BOYKOT TAKTİĞİ İŞLEVSELLEŞTİRİLMELİDİR


TAHİR OZAN


30 Ağustos 2010


1960’lı yıllarda anlatıldığına göre, yeni anayasa tartışmaları sürecinde CHP, ‘evet’in öncülüğünü yaparken O dönemde, DP’liler, anayasanın ne getirdiğine bakmaksızın Menderes’in idamının yarattığı kızgınlıkla halkı, hayır oyu vermeye çağırırlarken “hayırda hayır vardır’’ sloganını kullanmışlarmış.

Bugünlerde de aynı slogan içerisinde iki kere “hayır”ın geçmesi ile yaygın olarak iki kere hayır kavramının ortaya atıldığını görmekteyiz. “Hayır” oylarını artırmaya çalışan örgütlenmeler, 12 Eylül anayasasını da onaylamadıklarını anlatmak zorunda olacaklarını düşünmüş olacaklar ki “iki kere hayır” demeyi anlam güçlendirmekten ziyade bir ayırım noktası olarak ortaya koymaktadırlar. Buna göre MHP gibi faşist düzen partilerinden farklarını somutlama telaşındalar. Demek ki içleri çok da rahat değil!

12 Eylül anayasası “evet” çilerin de “hayır”cıların da ortak nemalandığı bir anayasadır. Irkçılık, gericilik, işbirlikçilik, soygunculuk, zulümcülük, her konuda anti-demokratikçilik bu anayasanın genel karakteridir. Zaten 30 yıldır bütün düzen partilerinin bir şekilde iktidar koltuğunda oturdukları halde bu öze dokunmamaları, hatta onu korumaları, niyetlerinin en açık ifadesidir. Düzen partilerinin ellerinde alternatif bir anayasa paketinin olmadığını da ayrıca biliyoruz. Onlar düzenin var olan biçimde devamı için “hayır” konseptinde yer alırlarken, bu durum kitlelerin belleğinde bu şekilde somutlanmışken düzenin değişmesi talebi, iki kere hayır demekle ne kadar olanaklıdır. Buna mukabil “hayır”cı sol yapıların, ceplerinde alternatif bir anayasa paketinin olmadığını az çok biliyoruz. Şimdi sormak gerekiyor, hayırda hayır mı var iki kere hayır mı?

Referandum süreci sona erdikten sonra düzen partilerinin anayasa değişikliklerini gündemlerinden çıkaracaklarını tahmin etmek zor bir iş değildir. Anayasa meselesinde, evet çıktığında AKP, yapılan değişiklikleri yeterli gören bir yerden tutum geliştirmeye çalışacakken, solun gözlerini diktiği, Kılıçdaroğlu takviyeli CHP, demokratik bir anayasa için, anayasa tartışmalarını sürdürecek midir? “Hayır” oyları baskın çıktığında, yine demokratik anayasa tartışması bir başka bahara değin rafa kalkacaktır.

Yapılması planlanan anayasal değişikliklerin, ezilenlere, işçilere, kadınlara, Kürtlere yeni bir şey getirmediği bilinirken, oligarşinin unsurları topu kendi aralarında çevirip halklara da bu işin figüranı rolünü uygun görürken, bu oyunu teşhir olanağını kullanmaktan imtina edip bu sürecin taraflarından olmaya kalkışmak abesle iştigal değilse nedir?

Diğer yandan, kitleler, evet ya da hayır sürecinde, akabinde söylediklerinizden ziyade aldığınız tutumunuzla sizleri yargılar. Bugün durum şu şekildedir: “Evet’’ dediğinizde hükümetten yana tutum almış olursunuz. “hayır” dediğinizde ise ana muhalefet partisi CHP’nin arkasında resim verme durumunda kalırsınız. Bu iki şekil şartı da sizleri sermayenin içsel gerilimleri ve çatışmalarına taraf olmaya zorlar.

Amerikan filmlerinde, ünlü jüri sahneleri hatırlandığında, yargılayanlar sorularını evet hayır dışında seçenek bırakmamak üzerinden sorduklarında yanıtı verecek kişi, derdini anlatmak isterken evet ya da hayırdan çok daha fazlasına ihtiyaç duymak zorunda kalır. Onları ikileme sıkıştırmaya çalışanlara karşı, “evet’’ ve “hayır’’dan daha fazla söyleyecek sözleri vardır. Bu iki seçeneğe ilave bir şey söylemeye çalışmaları ise yargılayan veya dinleyenlerce önemsizidir.

Sunulanın dışında yeni bir anayasa isteyenler, ‘’kırk katır ya da kırk satır’’ dışında, kendi seçenekleri üzerinden bir süreç öngördüklerinde egemenlerin oyununu bozmuş ve kendi taleplerini diri tutmuş olacaklardır.

Referandumda çıkacak ‘’evet’’ ya da ‘’hayır’’ seçenekleri bize yeni bir anayasa için ‘’start’’ imkanı vermemiş olacaktır. Yeni demokratik anayasa, halkların aktif katılımı ve müdahalesi olmadan söz konusu dahi edilemez. Bu nedenle CHP’nin yeni anayasa tartışmalarında yer alacağını düşünmek ve bu yolla müdahale yapılabileceğine inanmak oldukça safiyane bir düşünce gibi görünmektedir.

AKP Hükümeti ve anayasa sürecinin yok saydıklarının, bir diğer görülmek istenmeyen, yok sayılan, Kürt özgürlük hareketi ile beraber seslerini yükseltmelerinin dinamikleri oldukça olanaklı hale gelmiştir. Devletin ve/veya hükümetin, bugün geldiği nokta, anayasal sürecin başlangıcında yok saydıkları ile görüşmeye mecbur kaldığını göstermektedir. Bu gün Kürtler dikkate alınmadan yapılacak anayasal değişikliklerin işlevsiz olduğu, Kürt meselesinin demokratik çözümü olmadan atılacak adımların kandırmacadan başka bir şey olamayacağı herkes için anlaşılmıştır.

Boykot tavrının şu ana kadarki işlevselliği, onun ‘’evet’’ ya da ‘’hayır’’a yaramaktan ziyade egemenlerin kendi aralarında çevirdikleri oyunu tek başlarına sürdüremeyeceklerini ortaya koymuş olması itibarıyla çok önemlidir. Bu tavrın uygun politik önerme olduğu bu süreçte ortaya çıkmıştır.

Referandumun sonucu ne olursa olsun, boykot tavrının artacak etkinliği, yeni anayasa tartışmalarının ne ölçüde devam edeceğinin imkanlarını verecektir.

Haydi Boykota!


Tahir Ozan
Loading