"NİÇİN DİKKULAK OLDUM?"


TAYLAN ÖZDEN


5 Eylül 2010


“Niçin Dikkulak Oldum?” Muğla’nın Datça ilçesinde (özellikle Datça’nın bir bölümü olan Betçe köyleri daha da derine inersek bunlardan Çeşmeköy) katı bir “milliyetçi-mukaddesatçı” söylemi olan MHP’nin nasıl olup da diğer rakiplerine göre oylarını çoğalttığı, MHP gibi bir partinin büyüyebileceği hiçbir damar olmadığı halde Kıyak/Çıkarcılık üzerinden oy potansiyelini nasıl arttırdığı üzerinde yoğunlaşmış.

Bir de MHP’nin Betçe köyleri arasında en çok genç nüfusa sahip Çeşmeköy’de bütün beslendiği yerlerin tıkalı olmasına rağmen (köyden asker ölüsü çıkmaması, işlerini tehdit eden göç etmek zorunda kalmış Kürt gurupların olmaması gibi) nasıl oy sağlayabildiğini  (aynı zamanda nasıl örgütlendiğini) göreceğiz.

 

Datça ve Çeşmeköy’de yakın siyaset tarihi, Betçe ağalığı ve yeni ağalar

Datça, Muğla’nın Ege Denizi’ne doğru uzanan tarafında kalır. Muğla’nın merkezi ile arasında yaklaşık 75 km. yol vardır. Muğla’ya bağlanması 1927’ye dayanır. Datça yarımadasının ada şekli itibariyle merkezden kopuk olması daha yakın ilişkiler sürdürmesine etken olmuştur. Ada ile ilgili sahip olduğumuz bilgiler 1684’te Barbaros Hayreddin Paşa’nın Kâhyası olan Ali Giridi adlı bir şahsa tımar edilmesiyle başlıyor. Datça’nın düşük nüfuslu olması (1935’te nüfus 4.935 iken 1970’de sadece 6.049’a yükselebilmiştir. ) siyasal nüfusunu sınırlandırırken 1980’den sonra benzer komşularının gelişirken geri kalmasına sebep olmuştur. Geri kalmasının bir diğer sebebi de yollarının bozuk oluşudur. (1996’dan beri yol yapımı sürmektedir. 2008’de son bulan proje tam anlamıyla uygulanmamıştır. Nitekim eskisine oranla iyi olsa da hala Datça benzerleri kadar iyi yola sahip değildir. ) Kaynak sınırlılığı bu ilçeyi son derece canlı çekişmeli siyasal bir yaşam zeminine oturtmaktadır. Özellikle 1980 sonrası depolitizasyonundan da nasibini almıştır, parti değiştirmek artık çok kolaydır. Yazar özellikle belediye seçimlerinde kendini gösteren değiştirmelere de örnek vermiştir. Buna göre bir dönem SHP’den aday olan aday diğer dönem ANAP’ın belediye meclis üyeliğine girmiştir, ya da DYP ilçe başkanlığını kayıp eden aday MHP’ye geçebilmiştir.

1980’den sonrası için 10 yıllık ANAP iktidarında; tabana doğru bir örgütlenme yaşamamıştır. Bunun yerine birkaç kentli önder üzerinde yoğunlaşmıştır. Sürekli vaat halindedir. Köylere elektrik, telefon şebekeleri kurulma vaatleri gibi. Sürekli bir insan kayırma hali vardır. Bu sadece ANAP’a özgü bir şey değildir ama. Diğer partilerin de gerekli mercilere ulaşabilecekleri izlenimi verdikleri seçim kampanyalarında görülüyordur. Turizmden beklentilerini alamayan esnafın belediye başkanını yolsuzlukla suçlarlar. Bu arada tutucu ve çoğunluğu MHP’li olan bürokratların çeşitli gerekçelerle cezalar vermesi gerginliğin çıkmasına sebep olur.

Şimdi de Datça’nın köylerinden biri olan Çeşmeköy’ün siyasetine bakacağız.

20.yy başlarında Ömer İhsan Bey İstanbullu bir tahsildardır. Süleymaniye’ye nahiye müdürü olarak atanır. Ömer ihsan Bey, kısa süre sonra Sındı ağası İzzet Bey’in kızı Fatma Hanım ile evlenerek ailenin topraklarının önemli bölümüne sahip olur. Köylülerin büyük bir bölümünü kendine bağlar. Tipik bir himayecilik ilişkisi hakimdir. Köylüler, geçimlerini güvence altına almak üzere Ağa ailesine çalışmakta, onlar adına palamut, keçi boynuzunu toplayıp iskeleye satmakta, ağanın sofrasını donatmakta, siyasal girişimlerinde ona destek vermekte karşılığında ağa onun vergisini öder, devletle, jandarmayla olan sorunlarını çözümler. Kıtlık zamanlarında ambarından yararlanmasına izin verir.

Datça köyleri tek partili dönemde çok çekmiş bulunduklarından betçe ağalarının da etkisiyle 1946’dan itibaren yoğun bir DP desteği vardır. DP iktidarıyla paralel payamcılığın (badem) gelişmesi ağalara yeni bir rakip çıkartır. İlk başta tüccarların sadece masraflarını karşılamaları ve tuz, şeker, kahve gibi ürünlerini İzmir’den getirmeleri karşılığında payamlarını veren köylü ziraat bankasının şubesinin açılması Marshall yardımı gibi ulusal pazarlara uyum süreci içerisinde gücünü arttıracaktır. Bu durumda: Betçe köylerinde, ağaların yetkisi dışında ticaretten beslenen bir sınıf yükselmiştir.

 

Çeşmeköy Yazıköy kavgaları ve 12 Eylül sonrası Çeşmeköy kliyentalizmi

Buradan sonra 1950’lerde CHP-DP kavgasına tutuşan aileler CHP-AP kutuplaşmasında yer alıyorlar. Ülke siyasetindeki gerilim köylere taşınmada gecikmez. Burada önemli olan bir yazı-çeşme köy kavgasında duralım. CHP’nin Datça da ki yerel sözcüleri Datça yakınlarında Aktur tatil köyü inşasına girişirler. İş için Betçe’den işçi getirilir İşin kısa sürmesine (sürekli işçi olmamalarına) rağmen dönüşte aktif CHP’liler olurlar. Ve Yazıköy’de iki zeytinyağı fabrikasının kurulmasını desteklerler. MHP’liler de boş durmazlar buna karşılık Çeşmeköy’de bir badem kooperatifi kurulur. Aynı zamanda MC hükümeti zamanında köyden gençleri Tariş ve Aliağa rafinelerine yerleştirirler. Buna CHP’li ailelerin okumaya giden çocuklarının radikal solu benimsemeleri de eklenince kavgalar fiziksel kavgalara dönüşmeye başlar. Kahveler ayrılır, bütün köylerin bir araya geldiği düğünlerde kavgalar geleneksel hale gelmeye başlar. Bugün kavgalar sebebi unutulmuş olsa bile devam etmektedir. Çeşmeköy ve Yazıköy arasındaki kavgalar bununla sınırlı değildir elbet. Yazı’nın görece daha eğitimli olması ağalık rejiminden hiç etkilenmemiş olması üstelik Knidos’tan (Knidos Yazıköy’den geçtikten sonra tarihi eserleri olan bir yerdir. Bugün jandarma kontrolündedir belirli saatten sonra giriş yasaktır giriş saatlerinde fiyatı 5 liradır. Aynı zamanda Ege ile Akdeniz’i ikiye ayırır) ötürü büyük bir toprak parçasının SİT alanı ilan edilmiş olması (dolayısıyla aradaki ekonomik zenginlik fark) da bütün bunlarda bir etkendir.

12 Eylül’den sonra bu politizasyon son bulsa da kliyentalist ilişkiler son bulmaz. Aksine ilk bölümde de bahsettiğimiz gibi 1983 seçimleriyle iş başına gelen ANAP hükümeti tam da bu kliyentalist ilişkiler üzerinden iktidarını kurar. İktidarda olmasından da faydalanarak bütün işleri görmeye başlar.

1990’lardan sonra oyunu her seçimde biraz daha arttıran MHP için durum biraz daha farklıdır. Burada önemli bir noktaya değineceğiz. MHP belirli oy potansiyeli dışına kutuplaşmaların olduğu süreçler hariç çıkamayan bir partidir. Fakat Datça köylerindeki ağırlığı bu kutuplaşmaların olmadığı süreçlerde de artabilmektedir. Üstelik beslenebileceği damarlar tıkalıdır (asker ölüsü çıkmamıştır köyden, ya da ekonomilerini tehdit edecek bir Kürt nüfus ile karşı karşıya değillerdir). 70’lerin başında kendini sola karşı bir tutan DYP ve MHP gruplarının aslında birbirlerinden beslendiğini birinin yükselişe geçtiği zamanlar diğerinin azaldığını göreceğiz. 1999 seçimlerinde iktidar ortağı olarak çıkan MHP bölgede ağırlığını sağlamlaştırmıştır. MHP’nin bununla da yetinmeyip diğer bir rakibi olan CHP’nin bürokratik ilişkilerinin aksine köylüyle iç içe politika izlemesi de etkilidir. 1980 sonrası özellikle sağ cephede parti geçişlerin kolaylaşması/yoğunlaşması sonucu seçimlerin iktidardaki partiye göre kolayca değişebildiğini görmekteyiz.

Kliyentalist ilişkiler varlığını hala Betçe köylerinde sürdürmektedir. Ve bu kliyentalizm öyle kolay yok olacak bir şey de değildir. Nitekim her değişime ayak uydurmuştur. İktidardaki partilerin şekillendiği ölçüde de kullanılabilmiştir. Ya da yazarımızın tabiriyle “ağalıktan ticari sermayeye, oradan da girişimciliğe/yarımcılığa yönelen kırsal egemenler, konumların el değiştirmesine karşın, bir tarihsel süreğenlik görüntüsünden destek bulmaktadır.”  O turistik ve güzel yerlerde aşırı milliyetçi söylemleriyle ortaya çıkan bir partinin gücünün kliyentalist ilişkileri iyi değerlendirerek bu eğimin geleneksel temsilcilerinin aleyhine büründüğü görünmektedir.

 


Taylan Özden
Loading