|
Tekel işçisinin direnişi sosyalistler arasında
ve sendikalarda sınıfa bakış açılarında bir tür dizilişlere de sahne
oldu. Bunun en çok göze çarpanı sınıfın birer üyesi olmasına rağmen yani
sınıfın içinde olmasına rağmen dışındaymış gibi ‘destek’ kelimesini
bolca kullanan sendikalar ve sınıf örgütleri, bir diğeri de eleştirirken
içinde olmadığını düşündüğü halde içindeymiş gibi eleştirenler.
Dört konfederasyonun toplantısı sonucu eylem
tarihinin toplantının konusuyla hiçbir alakasının olmadığı bir tarih
olması, Tekel işçilerini, Tek Gıda-İş başkanını memnun etmediği gibi,
KESK ve DİSK üyelerini de memnun etmedi.
Bu memnuniyetsizliğe KESK yöneticilerinin verdiği cevap ‘biz bu
işin öznesi değiliz’ şeklindeydi.
Türk-İş yönetiminin neyin öznesini olduğunu az çok görebiliyoruz,
fakat kendisini muhalefet ve sınıfa bakış açısından bir yere oturtmuş
KESK’in bu işin öznesi değilse neyin öznesi olduğu merak konusu.
Anlaşılan o ki KESK’in uzun yıllar boyunca
kurumsallaşma adına yaptığı işlerin sonu buralara kadar varmış. Tekel
işçilerinin yaptığı direnişi sınıf mücadelesinin geleceği olarak
düşünmeyip, kendi kurumundan soyutlayıp başka bir kurumun işi olarak
görme hali özne olamama halini de getirir doğal olarak.
Neoliberal yıkım politikalarının sonucu olan
Tekel işçisinin durumuna yakın zamanda binlerce işçi katılacaktır. Yakın
zamanda özelleştirilmesi planlanan şeker fabrikalarında ve enerji
santrallerinde örgütlü Türk-İş’e bağlı sendikaların bu direnişe halen
katılamaması onların da gelecekte nasıl bir durumda olacaklarının
göstergesi olacaktır. Özelleştirmenin boyutunun ileriki yıllarda eğitim
ve sağlık sektörünün emekçilerini de büyük oranda etkileyeceği ve daha
şimdiden başlayan güvencesiz çalıştırmanın özelleştirmenin artmasıyla
tüm emekçileri kapsayacağı açık bir şekilde görülmektedir. Bugün
güvencesiz çalıştırılmaya hak gasplarına karşı yürütülen bu mücadelenin
öznesi olmayan yarın hiçbir şey olamayacaktır. Güvencesiz çalıştırmaya
ve hak gasplarına karşı mücadele bayrağını elinde tutan tekel işçisinin
mücadelesine katılamamak gelecekteki hak gasplarına eğitim ve sağlık
emekçisinin karşı duruşunu önemli derecede etkileyecektir.
TEKEL İŞÇİSİ KAZANIRSA SAĞLIK, EĞİTİM, BÜRO
EMEKÇİLERİ DE KAZANACAK.
Gençliğin yaptığı eylemleri ve Tekel
işçilerinin mücadelesinin her yerinde sosyalist yapıların dayanışmayı
‘sınıfın eyleminin önüne geçme’
ve ‘direnişin önüne geçip direnişin kamuoyunda yaratılan
etkisinden pay kapma’ olarak eleştirmek de sınıftan kaçışın yeni yöntemi
olsa gerek.
Liseli ve üniversiteli gençlerin yaptığı
eylemleri bir dayanışma ve destek olarak görmenin ne kadar doğru
olduğunu görmek için sınıf tahlili ve kavramının ciddi bir tanımının
yanında liseli ve üniversiteli gençlerin sınıfın neresinde olduğunu da
görmek gerekir. Bugün direnen Tekel işçisinin mücadelesini sınıfın bir
hak koruması mücadelesi olarak gördüğümüzde, gelecekte işçi sınıfının
birer adayı olan liseli ve üniversiteli gençlerin kendi gelecekleri için
yapılan bu mücadeleyi, kendilerini eleştirenler gibi sıcak evlerinde
televizyon başında izlemeleri tabi ki düşünülemez. Kaldı ki eylemleri
yapanların hiçbiri geleceğin patron adayı değil.
TEKEL İŞÇİSİ KAZANIRSA GELECEĞİN İŞÇİSİ LİSELİ VE ÜNİVERSİTELİ GENÇLİK
KAZANACAK.
Tekel işçisinin direnişi uzun zamandır bu
topraklarda göremediğimiz bir kardeşliği de yaratmıştır. Çalışma
Bakanının rahatsızlığının diline vurduğu gibi bu kardeşlik, egemenler
açısından büyük rahatsızlık yaratmıştır. Direniş yumuşak karnı
bulmuştur. Yıllardır sınıf içinde yapılan şovenist ve militarist
politikaların her direnişe, her mücadeleye köstek olduğu, egemenlerin
huzur bulduğu durum tersine dönmüştür. Batman’lı, Muş’lu, Bitlis’li
Kürtler Samsun’lu, Trabzonlu Türklerle kardeşçe direnişi
örgütlemişlerdir. Direnişi bu kadar güçlendiren Türk ve Kürt işçilerinin
kardeşçe dayanışması olmuştur. Kardeşlikten, barıştan bahseden hiçbir
kimsenin, hiçbir yapılanmanın bu direnişin öznesi olmaktan kaçması
mümkün değildir. TEKEL İŞÇİSİ KAZANIRSA TÜRK VE
KÜRT HALKLARININ KARDEŞLİĞİ DE KAZANACAK.
TEKEL İŞÇİSİ KAZANIRSA HEPİMİZ KAZANIRIZ!
|