![]() |
|
|
|
|
||
|
İŞÇİ SINIFININ TARİHSEL ROLÜ TAHİR OZAN 2 Ağustos 2010 Kapitalistler iki yıllık kriz süresince işçi sınıfına geçmişte verdikleri her tavizi geri alma kararlılıklarıyla işçi sınıfının sefaletinin mimarı olmaya devam etmektedir. İşçi sınıfı ise, kendisi için sınıf olamamasının bedelini ödemektedir. Son bir yıl içerisinde yaşanan maden kazalarında cesetleri tanınmayacak halde başında bareti ile ölümle tanışan işçiler, televizyonların magazin programlarının insanlık dramı olarak sundukları slikozis işçilerinin her ay duyulan ölüm haberleri, Tuzla’da tersane işçileri yine her fırsatta olağan iş kazaları sonucu ölümlerle iç içe yaşamaktadır. İşçi sınıfı bugün iki yıldır süren krizle beraber, kemerlerini sıkmaya devam ederek, patronları krizden çıkabilsinler, daha fazla tüketebilsinler, daha fazla semirebilsinler diye ölesiye çalışmaya devam etmektedir. Kapitalist toplumda çalışma yaşamı, her türlü düşünsel yozlaşmanın, her türlü yaşamsal bozukluğun nedenidir. Kadınların, çocukların sömürülmesi, onların geleceklerinin yok edilmesi sıradan günlük faaliyetlerden biri haline gelirken işçi sınıfının bu durumu olağan karşılaması ancak onun yanılsamalar dünyasına yuvarlanması ve oralarda boğulması ile mümkün olabilirdi. İşçi sınıfının erkek üyeleri, kadınlarını ve çocuklarını korkunç sömürünün kucağına bir gün zengin olma hayali ile atarken, kapitalizmin yanılsaması, Karun gibi zengin olma düşünden, sabahları, işlerine giderken ağızlarına yapışan zehirli acılık dahi ayıramamaktadır. 1857’de Brüksel’de toplanan birinci İyilikseverler kongresinin açılış konuşmasında çalışan çocuk işçilere yapılan yardımlar toplantının konusuydu. Çocuklar, 12 saatlik çalışma süresinde eğlendirici yöntemlerle, müzikle, oyunla eğlendirilerek, şarkı söyleterek, sayı saymasını öğrettiklerini, çalışma zamanının fark edilmemesini sağladıkları önemle anlatılmaktaydı. Bu gün buna benzer iyiliksever yöntemler çeşitlenerek devam ederken zihniyetin çarpıklığı, insanın kanını donduracak niteliktedir. Karl Marx’ın kızı Laura ile evli Fransız sosyalizminin öncüsü sayılabilecek olan Lafargue, ‘’tembellik hakkı ‘’ adlı çalışmasında, 1770’lerde İngiltere’de yayınlanan ‘’alışveriş ve ticaret üzerine’’ adlı bir broşürden söz eder. Bu broşüre göre, işçiler çalışma evlerine kapatılmalı, dışarıyla bağlantısı kesilerek bu ideal çalışma evlerinde gerektiğinde ‘’terör’’ benzeri yöntemlerle dolu dolu çalıştırılmalıydılar. Bugün bu şartlarda bir değişme olduğunu kim iddia edebilir. Tuzla tersaneleri, maden sahaları, birçok fabrika ve işletme, demir kapılarla yalıtılarak, dışarıdan ulaşma zorlaştırılarak, bahsedilen çalışma evlerine dönüştürülmüştür. Anlaşılan kapitalistler, yaklaşık iki yüz elli yıldır aynı yöntemleri uygulamaktan çekinmezlerken, işçi sınıfı da korkunç sömürünün öznesi olmaya devam etmektedir. İşçi kitleleri, şovenizmle kandırılarak, düşmanlık beslediği, kendisi gibi işçi ya da yoksul olan diğer etnik kimlikleri ya da farklılıkları aşağılarken sömürünün devamına katkı sağladığının farkında olamamaktadır. İşçi sınıfının kanını emmek suretiyle savaşı finanse eden kapitalistlerin, savaş çığırtkanlarının ülkenin bir yanını kan gölüne çevirmelerinde sınıfın da sorumluluğu olduğu fikri çok da haksız sayılmayacaktır. İşçi kitleleri, tarihsel görevlerini, zorunluluklarını unuttuğu ölçüde, sermayeden yani ölü-emekten bağımsızlaşmak suretiyle, insanlığın kurtuluşunun öznesi olmak yerine, milliyetçi fikirlerin, şovenist hezeyanların etkisiyle dayanışma yerine rekabetle kendi yaşamını kurtaracağı inancına sahip olduğu ölçüde sermayenin bunalımlarının bir parçası olarak işsizlikle karşı karşıya kalıp kendi yoksullaşmasının ve gelecek kuşakların yoksulluğunun nedeni olacağı açıktır. İşçi kitleleri, çalışmanın, ulus devletin ve milliyetçiliğin kutsanmasına karşı direnerek, dişlinin parçası olmak yerine o dişlinin bölümlerine ayakkabısını, terliğini sıkıştırdığı zaman kendisi için sınıf olma yolunda adım atmış sayılabilir. Roma imparatorluğunu yıkanların, ilkel Cermen boyları olduğu hatırlanacak olursa, sefahati ve bu sefahatin üzerine kurduğu sömürü düzeninin acımasızlığıyla ünlü Roma imparatorluğu yıkıldığında, insanlık, köleci üretim ilişkilerini sürdürmek yerine, birilerinin çoktan unutmuş olduğunu düşündükleri komünal ilişkilere, dayanışma fikrine dönüşte gecikmemişlerdi. Tarih sayfalarında defalarca, egemen sınıflar gizlemeye çalışsalar da köleci ilişkilerin yerini, dayanışmacı ilişkiler almıştır. İşçi kitlelerinin, kendisi için sınıfa dönüşmeleri için rekabetin yerine, birbirinin ayağını kaydırma yerine, dayanışmayı örmekle işe başlamaları gerekmektedir. Bu gün işçi kitlelerine yaşadıkları sefaletten kurtulmaları ve daha insanca bir yaşam için daha fazla değil daha az çalışması ve öğrenmesi gerektiği anlatılmalıdır. Onları mücadelenin bir parçası haline getirecek, yanılsamaların yerine gerçekleri açıklama kampanyalarına ihtiyaç vardır. İşçi sınıfının sınıf bilinci, günlük ekmek kavgasının, yani daha az çalışarak daha fazla ücret almasının mücadelesini vermekle beraber savaşa ve şovenizme karşı durmak suretiyle kardeş kanı dökmemesi, savaşa karşı kardeşleşmeyi savunması, kardeşlerine yöneltilmiş olan namlunun kendisini de bir gün vurabileceğini bilmesidir. Kapitalizm onursuz yaşam ve çalışma koşulları demektir. Sömürünün yerine başka bir dünyanın, özgür bir dünyanın mümkün olabileceği tarihte defalarca kanıtlanmıştır. İşçi sınıfına tarihsel görevlerini hatırlatmak sosyalistlerin temel düsturu olduğu ölçüde insanlığın kurtuluşu git gide yakınlaşacaktır. |
||
|
Loading
|