HÜKÜMET-ORDU İLİŞKİLERİ ÜZERİNE


S. GÜL


28 Şubat 2010



AKP 2002’de tek başına iktidara gelmesinden bu yana askerle çeşitli vesilelerle karşı karşıya gelmiş bulunuyor. İktidarın ilk döneminde askere ve orduya karşı son derece saygılı duran ve ciddi meselelerde gerginlik yaşamamaya çalışan AKP iktidarı son dönemde ipleri iyice germiş durumda.

DÜN…

Hatırlanacağı üzere cumhurbaşkanlığı seçimlerinde cumhuriyet mitingleriyle başlayan süreç 367 krizi ve e-muhtırayla devam etmişti. Dönemin genelkurmay başkanı Büyükanıt cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak “Cumhuriyetin temel değerlerine, devletin üniter yapısına, laik demokratik devlete sözde değil özde bağlı bir cumhurbaşkanının seçileceğini umut ediyorum” açıklamasını yapmış, Mart 2007’den o yana gerçekleşen cumhuriyet mitinglerine açıktan desteğini sürdürmüştü. Cumhuriyet mitingleriyle birlikte AKP’ye karşı yeniden darbe söylemleri giderek artmış, toplum darbeyle tehdit edilmişti. E-muhtırayla asker, yaşanan olaylar karşısında yasalar ile kendine düşen görev ve yetkileri kullanmaktan çekinmeyeceklerini dile getirerek hükümeti açık açık tehdit etmişti. Hükümete karşı sorumlu olduğu hatırlatılan askere karşı AKP ilk kez tavır almaya başladı. İlk kutuplaşmanın yaşandığı bu olay önemli bir yerde duruyor. Darbe çığırtkanlığı yapanların, orduya kayıtsız şartsız bağlananların fütursuzca yaptığı eylemler, AKP’de karşılığını oy olarak buldu. Darbeye karşı durmayı, askere karşı olmayı AKP’nin yanında olmakla tarifleyenlerin sayısı arttı. Ve akabinde yapılan genel seçimlerde Genelkurmaya inat büyük bir zaferle seçimleri kazandı.

Ergenekon davasına ilişkin operasyonların başlaması çok sayıda rütbeli askerin bu dava kapsamında gözaltına alınması, tutuklanması yeni gerginliklerin kapılarını araladı. Hâlen devam eden davada bazı ordu komutanları dahil, çeşitli emekli ve muvazzaf subay ile onların sivil işbirlikçileri olduğu iddia edilen, birçok gazeteci, akademisyen, yeraltı dünyası ismi ve sivil toplum örgütü lideri; seçimle işbaşına gelen meclis ve hükümeti devirecek bir askerî darbe planlamak ve Ergenekon adında bir silahlı terör örgütü kurmak suçlamasıyla yargılanmaktadır. Çeşitli ev baskınları, telefon dinlemeleri, ülkenin çeşitli yerlerinde bulunan silahlar, el bombalarıyla gelişen süreç tansiyonu sürekli yükseltti. Yaşanan bu süreç kozmik oda aramaları ve yeni darbe planlarının açığa çıkması, yargıya yapılan müdahalelerle devam ediyor.

BUGÜN…

Bütün bu süreci AKP lehine okuyup, sivilleşme hareketi olarak yorumlayanların sayısı çok fazla. Tabi yaşanan olaylarda az da olsa sivilleşme söz konusu. Kozmik oda aramalarının yapılması, askerlerin tutuklanabiliyor olması, EMASYA protokolünün iptali önemli gelişmeler olarak görülebilir. Ancak, ortada ciddi bir sorun var. 8 yıllık iktidarı sırasında AKP demokrasi ve sivilleşme adına neler yapmıştır, yaptıklarını kendi isteğiyle mi yapmıştır? En önemli meselelerden biri sivil bir anayasanın oluşturulmasıdır. Halihazırda 12 Eylül darbesinin ürünü olan bir anayasayla askeri vesayete karşı nasıl mücadele edilecektir, askere karşı dursan ne kadar sahici olacaktır. EMASYA protokolünün iptali bu noktada pek de önem taşımamaktadır, bu protokole kaynaklık eden esas belge hala ortadayken. Sanatçılarla yaptığı toplantıda ilk hedefleri arasında sivil bir anayasa hazırlamak, bunun öncesinde yapılabilecek anayasa değişikliklerini yapmak olduğunu ifade eden Erdoğan'ın AKP hükümeti yeni bir anayasa hazırlayacak yeterince vakte ve fırsata sahipti. Ancak çeşitli nedenlerle bunu sürekli erteledi. Yeni anayasa tartışmalarıyla birlikte AKP hükümetinin karşısında duran en önemli görev demokratik açılım. Hükümet demokratik açılımı açarken ve askerle Ergenekon tartışmalarını sürdürürken Kürt halkının siyasi temsilcilerine karşı askerle bir anda tek yumruk oluverdi. Bunun sonucunda yapılan operasyonlarda birçok DPT’li belediye başkanını, yöneticisini, üyesini gözaltına alıp, tutukladılar.

DÜNE VE BUGÜNE AİT…

Peki, AKP ile asker arasındaki esas sorun nedir? Esas itibariyle devletin yönetiminde söz sahibi olan sermaye ve askeri bürokratlardır. AKP iktidarı burada kendine bir yer açmaya çalışmaktadır. Kendisini güçlendirmek için yapması gereken şey askeri bürokratları zayıflatmak ve kendi yerini güçlendirmektir. Bunun içindir ki hakim durumdaki askere karşı durmakta, onunla savaşmakta, yakaladığı açıkları kamuoyuyla paylaşarak ordunun imajını zedelemektedir. Zaten son dönemde yapılan araştırmalar askere vurulan darbelerden sonra orduya karşı toplumda bir güvensizliğin geliştiği ve imajının sarsıldığını göstermektedir. Ancak bu yaşanan çatışma kendi aralarında çözümlenemeyecek bir çatışma değildir. Sorun daha fazla söz sahibi olabilme sorunudur. Bunun içindir ki AKP tüm devlet kademelerinde hızla örgütlenmektedir. Askerden boşalan kadrolara kendini yerleştiren AKP, yapılanlar açısından askeri aratmayacak bir pozisyonda duruyor. Askeri vesayete karşı dururken kısmi olarak sivilleşme sağlayan AKP emekçilere karşı daha da askerleşiyor. Tekel işçilerinin direnişi bunun en son ve en açık örneğidir. İşçilere süre tanıyan AKP hükümeti bu süre dolduğunda işçilere askeriyle, polisiyle saldıracağını söylemektedir. Yine aynı şekilde Kürt meselesine karşı askerle uzlaşan AKP belirli sınırların dışına çıkamamakta. Bu da her ne kadar kendi aralarında çatışsalar da temel sorunlara karşı aynı pencereden baktıklarını görmemizi sağlıyor.