlükleri güvence
altına almış, eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, sivil bir anayasadır ve
herkesin kendisini diliyle, kimliğiyle, kültürüyle ifade edebileceği
demokratik bir sivil toplumdur. O nedenle, bizim gündemimiz
doğrultusunda çocuklarımızın da karşılaştığı bu durumu dikkate alan bir
yerden Meclis araştırması önergesi verdik.
Şimdi, gerçekten, örneğin, 1.627 çocuk var şu anda cezaevlerinde. 243
çocuk hüküm giydi. Berivan’ın çığlığını duymadan, son bir yılda ekrana
da yansıyıp, kamuoyunun gördüğü Hakkâri’de –Neden Hakkâri’si ise- üç
kez, örneğin, kolu kırılan çocuğumuz, dipçikle başı yarılan çocuğumuz,
uzun süre yoğun bakımda kaldı ve on son da on dört yaşındaki Habip
Kurt’un yerlerde sürüklenişine tanık olduk. Aslında yerlerde sürüklenen
o çocuklarımız değil, insanlık yerde sürünüyor. Bir rejimin gerçekten
fotoğrafıdır o.
Şimdi, bu çocukların suça itildiği ileri sürülüyor. Arkadaşlar, on üç-on
dört yaşında, çocukluklarını yaşayamadan başka şeyler yaşayan çocuklar
onlar. Onların ellerinde taş izi arayarak, onların bedeninde ter izi
arayarak ve onları suçlayarak bir ülkede demokrasi olmaz ve çocukları
sürekli potansiyel suçlu görerek o ülkede barış olmaz. Çocukları
cezaevine tıkarak, onları özgürlüklerinden ve eğitim hakkından yoksun
bırakarak, burada çocukların suça itildiği söylenerek gerçekler manipüle
edilemez.
Bakın şimdi, taş attığı gerekçesiyle on üç-on dört yaşında bir çocuk
Terörle Mücadele Yasası’nın ilgili maddeleriyle, Türk Ceza Yasası’nın
ilgili maddeleriyle, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet
ettiği gerekçesiyle, güvenlik güçlerine karşı koydu diye ve de devlet
malına zarar verdi gerekçesiyle beş yasa maddesinden yargılanarak
otuz-kırk yıl ceza isteniyor.
Şimdi, örneğin, açılımdan neyi kastediyorduk, beklentimiz neydi bizim?
Kürt sorununun demokratik, barışçıl çözümü değil miydi ve Kürt halkının
beklentilerine karşılık verecek bir süreci başlatmak değil miydi?
Şimdi, biliyor muyuz o çocukların gece yarısı evlerinden annelerinin,
babalarının, ağabeylerinin alınıp, bir daha getirilmediğine bir daha
getirilmediğine tanık olduklarını? Biliyor muyuz, o çocukların gece
yarısı evlerinin basılıp yakınlarının, büyüklerinin işkenceyle alınıp
götürülüp bir daha evlerine dönmediğini? Biliyor muyuz, o çocukların
zorla köydeki evlerinin, bahçelerinin yakılıp hayvanlarının öldürülerek,
kendilerinin arkadaşlarından koparılarak kente göç ettirildiklerini? Ve
biliyor muyuz, gerçekten her gün o kentlerde ve ekranlarda başka
arkadaşlarının ve çocukların nasıl yaşadıklarını ve kendilerine reva
görülen bu yaşam biçimine o çocukluk onuruyla ve yüreğiyle nasıl karşı
çıktıklarını? O nedenle bu Meclis araştırma komisyonunu oluşturarak
derhâl bu sorunun çözümüne çare aramalıyız.
Tabii, işte burada görüyoruz, bir şiddet ve çatışma kültürü bence bu
yüce Meclisin çatısı altında oluşturuluyor, besleniyor. Örneğin bizim
coğrafyamızda çocuklara bu denli şiddet uygulanırken başka çocuklara
uygulanmıyor mu? Onlara da uygulanıyor. Örneğin paralı eğitime karşı
çıkan, üniversitelerin parasız olmasını isteyen, özel dershanelerin
kapatılmasını isteyen, son bir haftadır, DEV-LİS’li çocukların uğradığı
saldırıya hepimiz tanık olmadık mı?
Şimdi, Polis Vazife ve Salahiyetleri Yasası’nı çıkarıyorsunuz üç yıl
önce ve üç yıldır 255 kişinin ölümüne neden olan bu uygulamanın, bu
tutumun sorgulanmasını istemiyorsunuz. Böyle bir demokratikleşme olur
mu? Böyle bir sivil toplum olur mu? Böyle bir hukuk devleti olur mu?
Açlık, yoksulluk ve korku üreterek bir imparatorluk kurmaya çalışmanın
adı “demokrasi” olamaz, “hukuk devleti” olamaz.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Faşizm olur, faşizm!
AKIN BİRDAL (Devamla) – Elbette faşizmdir. Biz bunlara hep tanık olduk
ve bu ülke de bu fotoğrafları çok gördü, çok yaşadı.
Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere Türkiye, Birleşmiş Milletlerin
üyesidir ve Birleşmiş Milletlerce kabul edilen Çocuk Hakları
Sözleşmesi’nin 37’nci maddesinin (a) bendi, “Hiçbir çocuk, işkence ya da
diğer zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi
tutulamaz.” derken aynı maddenin (b) bendinde “Hiçbir çocuk yasadışı ya
da keyfî biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılamayacaktır. Bir çocuğun
tutuklanması, alıkonulması, düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süre ile
sınırlı tutulacaktır.” demesine karşılık ve de biz bunu kabul etmişken
ve de bu Anayasa’nın 90’ıncı maddesi, kabul edilen ulusal üstü hukukun
iç hukuk niteliği kazandığını emretmişken ne yazık ki bunu da yok
saymaktayız.
Şimdi, ülkemizde yaklaşık yirmi beş yıldır süren, işte bu çatışmanın
yarattığı sonuçlardır ve bir kültürdür bu. Bu bakımdan, çocuklarımızı
koruyacak, gözetecek birtakım yasal düzenlemeler yapılması yetmiyor.
Uygulama da kuşkusuz farklı yani kimi güvenlik güçlerinin şeker
dağıtması ve o anda çocuklarla insani bir ilişkisinin ertesi gün
biteceğini bilmek gerekiyor. O nedenle çocuklar, kaygıyla, korkuyla
büyütülmemeli ve bunun için de sevgi ve barış ortamının önemi çok,
olmazsa olmazdır. Özellikle bölgemiz açısından, çocuklarımızın
gereksinmelerine, beklentilerine karşılık verebilecek bir anlayışı
politika ve kültür hâline getirmeliyiz, yoksa… On iki yaşındaki Uğur
Kaymaz’ın hâlâ o bakan gözlerinin rahatsızlığını duyuyoruz, bedeninde on
üç kurşunla babasıyla öldürülen Uğur Kaymaz’ın. On sekiz yaşındaki
Mehmet Akbulut, dokuz yaşında Abdullah Duran, sekiz yaşındaki Enes Ata,
on yedi yaşındaki Mahsum Mızrak, on yedi yaşındaki Emrah Fidan ve sekiz
yaşında İsmail Erkek ise hepimizin gözlerine bakarak yaşamlarını
yitirdiler. Üç yaşındaki Fatih Tekin ve on yaşındaki Mizgin Özbek, 31
Mart 2006 tarihinde Batman’da çıkan olaylarda yine güvenlik güçlerinin
açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmiştir. Şimdi, ben soruyorum: Bu
çocukların ölümüne neden olan güvenlik güçlerinden kaç tanesi hakkında
soruşturma yürütüldü, kaç tanesi mahkûm edildi? Olmaz… O nedenle
“Polisin elini, güvenlik güçlerinin elini soğutmayalım.” anlayışı
militarist, otoriter, baskıcı ve yasakçı bir rejimde saklanmak
isteyenlerin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Süreniz dolu. Size de bir dakikalık süre veriyorum. Sayın
Birdal, lütfen tamamlayınız.
AKIN BİRDAL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.
O nedenle, değerli milletvekilleri, Berivan’ın, 14 yaşındaki çocuğumuzun
cezaevinden gelen sesine kulak vermenizi istiyoruz. Habib Kurt’un yerde
sürünerek insanlık onurunun yerde sürülüşünün artık görülmesini
istiyoruz. Bugün, çünkü insan tomurcuklarıdır ve demokrasinin
tomurcuklarıdır. Eğer çocuklarımız varsa, güvenle, sevgiyle ve kendi
kişiliklerine bağlı değer verilerek bir sistem yaratılmak isteniyorsa
tam bir demokrasi, çocuk haklarına, insan haklarına bağlı demokratik,
sivil bir anayasa ile inşasıyla mümkün olacaktır. Bu umutla hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Birdal, teşekkür ederim.