'MADENCİLER BUNUNLA YAŞAMAK ZORUNDA' MI?


YASEMİN DELİDUMAN


25 Şubat 2010



Aralık ayında Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde meydana gelen ve 19 maden işçisinin ölümü ile sonuçlanan grizu faciası hafızalarımızdaki yerini korurken 23 Şubat günü yine çığlıklar yükseldi bir başka maden ocağından. Balıkesir’in Dursunbey İlçesi’ne bağlı Odaköy’de özel bir şirkete ait olan kömür ocağında dün saat 18 sıralarında grizu patlaması gerçekleşti ve derinliği 500 metre olan madenin 250’inci metresinde meydana gelen patlama 13 cana sebep oldu, 18 işçi de ciddi şekilde yaralandı.

Sözkonusu maden ocağı 1960’tan beri çalıştırılıyor ve Odaköy’de Balıkesir Ticaret Odası Meclis Başkanı Erhan Ortaköylü’ye ait Şentaş şirketine bağlı, Ayrıca yine hatırlanacağı üzere 2006 1 Haziranında aynı maden ocağında göçük sonucu 17 işçi yaşamını yitirmişti bu faciada.

Maden sahibi Erhan Ortaköylü’nün patlamaya ilişkin açıklaması aynen şöyle: “Yanmanın meydana geldiği bölgede kapıya yakın olan işçiler ocaktan çıktı. İlk müdahalesi maden alanında yapılan yaralılar süratle Dursunbey Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Burada bir gaz yanması olmuş. Metan gazı yanmasından söz ediliyor. Küçük bir kaza değil. Allah kimsenin başına vermesin ama biz madenciler bununla yaşamak zorundayız. Kazanın nedeni inceleme sonunda ortaya çıkacak. Çok üzgünüm. Allah ölenlere rahmet eylesin.”

Erhan Ortaköylü, aynı madende 4 yıl önce de 17 işçinin öldüğünün hatırlatılıp, ihmal olup olmadığının sorulması üzerine, “Burası örnek bir işletme. Erken uyarı sistemi vardı.” demekle yetindi ki zaten kendisinden daha fazlasını beklememek gerektiğini yıllar sonra meydana gelen bu ikinci olay ile açıkça öğrenmiş bulunuyoruz.

Başbakanın İspanya’dan dönüşte söylediği “Son olarak bakanımın bana az önce ifade ettiği kadarıyla bu ocakta da 20 gün önce bir denetim yapılmış. Fakat şu anda rapor yanımda değil” sözleri de duruma tuz biber eker cinsten doğrusu. Evet maden ocağı bundan yaklaşık 20 gün önce denetimden geçmiş, çalışma koşullarına ilişkin herhangi bir sıkıntısı olmadığı anlaşılmış olacak ki işletme açık ve işçiler çalışır haldeyken olay meydana gelmiş.

İşletme sahibi denetleyen kurumdan “işler yolunda raporu” almış da “Allah kimsenin başına vermesin ama biz madenciler bununla yaşamak zorundayız” diyerek bunun tek başına çalışma koşulları ile alakalı olmadığını “çok şükür” gözümüze gözümüze sokuveriyor.

Bir diğer mesele Dursunbey’deki hastanede yanık ünitesi bulunmuyor oluşu ki bunu da bir “talihsizlik” olarak değerlendiremiyoruz. Eğer hastane bu açıdan donanımlı olsaydı oraya tedavi için götürülen 5 işçi bölgedeki başka hastanelere gönderilerek zaman kaybetmeyecek ve canlarından olmayacaklardı.  Sağlıksız ve güvencesiz iş koşullarına bir de sağlıksız “devlet sağlık kurumları” eklenince zincirin halkaları tamamlanmış oluyor işte.

Aslında bu olay ne ilk ne de son olacak böyle giderse ki daha önce de aynı bölgede çeşitli olaylar meydana geldi. Dursunbey ilçesine bağlı Kavacık köyü yakınlarında, Özçevre Madencilik Şirketi’ne ait kömür ocağında 5 Mart 2009’da meydana gelen grizu patlamasında 9 işçi yaralandı, yine Dursunbey İlçesi’ne bağlı, aynı bölgedeki Hamzacık Köyü’nde, Şentaş Madencilik Şirketi’ne ait kömür ocağında 1 Ekim 2009’da gaz sıkışması nedeniyle meydana gelen grizu patlamasında da 5 işçinin yaralandığı biliniyor.

Maden işçileri düşük ücretler karşılığında, uzun saatler boyunca ve yerin derinlerinde, işletmelere verilen bu “sağlıklı raporlar” sayesinde daha çok çalışıp daha az ölmek için “Allah’a dua etsinler” isteniyor. Devletin sorumlulara yönelik herhangi bir girişimde bulunup bulunmayacağı, işletmelere yönelik sıkı denetimler olup olmayacağı, maden işçilerinin sendikal anlamda kazanımlar elde edip edemeyecekleri ve çalışma koşullarının iyileştirilip iyileştirilmeyeceği de şimdilik belirsiz. Şimdi kaçınılmaz olan maden işçileri, Tekel işçileri, Marmaray işçileri ve işçi direnişinin bütün öncü işçileri ile bir araya gelerek, işçi sınıfının sözünü daha güçlü söylemek ve direniş hattını güçlendirerek, zat-ı muhteremlere yükselen sesin örgütlü işçi sınıfına ait olduğunu bir kez daha haykırmak ve bu yolda “ölmek var, dönmek yok”  diyerek işçi sınıfının gücünü bir kez daha hatırlatmaktır.