DEV-LİS'E POLİS SALDIRISI TBMM'DE


19 Nisan 2010



Dev-Lis'e yönelik baskılar TBMM kürsüsünden dile getirildi. BDP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal Meclis Genel Kurulunda şöyle konuştu: "bir şiddet ve çatışma kültürü Meclisin çatısı altında oluşturuluyor, besleniyor. Örneğin paralı eğitime karşı çıkan, üniversitelerin parasız olmasını isteyen, özel dershanelerin kapatılmasını isteyen, son bir haftadır, DEV-LİS’li çocukların uğradığı saldırıya hepimiz tanık olmadık mı? Şimdi, Polis Vazife ve Salahiyetleri Yasası’nı çıkarıyorsunuz üç yıl önce ve üç yıldır 255 kişinin ölümüne neden olan bu uygulamanın, bu tutumun sorgulanmasını istemiyorsunuz. Böyle bir demokratikleşme olur mu? Böyle bir sivil toplum olur mu? Böyle bir hukuk devleti olur mu? Açlık, yoksulluk ve korku üreterek bir imparatorluk kurmaya çalışmanın adı “demokrasi” olamaz, “hukuk devleti” olamaz." Öte yandan Dev-Lis'lilere eğitim kurumlarında uygulanan baskılarla ilgili olarak Akın Birdal'ın Milli Eğitim Bakanına yönelttiği soruyu bakan yazılı olarak cevaplayacağını belirtti.

 

Akın Birdal'ın 19 Nisan 2010'da Mecliste yaptığı konuşmanın TBMM tutanaklarına göre tam metni:

BAŞKAN –Değerli milletvekili arkadaşlarım, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde, Diyarbakır Milletvekili Sayın Akın Birdal. Buyurun Sayın Birdal. (BDP sıralarından alkışlar) Süreniz on dakikadır efendim.
AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güvenlik güçlerinin gösteri, toplantı ve yürüyüşler üzerinde çocuklara yönelik yaklaşımlarının ve onun sonuçlarının araştırılması için bir Meclis araştırma komisyonunun oluşturulması için Barış ve Demokrasi Partisi olarak verdiğimiz öneri üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Kuşkusuz, herkesin gündemi kendine. Örneğin, İktidar Partisinin gündemi, 17’nci kez değişiklik yapılacağı görüşüyle, 12 Eylül darbe anayasasının ruhunu koruyan vesayetçi bir anayasa değişikliğini bize getirmektedir ve bu değişikliklerin toplumun beklenti ve gereksinmelerine karşılık verici bir değiştirme olmayacağını düşünüyoruz.
Ayrıca, bugün yeni bir gündem belirleniyor, başkanlık sistemi. Yani, şimdi, toplumun, gerçekten halkımızın beklentileriyle Sayın Başbakanın beklentileri farklı. Örneğin, temel hak ve özgürlüklere gereksinme duyan ezilen emekçi halkların gereksinmeleri ve beklentileri ile AKP’nin ve Sayın Başbakanın beklenti ve gereksinmeleri çok farklı.
O nedenle, bizim Barış ve Demokrasi Partisi olarak da gündemimiz eksiksiz bir demokrasidir, barıştır, temel hak ve özgürlükleri güvence altına almış, eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, sivil bir anayasadır ve herkesin kendisini diliyle, kimliğiyle, kültürüyle ifade edebileceği demokratik bir sivil toplumdur. O nedenle, bizim gündemimiz doğrultusunda çocuklarımızın da karşılaştığı bu durumu dikkate alan bir yerden Meclis araştırması önergesi verdik.
Şimdi, gerçekten, örneğin, 1.627 çocuk var şu anda cezaevlerinde. 243 çocuk hüküm giydi. Berivan’ın çığlığını duymadan, son bir yılda ekrana da yansıyıp, kamuoyunun gördüğü Hakkâri’de –Neden Hakkâri’si ise- üç kez, örneğin, kolu kırılan çocuğumuz, dipçikle başı yarılan çocuğumuz, uzun süre yoğun bakımda kaldı ve on son da on dört yaşındaki Habip Kurt’un yerlerde sürüklenişine tanık olduk. Aslında yerlerde sürüklenen o çocuklarımız değil, insanlık yerde sürünüyor. Bir rejimin gerçekten fotoğrafıdır o.
Şimdi, bu çocukların suça itildiği ileri sürülüyor. Arkadaşlar, on üç-on dört yaşında, çocukluklarını yaşayamadan başka şeyler yaşayan çocuklar onlar. Onların ellerinde taş izi arayarak, onların bedeninde ter izi arayarak ve onları suçlayarak bir ülkede demokrasi olmaz ve çocukları sürekli potansiyel suçlu görerek o ülkede barış olmaz. Çocukları cezaevine tıkarak, onları özgürlüklerinden ve eğitim hakkından yoksun bırakarak, burada çocukların suça itildiği söylenerek gerçekler manipüle edilemez.
Bakın şimdi, taş attığı gerekçesiyle on üç-on dört yaşında bir çocuk Terörle Mücadele Yasası’nın ilgili maddeleriyle, Türk Ceza Yasası’nın ilgili maddeleriyle, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet ettiği gerekçesiyle, güvenlik güçlerine karşı koydu diye ve de devlet malına zarar verdi gerekçesiyle beş yasa maddesinden yargılanarak otuz-kırk yıl ceza isteniyor.
Şimdi, örneğin, açılımdan neyi kastediyorduk, beklentimiz neydi bizim? Kürt sorununun demokratik, barışçıl çözümü değil miydi ve Kürt halkının beklentilerine karşılık verecek bir süreci başlatmak değil miydi?
Şimdi, biliyor muyuz o çocukların gece yarısı evlerinden annelerinin, babalarının, ağabeylerinin alınıp, bir daha getirilmediğine bir daha getirilmediğine tanık olduklarını? Biliyor muyuz, o çocukların gece yarısı evlerinin basılıp yakınlarının, büyüklerinin işkenceyle alınıp götürülüp bir daha evlerine dönmediğini? Biliyor muyuz, o çocukların zorla köydeki evlerinin, bahçelerinin yakılıp hayvanlarının öldürülerek, kendilerinin arkadaşlarından koparılarak kente göç ettirildiklerini? Ve biliyor muyuz, gerçekten her gün o kentlerde ve ekranlarda başka arkadaşlarının ve çocukların nasıl yaşadıklarını ve kendilerine reva görülen bu yaşam biçimine o çocukluk onuruyla ve yüreğiyle nasıl karşı çıktıklarını? O nedenle bu Meclis araştırma komisyonunu oluşturarak derhâl bu sorunun çözümüne çare aramalıyız.
Tabii, işte burada görüyoruz, bir şiddet ve çatışma kültürü bence bu yüce Meclisin çatısı altında oluşturuluyor, besleniyor. Örneğin bizim coğrafyamızda çocuklara bu denli şiddet uygulanırken başka çocuklara uygulanmıyor mu? Onlara da uygulanıyor. Örneğin paralı eğitime karşı çıkan, üniversitelerin parasız olmasını isteyen, özel dershanelerin kapatılmasını isteyen, son bir haftadır, DEV-LİS’li çocukların uğradığı saldırıya hepimiz tanık olmadık mı?
Şimdi, Polis Vazife ve Salahiyetleri Yasası’nı çıkarıyorsunuz üç yıl önce ve üç yıldır 255 kişinin ölümüne neden olan bu uygulamanın, bu tutumun sorgulanmasını istemiyorsunuz. Böyle bir demokratikleşme olur mu? Böyle bir sivil toplum olur mu? Böyle bir hukuk devleti olur mu? Açlık, yoksulluk ve korku üreterek bir imparatorluk kurmaya çalışmanın adı “demokrasi” olamaz, “hukuk devleti” olamaz.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Faşizm olur, faşizm!
AKIN BİRDAL (Devamla) – Elbette faşizmdir. Biz bunlara hep tanık olduk ve bu ülke de bu fotoğrafları çok gördü, çok yaşadı.
Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere Türkiye, Birleşmiş Milletlerin üyesidir ve Birleşmiş Milletlerce kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 37’nci maddesinin (a) bendi, “Hiçbir çocuk, işkence ya da diğer zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz.” derken aynı maddenin (b) bendinde “Hiçbir çocuk yasadışı ya da keyfî biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılamayacaktır. Bir çocuğun tutuklanması, alıkonulması, düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır.” demesine karşılık ve de biz bunu kabul etmişken ve de bu Anayasa’nın 90’ıncı maddesi, kabul edilen ulusal üstü hukukun iç hukuk niteliği kazandığını emretmişken ne yazık ki bunu da yok saymaktayız.
Şimdi, ülkemizde yaklaşık yirmi beş yıldır süren, işte bu çatışmanın yarattığı sonuçlardır ve bir kültürdür bu. Bu bakımdan, çocuklarımızı koruyacak, gözetecek birtakım yasal düzenlemeler yapılması yetmiyor. Uygulama da kuşkusuz farklı yani kimi güvenlik güçlerinin şeker dağıtması ve o anda çocuklarla insani bir ilişkisinin ertesi gün biteceğini bilmek gerekiyor. O nedenle çocuklar, kaygıyla, korkuyla büyütülmemeli ve bunun için de sevgi ve barış ortamının önemi çok, olmazsa olmazdır. Özellikle bölgemiz açısından, çocuklarımızın gereksinmelerine, beklentilerine karşılık verebilecek bir anlayışı politika ve kültür hâline getirmeliyiz, yoksa… On iki yaşındaki Uğur Kaymaz’ın hâlâ o bakan gözlerinin rahatsızlığını duyuyoruz, bedeninde on üç kurşunla babasıyla öldürülen Uğur Kaymaz’ın. On sekiz yaşındaki Mehmet Akbulut, dokuz yaşında Abdullah Duran, sekiz yaşındaki Enes Ata, on yedi yaşındaki Mahsum Mızrak, on yedi yaşındaki Emrah Fidan ve sekiz yaşında İsmail Erkek ise hepimizin gözlerine bakarak yaşamlarını yitirdiler. Üç yaşındaki Fatih Tekin ve on yaşındaki Mizgin Özbek, 31 Mart 2006 tarihinde Batman’da çıkan olaylarda yine güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmiştir. Şimdi, ben soruyorum: Bu çocukların ölümüne neden olan güvenlik güçlerinden kaç tanesi hakkında soruşturma yürütüldü, kaç tanesi mahkûm edildi? Olmaz… O nedenle “Polisin elini, güvenlik güçlerinin elini soğutmayalım.” anlayışı militarist, otoriter, baskıcı ve yasakçı bir rejimde saklanmak isteyenlerin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Süreniz dolu. Size de bir dakikalık süre veriyorum. Sayın Birdal, lütfen tamamlayınız.
AKIN BİRDAL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.
O nedenle, değerli milletvekilleri, Berivan’ın, 14 yaşındaki çocuğumuzun cezaevinden gelen sesine kulak vermenizi istiyoruz. Habib Kurt’un yerde sürünerek insanlık onurunun yerde sürülüşünün artık görülmesini istiyoruz. Bugün, çünkü insan tomurcuklarıdır ve demokrasinin tomurcuklarıdır. Eğer çocuklarımız varsa, güvenle, sevgiyle ve kendi kişiliklerine bağlı değer verilerek bir sistem yaratılmak isteniyorsa tam bir demokrasi, çocuk haklarına, insan haklarına bağlı demokratik, sivil bir anayasa ile inşasıyla mümkün olacaktır. Bu umutla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Birdal, teşekkür ederim.