![]() |
![]() |
|
|
MÜCADELE İÇİN GÜÇLENEREK BİRLEŞELİM, BİRLEŞEREK GÜÇLENELİM M. ULAŞ
BAYRAKTAROĞLU
2 Mart 2010 |
||
|
Türkiye’de sosyalistler üç temel mesele etrafında saflaştı: Kürt sorunu, egemen blok arasındaki çatışma (Darbecilik, AKP-Ordu çekişmesi), işçi sınıfı mücadelesi. Bu konular etrafında liberal ve ulusalcı yaklaşımlar her ne kadar ilk bakışta birbirlerine karşıt gibi görünseler de, gelinen süreç onları tuttukları saf itibarıyla birbirlerine yaklaştırdı. Bu unsurlar utangaçça egemen güçlere yaslandılar. Kimi uluslararası egemen güçlerin lafazanlığına kimileri ise “memleketteki milli güçlerin” avukatlığına soyundu. “Milli güçler” AKP’nin değil ama arkasındaki emperyalist güçlerin karşısında kolayca boyun eğdiler. Çünkü daha evvel yularlarını emperyalist güçlere vermişlerdi. Liberallerin sırt dayadığı AKP ise işçiye, emekçiye, köylüye, Kürde tüm halka beterin beteri olduğunu gösterdi. “Zam, zulüm, işkence işte AKP” sloganı yerine oturdu. Liberal ya da ulusalcı iki eğilim de popülizm ve reformizm bataklığında boğuldular. Rezillik AKP’yi demokrasi mücadelesinin öncüsü ilan etmekten, cumhuriyetin kazanımlarını korumaya, 29 Ekim Cumhuriyet bayramını kutlamaya kadar gitti. Alın bu burjuva cumhuriyeti sizin olsun ister demokratikleştirin ister millileştirin. Proletarya sosyalistleri bu burjuva cumhuriyetini-oligarşik diktatörlüğü yıkmak konusunda kararlıdır. Şimdi bu liberal ve ulusalcı kesimi (kesimi diyoruz çünkü bunlar sonuç itibarıyla aynı yolun yolcusudurlar) Kürt sorunu ile sınayalım. Kürt sorununun çözümünün biçim ve tip olarak iki ayrı zaviyesi vardır. Çözümün tipi ezilenler lehine olacaksa Kürt halkı kendi kaderini tayin edebilmeli, bu bağlamda Türk ve Kürt halklarının kardeşliği tesis edilmeli ve halkların kendi öz örgütlülüğü garanti altında olmalıdır. Bu maddeler ve benzerleri çözümün tipiyle ilgilidir. Bu tip bir çözüm ulusalcıları rahatsız etmektedir. Onlar hala Kürt halkını kendi tebaları gibi gördüklerinden çözümü de tekellerinde tutarlar. Bunun için Kürt özgürlük mücadelesini “milliyetçi” gibi kavramlarla sol adına aşağılamaya çalışırlar. Bu ulusalcı odaklar Kürdü Kürt’ten daha iyi savunacakları absürd düşüncesi içerisindedirler. Bunların çözümün tipiyle ilgili sorunları vardır. Bunlara göre her ezilen halk kendi kaderini tayin edebilir, fakat Kürtler hariç… Liberallerin ağırlıklı eğilimi tipten çok biçimle uğraşır: “TC ile, ABD ve AB ile diyalog kurulsun, PKK silah bıraksın” vb. gibi. Çünkü çözümün tipiyle ilgili ortaya konan tavrın bedelini hesaplarlar ve bu yüzden egemenlerin pozisyonlarını dikkate alırlar ona göre biçimlenirler. Tekel işçisinin son aylardaki direnişi puslu havayı dağıttı, ortaya çıkan deneyimler ve sonuçlar işçi, emekçi ve ezilenlere ışık tuttu. Solda demokrasi mücadelesi adına Tekel işçisinin direnişini küçümsemeye çalışanlar sifonun sesini bile duyamadan yerin dibine girdiler. Liberaller Tekel işçisine küfrederek sınıfsal konumlarını kuşkuya yer vermeyecek bir biçimde göstermiş oldular. Bunlar bu sınıf mücadelesindeki egemenler arası çatışmayı ya da sarı sendikacılığı - hakim sendikal bürokrasiyi gördüler ama en önemlisi Tekel işçisinin kendi kaderini eline aldığını ve haklarını söke söke aldığını göremediler. Sarı sendikalara rağmen Tekel işçisi çoktan kazandı. Onun şahsında işçi sınıfı ve ezilenler kazandı. Tek Gıda-İş sendikası Türk-İş genel merkezinin çizgisine muhalif gözükmekle beraber işçinin direnişine zarar verecek en kötü açıklamaları yaptı. Özetlemek gerekirse çaresizlik anlattı. Böyle direniş zamanlarında işçinin gözü mücadeleyi yönlendiren sendika yönetimlerinde olur. Bu kadar toplumsal destek varken topyekün grev ve direniş ilan etmemek Tek Gıda İş yönetiminin de Türk İş genel merkezinden farklı olmadığını gösteriyor. İşçi kendisini kimin sattığını iyi bilir…Tek Gıda-İş yönetimini destekleyen ve onun arkasında politika yapan ulusalcı, popülist odaklar neye hizmet ettiklerini iyi değerlendirmelidirler. Satanı desteklersen mücadeleyi satana ortak olursun…Bunların ayrıntılı teşhiri elbette uzun bir yazının konusu. Bir de eski mücadelelerin sonucu olarak sendikal bürokraside yer tutmuş dönekler var ki, bunların her davranışı (kimin çadırları toplayın diye akıl verdiğini biliyoruz) devrimciler tarafından kaydedilmektedir. Bütün bu ilerleyen Tekel direnişinde işçiler sendika merkezini işgal ettiler, Ankara’yı işgal ettiler, en son AKP binasını işgal ettiler. Eylem olarak açlık grevlerinin ötesine geçtiler. Sendikanın ötesinde kendi direnişlerini üretmeye başladılar. Tekel’de çalışsalar da çalışmasalar da işçi işçi kalacak ve emeği için mücadele etmeye devam edecek. Tekel işçisi birleşince ne kadar güçlü olduğunu, ne kadar etkili olduğunu herkese gösterdi. Tekel işçisi açlık grevi yaparken yurdun dört bir yanındaki işçi, emekçi ve öğrenciler Tekel işçisinin mücadelesine bir soluk katmak için eylemler yaptılar, çeşitli yerleri işgal ettiler. Enternasyonalist işçi sınıfı sosyalistleri bu mücadelenin en ön saflarındaydılar, mücadele esnasında birleşik mücadele etme yeteneğini de gösterdiler. Proletarya sosyalistleri işçi sınıfının ve ezilenlerin umut ettiği birleşik güçlü mücadelenin adımlarını atmaya başladılar. Çünkü tek gündemleri işçi sınıfını ve ezilenlerin kurtuluşuydu. Hiçbir şey sosyalizm ve devrim mücadelesinin çıkarlarından daha önemli değildir şiarıyla kısa dönemde önemli mevziler elde edildi. Tekel direnişi bizi örgütledi, biz tekel direnişini örgütledik diyebiliriz. Bugün 4C kapsamına geçmek için hükümetin verdiği bir aylık süreyi Danıştay iptal etti. Bu ileri ve işçinin lehine bir adımdır. Ve tamamıyla işçi sınıfının baş eğmez mücadelesinin ürünüdür. Fakat bu durumun üstüne yatılır ve rehavete kapılınırsa Tekel işçisinin haklarını geri alması zorlaşacaktır. Buradan öteye ezilen halkın ve işçi sınıfının kurtuluş mücadelesinin yükseleceği ortadadır. Halkların kardeşliği ve işçi sınıfının birliği emperyalist tahakkümü ve oligarşik iktidarı parçalayabilecek yegane yaklaşımdır. Ancak enternasyonalist ilkelere sıkı sıkıya bağlı proletaryanın devrimci örgütü bu süreci devrim ile sonuçlandırabilir. |
||