![]() |
|
|
|
|
||
|
HİÇBİR ŞEY İÇİN YAŞAMAKTANSA BİR ŞEY İÇİN ÖLMEK İYİDİR YEŞİM ERGÜN 4 Şubat 2011 Üniversite mezunu bilgi işlemcisi olup işsizlikten seyyar satıcılık yapan 26 yaşındaki Muhammed Buazizi’nin, tezgahının elinden alınması üzerine 17 Aralıkta bedenini ateşe vermesi ile yakıldı isyanın ateşi Tunus’ta. Olaylar başlangıçta başkente 250-300 km mesafedeki Buazizi’nin memleketi Sidi Buzid ve çevresinde sınırlı kaldı. Fakat Buazizi’nin bedeninin ağır biçimde yanması sonucunda ölmesini izleyen hafta sonu 8-9 Ocakta gösteriler büyüdü ve bir hafta sonra nihayet isyan başkenti sardı. Bu aşamaya gelindiğinde yoksulluk ve yolsuzluğa karşı olan kitle yüzünü Bin Ali’ye ve hükümete çevirmişti.11-12 Ocakta artık “Degage Bin Ali –Bin Ali Defol” sloganları yükselmeye başlamıştı. Halkın gittikçe artan öfkesi ile yüzleşen devlet başkanı ifade özgürlüğü getireceğine, politik kısıtlamaları kaldıracağına, yozlaşan politikacılara karşı önlem alacağına, medyaya özgürlük getireceğine ve internet üzerindeki tüm kısıtlamaları kaldıracağına söz verdi ancak baskı gittikçe tırmandı ve devlet başkanını ülkeyi terk etmeye zorlayan bir ayaklanmaya dönüştü. Kitleler Bin Ali’nin demokrasi getireceği vaatlerini, göstericilere daha fazla ateş açılmayacağı sözlerini, yoksulluk sorununu çözme yalanlarını, hükümetin değiştirilmesi gibi göstermelik adımları doğru yorumladı: Bu adımlar artık devrilmek üzere olan bir başkanın son sözleriydi ve başkanın gücünü değil güçsüzlüğünü yansıtıyordu. Ve 15 Ocak tarihinde isyan ilk zaferini Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesi ile kazanmış oldu. Bu süre zarfında resmi rakamlara göre ölü sayısı 100’ü aşmıştı. Tunus halkı hâlâ ayakta. Tunus etkisi domino gibi
tüm Arap dünyasını sarsıyor. Tunuslu işsizlerin, gençlerin, yoksulların,
emekçilerinin kendi bedenlerini ateşe vererek yaktıkları isyan ateşinin
peşinden Mısırlı kardeşleri gidiyor şimdi. Mısır, Yemen, Cezayir,
Ürdün... Arap dünyası kaynıyor. Şimdi ne olacağı, suların durulup
durulmayacağı ise yanıtlanması zor sorular olarak belirsizliğini
koruyor. Ayaklanma bir ya da birkaç ülkede çok daha ciddi
sarsıntılara yol açabilir, Ama esas önemli olan Tunus ve Mısır’ın bütün
Arap dünyasında kitlelerin ruh durumunu ve iktidar sorununa bakışlarını
derinden etkileyerek yıllara ve on yıllara yayılan bir devrimler
sürecini başlatacak olması ihtimalidir. Bu muazzam toplumsal
seferberliğin sosyal adalet talepleri çerçevesinde kitleselleşmesi bütün
bölgede neoliberalizmin itibarında şimdiden büyük bir gedik açmıştır. Açık mavi gökyüzünde birdenbire çakan bir şimşek
gibi ortaya çıkan şey aslında Arap toplumun içerisinde zamanla birikerek
oluşmuştur. Böylesi bir sosyal patlamaya sebep olan şey sadece bir
gencin bedenini ateşe vermesinin ardından oluşan tepkiyle açıklanamaz.
Tunus ve Arap ülkelerindeki isyanın arka planındaki gelişmelere bakmak
süreci anlamak açısından anlamlı olacaktır. Tunus Devriminin ilk zaferi, 23 yıllık
Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali’nin onca yıllık “laiklik” cakasından
sonra Suudi Arabistan’a kaçışı oldu. (Fransa yıllarca desteklediği ve
beslediği Bin Ali’nin kendi ülkesine gelmesini reddettiği için.) Bin Ali
ve ailesinin ülkeden ayrıldığı saatlerde Tunus resmi
televizyonu, anayasa gereği yeni başkanlık seçimleri yapılana kadar
başbakan Muhammed El Gannuşi’nin geçici olarak yönetimi ele aldığını
açıkladı. Tunus için hayatı öneme sahip bir nokta var:
Hükümetin gitmesi ve ardından kesintisiz bir biçimde rejim değişikliği.
Çünkü rejim, Bin Ali’nin gidişinden bu yana, kendini eski kadroların
kurduğu bir sözde geçici hükümet ile ayakta tutmaya çalışıyor. RCD kendi
merkez organlarını feshetti ama parti varlığını devam ettiriyor. Hükümet
ilk toplantısında bir genel politik af kabul etti, ayrıca illegal
konumdaki bütün siyasi partilere yasal statü tanıdı. Ama eski rejim
siyasi iktidarın iplerini bir türlü elinden bırakmadı ve bırakmaya da
niyeti görünmüyor. Tunus’ta yaşanlardan sonra neredeyse tüm Arap
ülkelerindeki liderler sırayla açıklama yaptı, bu isyanın kendi
ülkelerine sıçramayacağı konusunda demeçler verdiler. Fakat
konuşmalarının tam tersine ayaklanma hızla yayılıyor. İsyan, 17 Ocakta
Sudan’a sıçramış, gıda maddelerine verilmekte olan sübvansiyonları
kaldırarak fiyatları piyasa güçlerine terk eden hükümete karşı
protestolar düzenlenmiştir. 18 Ocak’ta Yemen’de başlayan protestolar 23
Ocakta kitleselleşerek devam etmiştir ve merkezine hükümetin gitmesi
sloganını yerleştirmiştir. 21 Ocakta Ürdün’de binlerce insan sokaklara
dökülerek haklarını istemişlerdir. Gösterilerin büyümesini engellemek
için Arap liderler halkın yolsuzlukla mücadele ve reform taleplerine
yönelik önlemler almaya başladı. Ürdün Kralı Abdullah da hükümeti
görevden alarak yeni bir başbakan atadı. VE MISIR Mısır’daki ayaklanma 8. gününe girmişken, halk
Mübarek’in gitmesinde Mübarek ise gitmemekte ısrar ederken, Mısır
dışişleri bakanının 28 Ocakta El Quds El Arabi’ye verdiği röportaja
bakmakta fayda var, Tunus olaylarının Mısır’a sıçramayacağından oldukça
emin konuşuyordu Ebu’l Gayt, fakat o günün akşamı Mübarek hükümeti
değiştireceğini açıklamak zorunda kaldı. Tunus’tan üç gün sonra, 17
Ocakta olaylar Mısır’a sıçramış ve aynı Tunus’taki gibi bir genç kendini
yakmaya çalışmıştı. 18 Ocakta İskenderiye’de bir genç daha kendini
yakmış ve kaldırıldığı hastanede ölmüştü ve ayaklanma 25 Ocakta Mısır’da
hareketlenmişti. İskenderiye ve Süveyş kentlerinin tüm merkezi noktaları
ayaklanan emekçilerin denetimine geçti. 26 Ocağa gelindiğinde binlerce
kişi sokaklara çıkmış ve gösterilerde öldürülenlerin sayısı 10’u aşmış,
200 kişi tutuklanmıştı. Ve 29 Ocak Cuma günü büyük isyanın fitili
ateşlendi. Mısır’da da binlerce kişi ‘Mübarek defol’ diyerek Tahrir
Meydanını doldurdu. Mübarek’in Milli Demokratik Parti’sinin Kahire’deki
merkezi ateşe verildi. Bazı bakanlıklar ve devlet televizyonu
binalarında şiddetli çatışmalar oldu. Kahire’nin yanısıra başta
İskenderiye ve Süveyş olmak üzere bir çok şehirde halkın ayaklanmaya
katıldığı haberleri geliyordu. Cuma akşamı polis sokaklardan çekildi ve
devlet kurumlarını korumak üzere ordu birlikleri devreye girdi.
Sokaklara dizilen tankların göstericilere ateş açmama emri aldığı
açıklandı. Mısır’da isyanın başlangıcından şu ana kadar katledilenlerin sayısının 200’u aştığı söyleniyor. Mısır halkı bedenlerini kurşunlara siper ederek isyanı büyütüyor. Ama bundan sonra ne olacak? Mısır’da 1977’de gerçekleşen “ekmek
ayaklanması”ndan bu yana ilk kez bu kapsamda bir ayaklanmaya tanık
oluyor. 1977’dekini de aşan bu ayaklanmanın Mısır tarihinde bir ilk
olduğunu da vurgulamak gerekiyor. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın ağzından Mübarek’in çekilmemesi gerektiği mesajını verir vermez, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve son olarak da ABD Başkanı Barack Obama yaptıkları açıklamalarda, Mübarek’i daha fazla reform yapmaya ve göstericilere karşı şiddet kullanmamaya çağırdılar, Biden’ın Mübarek’in çekilmemesi gerektiği yönündeki mesajını ise tekrarlamadılar. Türkiye ise suskunluğunu Erdoğan’ın AKP grup toplantısındaki konuşmasıyla bozdu. Tayyip Erdoğan Mübarek’e seslenerek “Mısır üzerine karanlık senaryosu olanlara fırsat vermeden önce halkı tatmin edici adımları siz atın.” dedi. Art arda yapılan bu açıklamalar, ABD’nin Bin Ali’yi olduğu gibi Mübarek’i de gözden çıkarabileceğinin işaretleri olabilir. Burjuvazinin uşakları ısrarla hükümetleri sağduyulu davranmaya davet ediyor ve bir yandan da demokrasi nutukları atıyorlar. Amaç kitleleri tekrardan uykuya göndermek. Kitleler sakin olmaya ve “şiddetten kaçınmaya” çağrılıyor. Kitlelerden bütün istenen, sessizce evlerine dönmeleri, “sakin olmaları” ve hepsinden öte “şiddetten kaçınmaları”. Kitlelerden istenen her zaman sakin ve sessiz kalmaları ve “şiddetten kaçınmaları” olurken; zengin ve güçlü, şiddet olgusu üzerinde sürekli bir tekel oluşturuyor ve bu tekeli, güç ve ayrıcalıklarını savunmada kullanıyor? Polisin kurşunlarına karşı bedenini siper eden; yoldaşlarının, arkadaşlarının, yakınlarının zalimce dövülmesine, tekmelenmesine, gözaltına alınmasına, tutuklanmasına hunharca işkence görmesine ve öldürülmesine şahit olmak zorunda kalan, hep halk olmuştur. Hatta, halkın sevdiklerinin parçalanmış cesetlerine ulaşması bile engellenmiştir. Şimdi de, kaderlerini, bir avuç hırsız çetesinin belirlemesine izin verilmesi uğruna; halk, sessiz olmasını, “şiddetten kaçınmasını” ve daha da öte sokakları terk etmesini, hareket etmemesini ve evlerine geri dönmesini sağlamak üzere öğüt üstüne öğüt dinlemek zorunda kalıyor. Bu arada ayaklanmayla birlikte ABD’nin de
onayladığı kişilerden biri olan Al Baradey’in ülkeye dönmesi en azından
seçimlere kadar iktidara geçmesi şu an için çok olası. Tabi ki
Mübarek’in gitmemekteki ısrarını ve bu durumda da şiddetin dozunun iyice
artması olasılığını göz ardı etmemek gerek. Tunus’ta ordu oldukça taktiksel davranmış ve burjuva devletinin çıkarları için Bin Ali’yi gözden çıkarmış ve polis Tunus sokaklarında isyanın bastırılması içi yetersiz olduğu noktada sokaklardan çekilen ordu halkın desteğini kazanmayı başarmıştı. Eğer hükümet ile halk ve UGTT arasındaki düello burjuvazinin çıkarlarına ağır zarar verecek kadar uzar ve sertleştirse, ordunun işleri eline almaya girişmesi ve böylece devrimi yarı yolda durdurması olasılığı ortaya çıkabilir. Mısır’da da durum bundan farklı değildir. Tüm dünya
basını ordunun tavrının ne olacağını kestirmeye çalışıyor. Eğer ordu ile
uzlaşacak bir hükümet kurulur ve bir süreliğine bile olsa muhalefet
orduya kanalize olursa Mısır’da ayaklanmanın başarıya ulaşması mümkün
değildir. Unutmamak gerekir ki Tunus’ta da Mısır’da da ayaklanmanın hamuru kendi benlerini ateşe veren gençler, polis kurşunlarına karşı azimle ve korkusuzca ilerleyen emekçilerdir. Tunus ayaklanmasının öncülerini kent yoksulları, diplomalı işsizler, emekçiler oluşturmaktadır. Şimdi canları pahasına kazandıklarını demokrasi lafazanlarına bırakmamalıdır. Halk eylemliliklerini kaybetmemeli, hatta eylemliliklerini daha da yükseltmelidirler ve ona örgütlü bir yapı kazandırmalıdırlar. Eski rejimin kalıntılarına nefes alma fırsatı tanınmamalıdır. Bu hırsızların eski rejimin bir “demokratik” versiyonunu kurmaya yeniden örgütlenmeleri için izin verilmemelidir. Tunus’ta yakılan isyan ateşi ile bu devrim başarıya ulaşsa da ulaşmasa da artık Ortadoğuda dönüşü olamayan bir yola girilmiştir. Bundan sonra güneş savaşan halkların elinde yükselecektir. Dün basına Mısırlı bir eylemcinin Mısır bayrağına yazdığı bir söz takılmıştır: “Hiçbir şey için yaşamaktansa, bir şey için ölmek iyidir!” Arap halkları yıllardır büyütülen korku imparatorluğunu yıkmayı başarmıştır. Bundan sonrası aydınlık olacaktır.
|
||
|
Loading
|