BARIŞ ŞANSIMIZI BİR KEZ DAHA KAYBETMEYELİM!


YEŞİM ERGÜN


27 Ağustos 2010


Kongra Gel Başkanlık Divanı ile KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı 13 Ağustos tarihinde, 20 Eylül’e kadar sürecek olan 7. ateşkes kararını ilân etti. 13 Ağustos tarihinde Gündem’in sitesinde de yayınlanan KCK açıklamasında “1 Haziran'dan bu yana aktif savunma pozisyonunda olan güçlerimizi pasif savunma pozisyonuna çektiğimizi kamuoyuna resmen ilan ediyoruz. 13 Ağustos'tan 20 Eylül'e kadar güçlerimiz herhangi bir eylem yapmayacak, ancak kendisine, halka yönelecek saldırı ve operasyonlar karşısında savunma hakkını kullanacaktır” denildi ve 4 maddelik barış planı açıklandı. ‘Devletin operasyonları durdurması, cezaevinde 1700 civarındaki sivil Kürt siyasetçisinin ve barış grubu üyelerinin derhal serbest bırakılması, Abdullah Öcalan’ın barış sürecine aktif katılma koşullarının yaratılması ve yüzde 10 seçim barajının düşürülmesi’ istendi.

Ateşkes ilan edileli 10 günü geçti; fakat ne yazık ki kalıcı barışı getirecek hiçbir adım hükümet tarafından atılmadı. Barışa dair, ölümlerin son bulmasına dair hükümet tarafından hiçbir adım atılmadığı gibi Öcalan ile görüşme iddiaları karşısında birbirlerini alçaklıkla suçlama yarışı içine giren hükümet ve muhalefet partilerini izliyoruz bu sıralar.

Ateşkesin ilk ilan edildiği günlerde Taraf gazetesinin birinci sayfasındaki bir başlık dikkat çekiciydi: ‘yeni komutanlar çok memnun’. Yani askerler memnun olmuşlar ateşkese. Aynı askerler son MGK toplantısından ‘terörle’ sonuna kadar mücadele kararını çıkartıyor. İnsanın sorası geliyor: Madem asker de memnun, AKP zaten çok sevinmiş bu ateşkese; neden bunca ateşkestir tek bir demokratik adım, mecliste çoğunluk olmasına rağmen atılmıyor?

Nasıl oluyor da bu kadar demokratikleşme yanlısı bir hükümetin bakanı ‘sünnetsiz Ermeniler ve PKK’liler’ benzetmesini aşağılama unsuru olarak söyleyebiliyor; ırkçı, faşist benzetmeleri rahatlıkla yapabiliyor. Tayyip Erdoğan sivil toplum temsilcisi kadınların toplantısının açılış konuşmasında ‘PKK ile Tamil kaplanları benzetmesini yapıyor ve ‘PKK, Tamil kaplanları gibi bir adada örgütlü değil ki, girip hepsini yok edip çıkalım. Bunlar her yere yayılmış.’ diyebiliyor (yani daha az örgütlü olsalardı hepsini öldürmek mubah olacaktı!). MGK toplantısından PKK ile sonuna kadar mücadele kararı çıkıyor. Ne sorgusuz sualsiz cezaevlerine kapatılan Kürt siyasetçiler bırakılıyor, ne seçim barajı düşürülüyor, ne de Kürtlerin siyasi iradeleri ile görüşme yolu açılabiliyor. Yapılan görüşmeler bile oy kaygısı ile inkar ediliyor.

Kendini muhalif diye adlandıran, liberal diyen bir yayın gerçeği ancak bu kadar çarpıtabilir. Barışı tasfiye etmek, demokratikleştirmeyi de katletme ve tekleştirme olarak algılayan bir zihniyet anca bu kadar cilalanarak halka sunulabilir. Hem iktidar partisinin sözcülüğünü yapacaksın, hem de bu kadar demokrat rolü oynayacaksın. Gerçekten bu yayın insanı hayrete düşürüyor.

Diğer yayın kuruluşları ise aynı bildik senaryoları tekrarladı geçen süre zarfında: ‘PKK taktik yapıyor; aslında güç kaybetti, tekrardan saldırmak için güç topluyor.’ Yani, bir ay sürecek olan çatışmasızlık sürecine klasik inkarcı bir mantıkla devam edildiğini söyleyebiliriz. Liberallerinden sağcılarına, sosyal demokratlarından devlet yetkililerine kadar herkesin söylediği PKK’nin güç kaybettiği, halkın artık PKK ‘den rahatsız olduğu ve bu yüzden ateşkese gidildiği yönündedir.  Binlerin sokakta haykırdığı ‘PKK halktır, halk burada!’ sloganlarını, Bölge’de binlerce kişinin katılımıyla organize edilen demokratik özerklik eylemlerini, yüz binlerin katıldığı BDP mitinglerini göre göre yapılan bu saptamalar, ne yazık ki bu ateşkes sürecinin de değerlendirilmeyerek heba edileceğine işaret gibi gözüküyor.

Bu zamana kadar 6 kez tek taraflı ateşkes ilan eden PKK hiçbirinde muhatap bulamadı. İlk tek taraflı ateşkes 1993 Mart’ında yapılmıştı. Kürt özgürlük hareketi, 1993 yılından bu yana sorunu gerçek muhataplarıyla diyalog içinde çözmeyi esas aldıklarını ifade ediyor. Ancak 1999’da silahlı mücadeleye son verilmesi ve gerilla güçlerinin Türkiye’nin sınırları dışına çekilmesi kararı uygulanırken devlet bunu fırsat bilerek operasyonlarını yoğunlaştırmış ve 300 gerilla hayatını kaybetmişti. 2009 yılında hükümetin demokratik açılım söylemlerine paralel olarak PKK tarafından 6. kez ateşkes ilan edildi. Bu ateşkes sürecini Habur’dan gelen barış grupları izledi.

6. ateşkes sürecini ve niye sonlandırıldığını anlamak, 7. ateşkes sürecini doğru değerlendirebilmek açısından önem taşıyor. KCK’nin bir yıldan fazla süren 6. eylemsizlik süreci ve bu süreçte atılan adımlara rağmen devletin hem Kürt legal alanı, hem de gerillayı hedef alan saldırılarını bugüne kadar görülmedik bir düzeye çıkarması sonucu, Kürt mücadelesi yeni bir dönemi başlattı. Abdullah Öcalan’ın tutuklanmasının ardından da Türk devletine şans tanıyan Kürt özgürlük hareketi 1 Haziran 2004 tarihinde direniş sürecini başlatmıştı. 

Türkiye’nin dünya çapında yaşanan kapitalist değişim sürecine paralel olarak zorunlu bir biçimde içine girdiği açılım süreci, açıktan bir tasfiye sürecine dönmüş; bu sürede binlerce Kürt siyasetçi tutuklanmış, Kürt gazeteleri kapatılmış, yüzlerce çocuk cezaevlerine kapatılmış; yani Kürt halkı üzerinde topyekun bir saldırı konsepti işletilmiştir.

İHD Diyarbakır Şubesi’nin 2009 yılında Kürt bölgesinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin bilançosuna göre yıl içerisinde 61 sivil güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. Ayrıca 4475 kişi gözaltına alındı, 1444’ü tutuklandı. Bununla birlikte 1016 kişi işkenceye maruz kaldı. Toplamda Kürt illerinde 2009 yılı içerisinde 20 bin 720 hak ihlali yaşandı. Bunun sebebi; Türkiye devletinin kendi üniter yapısıyla, asimilasyoncu ve katliamcı mantığıyla yani geleneksel sömürgeci devlet mantığıyla hesaplaşmadan bir açılım sürecine girmek zorunda oluşudur. Açılım süreci tasfiye sürecine dönüşmüş ve 6. ateşkes uzatmalarla 13 ay sürmüş; 31 Mayıs’ta Öcalan süreçten çekileceğini bildirmiş ve 1 Haziran tarihinde KCK açıklaması ile ateşkes sonlandırılmıştır.

Açılım sürecinin başarısızlığı aslında, hükümetin sorunun çözümünü 85 yıldır uygulanan  inkar ve imha yöntemlerinde aramasından kaynaklanmıştır. 2008’deki Zap direnişi ve 29 Mart 2009 yerel seçimleri Türkiye’de Kürt sorunu için yeni bir dönemeç olmuştur. Zap’ı ele geçirmek için operasyon düzenleyen Türk ordusu, gerilla güçlerinin direnişi karşısında operasyonun ilk haftasında ağır yenilgi alarak geri çekilmek zorunda kalmıştı. Zap’ta Türk ordusunun yenilgisi Türkiye’de AKP hükümetiyle birlikte yeni bir dönem başlattı. Bu yenilgi arkasından gelen 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde tüm engellemelere rağmen DTP belediye sayısını 99’a çıkarak siyasi alanda tarihi bir mevzi kazandı. Yani askeri ve sivil alanda arka arkaya gelen yenilgiler, 5 Kasım 2007’de Beyaz Saray’da Bush ile Erdoğan arasında belirlenen ve Obama’nın Türkiye’ye gelişinden önce olgunlaştırılan, PKK’nin tasfiye edilmesi projesini de Türkiye’nin bölgesel güç olma hayalini de tehlikeye attı. Ortadoğu’da güç olma hayallerine paralel olarak bir açılım süreci izlemeye başladık.

Bu açılım sürecinin nasıl tasfiye sürecine evirildiğine kısaca bakalım:

ANF’ de çıkan haberlere göre: 2009 yılı içerisinde HPG’nin açıkladığı verilere göre toplam 273 operasyon gerçekleşti. Eylemsizlik kararının alındığı nisandan aralık ayına kadar ise bu sayı 262 olarak kayda geçti.

AKP’nin açılım sürecinin yoğun olarak devam ettiği 2009 yılında Türkiye’de 13 kez gazeteler yasaklanırken 35 gazeteci düşüncelerini ifade ettiği için cezaevlerine kapatıldı.

Ve yine açılım sürecinin yoğunlaştığı süreçte, taş attıkları gerekçesiyle tutuklanan ve yaşlarının iki katı ceza alan yüzlerce çocuk dışında, geçen yıldan bu yana en az 9 çocuk yargısız infaz edildi. Ayrıca 4 bine yakın çocuk bu süreçte yargılanırken, bunların 400’ü de, bir çoğu yaşlarından büyük cezalarla mahkum edilerek zindanlara atıldı.

11 Aralık 2009’da DTP, 2 yıldan fazla süren kapatma davasının sonucunda, oy birliğiyle kapatıldı. Ardından BDP’ ye operasyon başlatıldı, 1500’ü aşkın Kürt siyasetçi cezaevlerine kapatıldı.

Siirt’te yaşandığı gibi devlet eliyle oluşturulan tecavüz çeteleri ortaya çıktı. Demokratik Özgür Kadın Hareketine mensup kadınlar sokak ortasından kaçırılarak devletin kolluk güçlerince tecavüze maruz kaldı.

Yaşanan bu katliamın doğal bir sonucu olarak ateşkes süreci sonlandırıldı.6. ateşkes sürecinin bitişinin üzerinden sadece 2 ay geçti ve PKK şimdi yedinci defa ateşkes ilan ediyor.

7. ateşkes sürecinin temel belirleyenlerini ise kısaca, KCK’nin 4. Dönem olarak ilan ettiği projede aramak anlamlı olur. Bu ateşkesin, demokratik özerklik projesini inşa etmeyi planladığı bir momentte gerçekleşiyor olması ve AKP hükümetinin ve bir bütün olarak devletin imha siyasetinde yine başarısız olmasının ardından ilan ediliyor olması, özellikle anayasa referandumunun ateşkes sürecinde örgütlenecek olması dikkat çekici unsurlar arasında yer almaktadır. KCK’nin 23 Ağustos’ta Gündem’de çıkan açıklamasında 'En güçlü olduğumuz bir dönemde ve en kapsamlı eylemselliği geliştirebileceğimiz bir pozisyondayken gelen talep ve çağrıları dikkate alarak barışa bir şans vermek üzere bu eylemsizlik sürecini geliştirdiğimiz unutulmamalıdır. Biz Türkiye halklarının çıkarını düşünerek eylemsizlik geliştirmemize dönük yapılan çağrı ve talepleri sorumluluğumuz gereği dikkate aldık. Bununla referandum sürecini barışçıl ve demokratik bir ortamda gelişmesinin koşullarını yaratmayı öngördük’ diyerek bu ateşkesi niye ilan ettiklerini açıklamıştır.

Yazının girişinde de belirttiğim gibi geçmiş ateşkeslerde de bu ateşkes sürecinde de, Kürtlerin siyasi temsilcilerinin Kürt halkı üzerindeki etkisi görmezden geliniyor. Sömürgeci devlet mantığını aşamayan bu klasik saptamalar, çoğu zaman provokasyonlarla da desteklenerek ateşkesin kalıcı olması engelleniyor. Savaşı yaşamın her alanında kendi iktidarını ayakta tutmanın kaynağına dönüştüren bu çevreler, ellerinde tuttukları yaygın medya yoluyla, bu propagandayı sürdürüyor. Kürt özgürlük hareketinin arkasında duran Kürt halkı yok sayılarak, Kürt inkarı bir kez daha üretiliyor. Kimse ilan edilecek ateşkesin bundan öncekilerde sağlanamayan devamlılığının sağlanması için bir çaba göstermiyor, bir öneri sunmuyor.

Yani bizler yine aynı oyunu izliyoruz, her ateşkes sürecinde olduğu gibi devlet yine PKK’yi imha ve tasfiye etme operasyonuna girişiyor. PKK ateşkesi bitirince de ‘terör niye azdı? Ne oldu da şehit cenazeleri gelmeye başladı’ gibi asılsız sorularla, halkı yanlış yönlendirmeye devam ediyorlar.

Şimdiden Türk ordusunun operasyonları hızlandırdığı haberlerini ve böyle devam ederse ateşkes sürecinin tehlikeye gireceği haberlerini duymaya başladık. Yani bir kez daha barışı getirebilme, demokratikleşebilme şansımız ellerimizin arasından kayıp gitmek üzere…

Ateşkeslerin PKK’nin güçsüzlüğünden ilan edildiği yanılgısından kurtulamayan bu hükümet ve bir bütün olarak devlet yetkilileri ateşkes süresince demokratik adım atmak yerine ‘bu örgütü nasıl tasfiye ederim’ yolunu seçiyor. Ve aynı bildik son ile karşılaşıyoruz. Ölen binlerce insan. Hayatımızın içine sirayet eden savaş, tecavüz, yoksulluk. Yeniden her yerde ‘her Türk asker doğar’ sözü yankılanır; binlerce genç, bilim insanı olmak, iyi bir sanatçı olmak, doktor, öğretmen olmak yerine ‘vatana kurban’ olur. Acı ve ölüm kanıksanır bu ülke topraklarında. Ve yaşanan tüm sıkıntılar savaşın yakıcılığı arkasında kaybolur. Demokratikleşme, sosyal haklar gibi kavramlar dağarcığımızdan çıkar ve kin ve intikam naraları atılmaya başlanır.

Bu barış şansımızın da ellerimizin arasından kayıp gitmesine izin vermeyelim. Şimdi yapmamız gereken boykot hamlesi ile yönetenlerin eskisi gibi yönetemediği, yönetilenlerin ise eskisi gibi yönetilmek istemediğinin gösterilmesidir. Devlet açıkça Kürt sorununda bir yönetememe krizi içerisindedir. Ateşkese batıdan da bir cevap üretebilirsek, Kürt sorununda yaşanan krizi ateşkes sürecinin de yardımıyla Fırat’ın batısında da yayabilirsek, tüm ezilenler, emekçiler, aşağılananlar ve dışlananlar için bir kurutuluş umudunu da yakalayabiliriz.

 

KAYNAKÇA:

http://www.basinyayin.net/cemil-cicek-pkkda-sunnetsiz-terorist-var

http://gazete.netgazete.com/Arsiv.aspx 

http://www.takvim.com.tr/Guncel/2010/08/20/ateskes_mgkda

http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=95570

http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=95174    

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2010/08/21/pazarlik_iddiasina_alcakca_iftira_dedi

 


Yeşim Ergün
Loading