Demokrasi İçin
Birlik Hareketi (DBH) 4 Kasım 2009'da başlattığı “Demokratik Çözüm,
Demokratik Türkiye” kampanyasını 21 Şubat 2010
tarihinde Ankara Ekin Tiyatrosu'nda gerçekleştirilen “Demokratik
Çözüm, Demokratik Türkiye Konferansı” ile sonlandırdı.
Konferansın
birinci oturumunda sosyal dinamikler kendi alanlarına ilişkin
sorunları, bunlara ilişkin çözüm önerilerini ve demokrasi
mücadelesinin nasıl ortaklaşabileceğine ilişkin perspektiflerini
paylaşarak sunumlarını gerçekleştirdiler.
Bu oturumda Kürt Hareketi, Emek Hareketi,
Kadın Hareketi, Ekoloji Hareketi, Alevi Hareketi, Demokrat Müslüman
Hareket, Gençlik Hareketi, Çiftçi Hareketi , Azınlık Hareketleri ve
LGBTT Hareketinden temsilciler sunum yaptılar.
İkinci oturumumda ise çeşitli siyasi parti ve
hareketlerden temsilciler Türkiye'nin demokratikleştirilmesi
çerçevesinde nasıl bir mücadele perspektifleri olduğunu içeren
sunumlarını gerçekleştirdiler.
Program dahilinde yapılan konuşmaların yanı
sıra Abdullah Öcalan Konferansa ilettiği mesajında “Kürt Sorununun
demokratik temelde çözümü için Türkiye’yi demokratikleştirmek
gerekiyor.” dedi.
Öcalan’ın mesajında şunlara değinildi:
Türkiye’de hakim olan tek devlet, tek ulus anlayışı kara delik gibi
her şeyi yutuyor. Bu zihniyete karşı demokratik vatan, demokratik
ulus ve demokratik cumhuriyet ilkeleri etrafında ortaklaşılmalıdır. Demokratik Cumhuriyet devletin
demokratikleştirilmesidir, bu da demokratik bir anayasayla olur.
Türklerin, Kürtlerin ve tüm halkların, inançların, emekçilerin
demokratik birlikteliğine hayati derecede ihtiyaç var. Ortak bir
çatı altında bir araya gelmek gerekiyor. Çatı Partisi ya da
Demokrasi İçin Birlik Hareketi olabilir. Hangi isim altında olursa
olsun önemli olan ortak mücadele hattının örülmesi ve
pratikleştirilmesidir.
Türkiye şu anda bir karmaşa ve
keşmekeş içinde. Kimse ne yaptığını bilmiyor, Türkiye’yi krize
sürüklüyorlar. Türkiye’deki sol çevreler, demokrat çevreler
Kürtlerle birlikte bu kriz ve çözümsüzlüklere karşı bir Alternatif
Demokratik Hükümet gibi çalışabilirler.”
DEMOKRATİK ÇÖZÜM DEMOKRATİK TÜRKİYE
Demokrasi İçin Birlik Hareketi(DBH)’nin yaklaşık dört aydır 20
ilde toplantılarını yaptığı Demokratik Çözüm Demokratik Türkiye
Konferansının sonuç toplantısı 21 Şubat 2010 tarihinde Ankara’da
yapıldı.
İki oturumdan oluşan toplantının ilk oturumunda ‘Sorunlar,
Çözümler ve Mücadeleyi Ortaklaştırma Perspektifleri’ başlığı altında
Emek Hareketi, Kürt Hareketi, Kadın Hareketi, Ekoloji Hareketi,
İnanç Hareketleri, Gençlik Hareketi, Çiftçi Hareketi, Azınlık
Hareketi ve LGBTT Hareketi adına konuşmacılar söz aldılar. İkinci
oturumda “Demokratik Türkiye İçin Nasıl Bir Mücadele” başlığı
altında da siyasi parti ve hareketlerden temsilciler sunum yaptılar.
Toplantı başlamadan önce, Asrın Hukuk Bürosu aracılığıyla
Abdullah Öcalan’ın, Yeşil ve Sol Çalışma Grubu’nun, Asuri Süryani
Demokratik İnisiyatif’inin (İsveç) mesajları okundu.
Abdullah Öcalan konferansa gönderdiği mesajda Türkiye’de
halkların, inançların, azınlıkların özgürlük ve eşitlik sorunları
kadar işsizlik sorunu, işçilerin ücret ve sosyal haklar sorunu,
çevre sorunları, kadın, çocuk sorunları gibi bir dizi sorunları
olduğunu, tüm bu sorunların birbiriyle bağlantılı olduğunu, birini
diğerinden ayırarak çözüme gitmenin mümkün olmadığının görüldüğünü
belirterek, tüm bu sorunların çözümünün ortak bir mücadele hattının
örülmesine bağlı olduğunu vurguladı.
Öcalan’ın mesajında şu konulara değinildi:
“Türkiye’de ortam, koşullar müsait, ortak bir çalışma
yürütülebilir. Halkların, inançların, emekçilerin birlikte siyaset
yapabilecekleri alanları yaratmak gerekiyor. İtalya ve İspanya
örneklerinde olduğu gibi.
“Çatı partisi salt Kürt sorununu çözme partisi değildir. Genel
anlamıyla Türkiye’nin demokratikleşme hareketidir. Kürt sorunuyla
birlikte Türkiye’nin birçok sorunun çözme hedefi olan bir projedir.
“1. Kürt
sorununun demokratik temelde çözümü için Türkiye’yi
demokratikleştirmek.
“2.
Türkiye’yi finans kapital anlayışından kurtarmak gerekiyor. Bunun
için anti tekel bir duruş. Türkiye’de bu anlayış zayıftır. Üç şey
gerekli: Anti tekel anlayış veya hareket/Demokratik uzlaşı/Barış,
savaşa karşı barış.
“3.
Türkiye’de 1789 ile 1917 devrimlerinde olduğu gibi benzer bir durum
sözkonusu. Radikal demokratlar ortak örgütlenmenin öncülüğünü yapıp
bu boşluğu doldurmazlarsa AKP ya da bir başkası doldurur. Radikal
demokratlardan kasıt BDP, yani Kürtler ve sol kesimin hepsidir.
“4.
Ortak mücadele çatışı altında bu sorunları aşabiliriz. Bu Türkiye
projesidir. Uzun vadelidir. Kürt- Türk ayrımı yoktur. Bu alanda
boşluk vardır. Ortak örgütlenmeyi nasıl yaparlarsa yapsınlar ama
önemli olan bir boşluğu doldurmalarıdır.
“5.
Türkiye şu anda bir karmaşa ve keşmekeş içinde, kimse ne yaptığını
bilmiyor. Türk-Kürt çatışmasını derinleştiriyorlar, Türkiye’yi krize
sürüklüyorlar. Türkiye’de sol çevreler, demokrat çevreler, Kürtlerle
birlikte bu kriz ve çözümsüzlüklere karşı bir Alternatif Demokratik
Hükümet gibi çalışabilirler. Hükümet tarzı olmasa da Hükümete
alternatif bir yapı gerçekleştirebilirler. Bunlar bu hareket
programatik bir çerçeve belirlerler ve ona göre çalışırlarsa Kürt
sorunu genelde Türkiye’nin diğer tüm sorunlarının çözümünde mesafe
alınır. Türkiye’de demokrasi ve barış da gelişir. Demokratik gelişme
ve çözümler gelişirse halklar, emekçiler herkes kazanır.”
İlk konuşmayı Emek Hareketi adına KESK Genel Sekreteri Emirali
Şimşek yaptı. Şimşek konuşmasında özetle şunları söyledi:
“Küresel kapitalizmin yapısallaşan kriz koşulları beraberinde
yeni politik sorunları gündeme getirmektedir. Milliyetçiliğin ve
ayrımcılığın yükselmesiyle birlikte demokratik, uzlaşıya dayalı
politikaların yerini otoriter ve baskıcı yönelimlerin alması
kaçınılmazdır. Bu politikaların en temel dayanağını elbette
emekçilerin küresel düzeyde örgütsüzleştirilmesi yatmaktadır.
“Emekçiler açısından da yeni bir döneme girilmektedir. Bu
işsizliği ve işsizleri merkeze alan, istihdamı bir hak olarak
savunan; etnik, inanca ya da toplumsal cinsiyete dayalı her tür
ayrımcılıkla mücadeleyi temel misyon olarak gören; işyeri ve üretim
alanının ötesinde eme ve demokrasi mücadelesini bütünleştiren yeni
bir anlayışın geliştirilmesi ile ilgilidir. Ortak talepler etrafında
tüm toplumsal kesimlerin birlikte mücadele edeceği bir hat
oluşturulmak durumundadır. Talepler: Kamusal kaynakların işsizlikle
mücadeleye, eğitim ve sağlık hizmetlerine yoğunlaştırılması, iş
güvencesi ve insanca yaşanacak ücret, küresel sermaye hareketlerinin
vergilendirilmesi, milliyetçilik, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı
ile etkin mücadele, çalışma saatlerinin düşürülerek daha geniş
kitlelerin istihdama katılası, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin
kaldırılması, tüketim toplumu anlayışının yerine üretime dayalı,
sürdürülebilir, ekolojik bir ekonomik düzenin inşası, her düzeyde
doğrudan ve demokratik katılım.
“Ulusalcı ve milliyetçi faşizmi, her türden gericiliği
püskürtmek için birleşik ve ortak mücadele hattını örelim. KESK,
emek ve demokrasi mücadelesinin birlikte ve birleşik bir mücadele
ile verileceğini savunmaktadır.”
BDP Eşbaşkan Yardımcısı Demir Çelik de, Kürtlerin ulusal,
demokratik, meşru taleplerinin olduğu yerde durduğunu bu konuda
hiçbir adımın atılmadığını ifade etti. Çelik, Kürtlerin bir
birliktelik oluşturduğunu ve yıllardır mücadele verdiğini dile
getirerek, bunun demokrasi güçlerine ışık tutacak bir paradigma
olduğuna dikkat çekti.
Adını vermeyen bir TEKEL işçisi ise konuşmasında, TEKEL
mücadelesinin kazandırdığı olanaklar açısından bir değerlendirmede
bulundu. Bu direnişin; halkların kardeşliği, sınıf mücadelesi
açısından olanaklar sunduğunu belirten TEKEL işçisi, sınıf ve
demokrasi mücadelesinin ayrı olmayacağının altını çizdi.
Türkiye’deki solun sınıf öznesini unuttuğunu ifade eden TEKEL
işçisi, solun olanaklarır yeterince kullanamadığına işaret etti.
TEKEL direnişinin dayanışma değil de, sahiplenilmesi gerektiğini de
vurgulayan işçi, “Ortak bir mücadeleyi örgütleyecek sola,
sendikalara ihtiyacımız var. Büyük bir birliktelik yaratmak
zorundayız” dedi.
Ekoloji Hareketi adına konuşan Yeşiller Partisi Eşbaşkanı
Bilge Contepe, ekolojik mücadelenin anti kapitalist bir mücadele
olduğunu, ezilenden yana mücadele etmenin önemli olduğunu belirtti.
Çevre sözünü özellikle kullanmadıklarını ve onu kullananların,
kapitalizmle bağını kurmadıklarını belirten Contepe, olayı bütün
olarak değerlendirdiklerini ve bu oluşumda yer alacaklarını söyledi.
Feminist Kolektif’ten Gülfer
Akkaya, Novamed’de, DESA’da kadınlar olarak direnirken,
sendikalarla da mücadele ettiklerini, Novamed’de 80 kadın 2 erkek
varken 2 erkeğin başa geçmeye kalktığını anlatarak, “Sendikalar
erkek ağaları olursa kadınları nasıl örgütler; onların haklarını
nasıl savunur?” diye sordu. Emek sorununun yalnızca bir çeşit sömürü
olduğunu, aile içi emek sömürüsünun hiçbir zaman görülmediğini
vurgulayan Gülfer Akkaya “Birlikte bir şey yapılacaksa cinsiyet körü
politikalardan vazgeçilmelidir. Birinci kıstasımız kadınlara nasıl
baktığıdır bu birlikteliğin. Ortak iş ancak cinsiyetçi söylemlerin
olmadığı, pozitif ayrımcılığın, kotanın olduğu noktada yapılabilir.
Karma hareketlerle birlikte olacaksak erkekler erkekliklerinden
vazgeçecek.” dedi.
İnanç Hareketleri adına konuşan ABF Genel Başkan Yardımcısı ve
Pir Sultan Abdal Genel Sekreteri Kemal Bülbül, Türkiye’de Diyanet
İşleri’nin ve zorunlu din derslerinin 80 sonrası iktidara gelen
hiçbir hükümet tarafından değiştirilemediğini çünkü bunun Türkiye
Cumhuriyeti’nin yapısallığını tartışmaya açmış olmak demek olduğunu
belirtti. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasının Alevilerin pirlerini,
dedelerini yetiştirdiklerini yerlerin kapanması demek olduğunu ve
bunun yasasında da “….üfürükçü, büyücü, dede, mürşit, pir sıfatları
kullanılamaz.” diye yazdığını, Pir Sultanları, büyük edebiyatçıları,
üfürükçülerle ve büyücülerle bir tuttuklarını söyledi.
Kamusal ve toplumsal yaşamı düzenleyen Anayasa’da evrensel
hukuk normlarına uygun olarak bir karşılığı olması gerektiğini
belirten Kemal Bülbül devletin hiçbir inancı finanse etmeyeceği nötr
bir anayasaya ihtiyaç olduğunu vurguladı.
MüslümanSol.net adına konuşan Ertuğrul Cenk Gürcan ise bir
kuşağın fedakarlık yapması gerektiğinin, 45-50 yaşını aşanların
yerlerini gençlere bırakmalarının siyasete yeni bir soluk
getireceğinin altını çizerek, Tekel eylemine gelenlerin değil de
gelmeyenlerin niye gelmediklerinin ayrıntılı incelenmesinin daha
önemli olduğunu belirtti.
Azınlık hareketi adına konuşan Vakıflıköy Ermeni Cemiyet
Başkanı Cem Çapan, Türkiye’nin tek Ermeni köyünün Vakıflıköy olduğun
belirtti ve Hrant’ın “Ben de bu ülkenin vatandaşı olarak Kürtçeyi
öğrenmek istiyorum” dediğini anımsattı.
Süryani Dostluk Kültür ve Dayanışma Platformu adına konuşan
Zeynep Tozduman ise, Süryanice bir selamla başladığı konuşmasında
Anayasanın değişmesinin ve tarihle yüzleşmenin önemine değindi.
Türkiye’de Kürt sorunu çözüldüğünde diğer halkların da sorunlarının
çözüleceğini belirten Tozduman, anadilinde yayın hakkı, çocuklara
Süryanice adlar vermek, kamu kurumlarında görev alma gibi konulara
değindi.
Araplar adına konuşan Mehmet Güzel Arap Halk Bildirgesi’ni
okudu ve Türkiyeli Arap Halkı 1. Konferansı’nın yakında yapılacağını
belirtti. Yasalar karşısında herkesin eşit olduğu yazılmasına
rağmen, bireyin özgür kimliği eşit olmadığında orada özgürlüğün
olamayacağını belirten Güzel “Bu coğrafyanın tek bir sahibi olmadığı
bilinmelidir” dedi.
Genç-Sen MYK Üyesi Emrah Arıkuş ise sendikalarının sınırlı bir
mücadele perspektifinin bulunduğunu belirterek, DBH’nın bu nedenle
önemli bir rol oynadığını söyledi.
Siyasi öznelerin ortak mücadele perspektiflerini anlattığı
ikinci bölümde DBH adına Ertuğrul Kürkçü, İKP adına Şadi Ozansu,
Yeşiller Partisi adına Bilge Contepe ve Köz adına Gökhan Aslan
görüşlerini paylaştılar.
Abdullah Öcalan’ın Koneransa gönderdiği mesaj:
Türkiye’de halkların, inançların, azınlıkların özgürlük ve
eşitlik sorunları kadar işsizlik sorunu, işçilerin ücret ve sosyal
haklar sorunu, çevre sorunları, kadın, çocuk sorunları gibi bir dizi
sorunları vardır. Tüm bu sorunlar birbirleriyle bağlantılıdır,
birini diğerinden ayırarak çözüme gitmenin mümkün olmadığı
görülmüştür. Tüm bu sorunların çözümü ortak bir mücadele hattının
örülmesine bağlıdır. Türkiye’de de ortam, koşullar müsait, ortak bir
çalışma yürütülebilir. Halkların, inançların, emekçilerin birlikte
siyaset yapabilecekleri alanları yaratmak gerekiyor. Biz oy
kaygısıyla, küçük hesaplarla hareket etmiyoruz, bu perspektifle
bakmıyoruz olaya. Biz bu soruna ciddi yaklaşıyoruz. Türklerin,
Kürtlerin, tüm halkların, inançların, emekçilerin demokratik
birlikteliğine hayati derecede ihtiyaç var. Yine büyüyebilmeleri
için ortak bir çatı altında bir araya gelmek, temel konularda
ortaklaşmak, birlikte siyaset yapmak gerekiyor. Ortak alanlardan,
ortak siyasal alanlardan bahsediyoruz. Bu çatı partisi şeklinde
olabilir veya başka bir isimle olabilir. İtalya örneğinde Zeytin
Dalı, İspanya örnegini biliyoruz. Türkiye için de böyle girişimlerde
bulunulabilir. Çatı partisi veya Demokratik Koordinasyon Kurulu
olarak veya birliğin belirlediği ortak bir isimle çalışmalarını
yürütebilirler. Nitekim Çatı Partisi, ismini Demokrasi İçin Birlik
Hareketi olarak belirlemiş. Olabilir, hangi isim altında olursa
olsun önemli olan ortak mücadele hattının örülmesi ve
pratikleşmesidir.
1-Kürt sorunun demokratik temelde çözümü için Türkiye’yi
demokratikleştirmek gerekiyor. Türkiye’de hakim olan tek devlet, tek
ulus anlayışı kara delik gibi her şeyi yutuyor, kendine benzeştirip
tek tipleştirmeye çalışırken yok ediyor, tabi bunu yaparken bunlarla
birlikte Türk kimliğini de kendisi olmaktan çıkarıyor, kendini de
yok ediyor. Bu zihniyete karşı demokratik vatan, demokratik ulus ve
demokratik cumhuriyeti ilkeleri etrafında ortaklaşılmalıdır.
Demokratik cumhuriyet, devletin demokratikleştirilmesidir, bu da
demokratik bir anayasa ile olur. Yine demokratik vatan diyorum.
Demokratik vatan, ortak vatan toprağıdır, bundan kastım bütün ülke
toprağıdır. Vatan gene ortaktır, sınırlarla uğraşmıyoruz ama bu
topraklarda farklı ulusların, etnisitelerin yaşadığı gerçeğinin
görülebilmesi ve bunların demokratik bir biçimde ifade edilmelari
için demokratik vatan diyorum. Üçüncüsü demokratik ulus’tur.
Demokratik ulus kavramı, ulusun demokratikleşmesi, burada söylemek
istediğim aslında çoklu ulus’tur. Sadece Kürtler, Türkler değil,
farklı etnisiteler, azınlıklar var, tümünü kapsayan çoklu kültür,
çoklu kimlik, çoklu ulus, bunların bileşimine, bunların tümüne
demokratik ulus diyebiliriz. İspanya’da bu var. Biliyorsunuz orada
tek bir İspanyol ulusu yok, ortak bir vatan var, İspanya var ama
herkesi İspanyollaştıran, herkese tek tip ulus, tek tip dil dayatan
bir anlayış, devlet yok. İngiltere’de öyle.
‘KRİZİ KENDİLERİ ÇIKARDILAR’
2–Yine Türkiye’yi Finans Kapital anlayışından kurtarmak
gerekiyor. Bu anlayış, çok tehlikeli bir anlayıştır. Üçayaklıdır;
Talan, Tekel, Sömürü. Bu anlayış yer, kurutur, tüketir, soyup,
soğana çevirir. Yeraltı yer üstü kaynaklarını yok ettiler, doğayı
tahrip ettiler, çevreyi yok ettiler, yerin altını üstüne getirdiler.
Bu iğrenç bir anlayıştır. Bu sömürü sistemi son altmış yıldır hatta
bin yıldır devam ediyor. Son beş yılda şirketler kâr oranlarını beş
kat artırmışlar, bire beş kâr oldugunu söylüyorlar. Bütün bu
şirketler bire beş kazanırken Memurların-işçilerin maaşı düşüyor.
Bunlar bu kadar kâr ederken, halk açlığa ve işsizliğe mahkûm
ediliyor. Bunlar bilinçli bir politikanin ürünüdür. Bunlar halkı
yoksullaştırarak kendilerine bağlıyorlar. Son beş yılda işçilerin
maaşı mı arttı, memurun maaşı mı arttı, köylünün parası mı arttı,
hayır, bunlar daha da fakirleştiler. Türkiye’de tarım kalmamış.
Bunlar tarımı da böylece ele geçirip ekolojik dengeyi de bozarak
toplumu, sizleri, hepimizi zehirliyorlar, ormanları yok ediyorlar,
doğal ve tarihi güzellikleri yok ediyorlar. Kanser üretiyorlar,
tekelleşmenin yarattığı bir hastalıktır. Yediğimiz her şey
kanserojen maddeler olarak bizi zehirliyor. Temiz yiyecek olmazsa,
temiz su içmezsek, temiz hava almazsak nasıl yaşarız? Yine dünyadaki
bu mali kriz dünyada halklara emekçilere karşı yeni bir savaş
ilanıdır. Bu dünyayı yeniden ele geçirmek için yeni bir plandır.
Irak’ta kaybettiklerini, başka yerlerde kaybettiklerini telafi etmek
için emekçilere, halklara karşı yeni bir saldırı biçimidir. Küresel
kriz devam edecek daha da derinleşecektir. Halkı daha da
yoksullaştırıp kendilerine bağlayacaklar, böylece denetim altına
alacaklar. Artık dünyayı eskisi gibi yönetemediklerini,
yönetemeyeceklerini çok iyi biliyorlar. Krizi de bu nedenle
kendileri çıkardılar. Dünyaya yeni bir şekil vermek için bir nedene
ihtiyaç duyuyorlardı, mali krizi çıkardılar. Dünyayı yeni bir
anlayışla yeniden ele geçirmek için yeni yöntemler ve araçlar
kullanacaklar. Bunun için yeni yollara ve kurumlara başvuracaklar.
Dünya halklarını bu şekilde yeniden ele geçirmeyi ve kontrol etmeyi
planlıyorlar. Halkların özgür iradesi, demokratlar, temiz ve dürüst
insanlar ancak bu oyunları boşa çıkarabilir.
Bunun için anti hegemonya, anti tekel bir duruş diyorum.
Türkiye’de bu anlayış zayıftır. Türkiye’ye üç şey gerekli ve bunlara
ilişkin adımlar atılabilir. Bir; anti-tekel anlayış veya hareketi.
İki; demokratik uzlaşı. Üç; Barış, savaşa karşı barış. Türkiye’de
anti tekel demokratik barışçıl bir duruşa ihtiyaç var. Finans
Kapitale karşı anti-tekel bir anlayışla örgütlenilebilir. Anti
tekel, demokratik uzlaşı ve savaşa karşı barış ilkeleri etrafında
ortaklaşabilinir, kararlar çıkartılabilinir. Bu temelde çalışmalar
yapılabilir. Ortak bir hareket veya ortak bir isim altında ortak
partileşmeye de gidilebilir. Ben öyle kimlik ayrımı da yapmıyorum.
Bütün kültürlere saygılıyım. Türk kültürüne de Kürt kültürüne ve
diger tüm kültürlere saygılıyım. Bu kültürler demokratik ilkeler
etrafında aynı çatı altında barış ve demokrasi temelinde bir araya
gelmelidir. Buna koalisyon mu denir, ittifak mı denir, bu çok önemli
değil. Önemli olan demokratik çözümün, demokratik duruşun
gelişmesidir. Kürtlerin, demokratik çevrelerin bir araya gelmeleri
şarttır. Bütünlük kurmaları gereklidir. Bu, ekmek ve su kadar
gereklidir. Nasıl susuz yaşanmıyorsa demokrasisiz de yaşanmaz.
Asgari müştereklerde demokrasi ilkeleri temelinde birlik kurulması
çok önemlidir, hayati deeerdedir. Bu, şu aşamada Türklükten de
Kürtlükten de önemlidir, demokratik birliksiz yaşanmaz. Tüm
demokratlar buna destek olmalıdır.
Küresel sermaye sahipleri, şirketler, tekeller bire beş
kazanırken memurun maaşı artmıyor, işçinin emekçinin maaşı artmıyor,
azalıyor. Küresel sermayenin bu oyunları görülebilmeli ve Kürtlerle
bir araya gelinmelidir. Türkiye’deki emek örgütleriyle sendikalarla
bir araya gelerek işçinin ve emekçilerin sorunlarına çözüm
bulunabilir. Burada sol, demokrat çevreler, aydınlar, sendikalar,
geniş çevreler yer alırlarsa Türkiye’deki işsizlik azalır, maaş
artar, barış gelişir, Türkiye’de zulüm durur. Ben tamamen biter
demiyorum, hepsi çözülür demiyorum ama bunlar yüzde onu aşıp yüzde
yirmi oy alırsa zulmü beş kattan iki kata indirir, emekçinin bir
olan maaşı üç olur. Kürt sorunuyla beraber ve Türkiye’de birçok
sorunun çözümü dayatılır, sorun çözülür. Anti-tekel, demokrasi ve
barış ilkeleri etrafında ortak çalışma başarıya götürür.
‘RADİKAL DEMOKRATLAR’
3–Türkiye’de 1789 ile 1917 devrimlerinde olduğu gibi benzer
bir durum sözkonusu. Bu sosyolojik bir ihtiyaç ve bir olgu olarak
kendisini hissettiriyor. Radikal demokratlar ortak örgütlenmenin
öncülüğünü yapıp bu boşluğu doldurmazlarsa AKP ya da bir başkası
doldurur. Benim söylediğim kişileri ve grupları aşan sosyolojik bir
durumdur. Radikal demokratlıktan kastım BDP, yani Kürtler ve sol
kesimin hepsidir. Toplumsal ilerleme, uzlaşı, gelişme ancak radikal
demokratların öncülüğüyle olur. Bir başkası bunu yapamaz. Benim bunu
uzun süredir dile getirmemin nedeni budur. Yapılacak çalışmanın ismi
çatı partisi de olabilir, bir başka isim de olabilir. İsimler önemli
değildir. Her grup yine kalır, kendisini ifade eder fakat geniş bir
örgütlenmeye gidilmelidir. Bu tarihi bir şeydir. Bunu iyi kavramak
gerekiyor. Öyle küçük, basit algılamamak gerekir. Tarihi
sorumlulukla buna yaklaşmak gerekiyor. Mahir Çayan onlar, Deniz
Gezmişler boşuna hayatlarını kaybetmediler. Onlar benim de
yoldaşlarımdı. Onların anılarına sahip çıkılmalıdır. İşte ben bu
anılara bağlı kalarak sosyalist hareketin içinde kırk yıldır
mücadele veriyorum. Ben Mahir’den etkilendiğimi hep söyledim. Mahir
olmasaydı ben ve arkadaşlarım olmazdı. Ben olmasaydım özgürlük
hareketi olmazdı. Özgürlük hareketi olmasaydı işte DTP olmazdı, BDP
olmazdı. Yani bunlar hepsi birbirini tetikliyor, birbirine bağlıdır
bu hareketler, aynı mirastan geliyorlar. İbrahim Kaypakkaya da
hakeza öyledir. O da böyle olmasını ister. Demokrasi olmadan
sosyalizm, komünizm olmaz. Toplumu sosyalistleştirmeliyiz. Bu yüzden
demokratik toplum diyoruz. Kırk yıldır toplumun demokratik inşasıyla
uğraşıyoruz ama gerekli eğitim ve örgütlenme yapılamadı.
‘ÇATI PARTİSİ UZUN VADELİ BİR PROJEDİR’
4–Ortak mücadele çatısı altında bu sorunları aşabiliriz. Çatı
Partisi Kürtler ve radikal demokratların projesidir. Bu projede
Türk-Kürt ayrımı yoktur, bu bir Türkiye projesidir. Bu proje uzun
vadeli, Türkiye’nin geleceğini kazanma projesidir. Bu çalışmalarda
ciddi örgütlenilirse AKP, CHP ve MHP’yi de aşan başarılar elde
edilebilir. Ancak Türkiye’de sol, sosyalist ve emek cephesinde ciddi
anlamda bir boşluk var. Sendikalar basit bir ücret sorununu dahi
çözemeyen bir konumdadırlar. Kürtler ve BDP tarafında ise nispeten
bizim doldurduğumuz bir öz var, iki üç milyon oy alıyorlar. Belli
etkileri var, sınırlı bir başarı söz konusudur. Esasen sol,
sosyalist kesimin Türkiye’nin demokratikleşmesinde öncü olması
gerekiyor. Boşluk devam ediyor. Halen bunu dolduran bir kesim yok.
Muhafazakarların demokratları, liberallerin demokratları yok denecek
kadar az ve çok zayıftırlar. Asıl süreci çözebilecek, güçlendirecek
olanlar radikal demokratlardır. Bu proje, radikal demokratların,
demokratik siyaset projesidir, yasal bir projedir. Radikal
demokratların bir arada toplanmaları gerekir ancak bu alanda muazzam
bir boşluk var, demek ki dolduramıyorlar. Buna önderlik edebilecek
kimse yok, burada bir önderlik sorunu da var. Ben şu anda dışarıda
olsam bu temelde bir parti kurardım, radikal demokratları bir araya
toplardım, bunun başına geçerdim. Ancak kendini bu işe adayanlar, bu
işte sorumluluk almak isteyenler; demokrasiye, halka bağlı olanlar
bu işi yürütebilir.
‘KOŞULLAR 65-68 DÖNEMİNDEN DAHA UYGUNDUR’
Hep birlikte sorunların demokratik birlik, demokratik
cumhuriyet temelinde çözümü için ortak bir mücadele hattında
örgütlenerek inisiyatifi ele alabiliriz. Kürtler ve demokrasi
güçleri bu boşluğu doldurmazsa savaş ve kayıplar şiddetlenir ama bu
boşluk bizler tarafından doldurulursa Türkiye’de çok anlamlı ve uzun
vadeye yayılan bir barışın önü açılır. Türkiye’de bu konuda ortak
bir hattın örülmesi gerekir. Yoksa işte CHP-MHP gibi ulusalcı faşist
güçler bu boşluğu kullanırsa çıkmazı derinleştirirler. Bunun
olmaması, çatışmaların önlenmesi için mutlaka demokratik
birlikteliğin sağlanması gerekiyor. Biliniyor 65-68 döneminde
Türkiye İşçi Partisi’nin muazam bir yükselişi vardı, bu yükselişi
durdurmak için ortanın solu söylemini geliştirdiler. O zaman bu
söylemle solun içini boşaltıp bu değerleri saptırmaya
çalışıyorlardı. O zamanın devrimci gençliği bu konuda çok sert bir
tavır aldı bu söylem devrimci solun ve devrimci gençliğin önünde
engeldir dediler. Şimdiki koşullar o dönemki koşullardan daha
uygundur. Şimdiki mevcut boşluğun radikal demokratlar tarafından
doldurulması gerekiyor. O zaman ortanın solu, devrimci solu
engelliyordu. Şimdi ise aynı şeyi CHP ile yapıyorlar, yapabilirler.
Bunu çok iyi görmeleri gerekiyor. Bu nedenle bir an evel ortak
mücadeleyi örgütlemeleri gerekiyor. Ortak örgütlenmeyi nasıl
yaparlarsa yapsınlar ama önemli olan bu boşluğu doldurmalarıdır.
AKP FİNANS KAPİTALE TESLİM OLMUŞTUR
Türkiye şu anda bir karmaşa ve keşmekeş içinde, kimse ne
yaptığını bilmiyor. Çözüm yerine operasyon yapıyorlar, Kürt-Türk
çatışmasını derinleştiriyorlar, Türkiye’yi krize sürüklüyorlar. AKP
Hükümeti Finans Kapital’e teslim olmuştur, başta Kürt sorunu olmak
üzere, işçinin, memurun sorununu, yoksulluğu, işsizliği, çevre
sorunları vd. bir dizi sosyal, ekonomik sorunları çözebilecek
durumda değildir. Ordunun politikaları, Hükümetin politikaları,
Amerika’nın Ortadoğu ile ilgili politikaları buna izin vermiyor.
Hiçbir sorunu çözmüyorlar. Yine CHP ve MHP milliyetçi ve
ulus-devletçi anlayışla ve mevcut durumlarıyla Türkiye’deki
sorunları çözemezler, alternatif olamazlar. AKP’ de ordu da çözüm
istemiyor. Şimdi ne yapacaklar? Türklerle Kürtleri çatıştıracaklar,
İsrail-Filistin gibi olacak. Türkiye mevcut durumunda ısrar ederse
sonu Irak gibi olur ama ben Türk-Kürt çatışmasını istemiyorum.
Türkiye’deki sol çevreler, demokrat çevreler, Kürtlerle birlikte bu
kriz ve çözümsüzlüklere karşı bir Alternatif Demokratik Hükümet gibi
çalışabilirler. Hükümet tarzı olmasa da Hükümete alternatif bir yapı
gerçekleştirebilirler. Bunlar, bu hareket, programatik bir çerçeve
belirleseler ve ona göre de çalışırlarsa, Kürt sorunu genelde
Türkiye’nin diğer tüm sorunlarının çözümünde mesafe alınır.
Türkiye’de demokrasi de barış da gelişir. Demokratik gelişme ve
çözümler gelişirse halklar, emekçiler herkes kazanır.